Kırca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kırca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2009 Cuma

Gündemdekiler Kısa Kısa  (Ekim 09)

Bazı başlıklar ve kişisel yorumlarımla Ekim ayına şöyle bir bakalım:


Ekim ayının ilk günlerinde, Deniz Seki tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

7 aydan fazla çeken hapishane günleri böylece bitmiş oldu. Kendisini azıcık tanıyorsam, zamanla gene bir musibete/belaya bulaşacaktır. Bayhan olayı, bilmem kaçıncı uyuşturucu olayı, aldatmalar/aldatılmalar... Kadın çekiyor bunları. Ne var ki mesleğini seviyor. Güzel şarkıları, müzikleri var. Uzun zamandır da kendi şarkılarını kendisi yapıyor.

Kadın olarak dünyaya gelmesi büyük bir şans; zira hem bedensel hem ruhsal olarak  "kadın"  (feminen)  bi tip Deniz Seki.

---2014'te gelen  Edit:
Nitekim öyle de oldu.  Deniz Seki,  2014 Kasım'ında  "uyuşturucu ticareti yapmak"  suçundan  üç yıl yatmak üzere tekrar hapse girdi.
Girişi de çıkışı da medya tarafından ilgiyle takip edildi.
Bakalım daha ne belaları üzerine mıknatıslayacak bu Yengeç kadını?---




YÖK Başkanı'nın oğlu dayakçı çıktı ve okul arkadaşını hastanelik etti. Başlangıçta "Oğlumla ilgisi yok" diyen Yusuf Ziya Özcan, sonradan çocuğun ailesinden özür diledi.

Kendisinin bir gazeteye verdiği açıklamaları şöyle:
"Aslında benim oğlanın olayla ilgisi yok...  3. katın tuvaletine çıkıyorlar, ilk olarak benim oğlan bir tane vurmuş başka da vurmamış. Ama benim oğlan biraz büyük olduğu için sanırım hızlı vurmuş.  Çocuk yere düşerken kalorifere  ve  lavaboya çarpmış."

Bu seferki YÖK Başkanı,  YÖK kurumunu bence çok güzel temsil ediyor. "Benim oğlan"  ve  "Yere düşerken kalorifere ve lavaboya çarpmış" açıklamalarına bir yerlerden baya bir aşinayız halbuki.



MHP'li Oktay Vural,  "Türk Milleti mozaik değil mermer" demiş.  Erdoğan'a da "Mozaikistan Başbakanı mısın sen!"  diye çıkışmış.

(Bu durumda kendisi de  "Mermerlerin temsilcisi, Mermeristan Muhalefet Partisi Grup Başkanvekili" oluyor  :p)




Levent Kırca  gazetecilere saldırdı.
Bir zamanlar adının aşk dedikodularına karıştığı bir hanım ile görüntülendiğini fark edince sinirlerine hakim olamayan oyuncu,  habercilerin üzerine yürüdü.


Kamer Genç'in  "çiçek sulama" parodisini yapmaya benzemiyor tabii gerçek hayat.  Hele de kendi özel hayatın söz konusu olduğunda.

O değil de...
"Sanatçı topluma örnek olan insandır"  zırvalarının beyinlere işlendiği ülkemizde;  "Flaşların patlaması için yırtınan bi dolu hoppa varken  ne diye Levent ustaya bulaşırsınız?"  gibi internet tepkilerini okumak gerçekten şaşırtıcıydı.  O Levent Kırca değil miydi  "Maraba Televole!"  deyip pis pis sırıtan?  Yıllarca en çok izlenen dipsiz magazin programı Televole'yi jenerikleyen?  Senelerce dinledik.  Bu kadar da balık hafızalı olmayalım artık.




Orhan Pamuk'a  dava yolu açıldı.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yazar Orhan Pamuk hakkında, İsviçre'de yayımlanan bir dergiye verdiği röportajdaki "30 bin Kürt'ü ve 1 milyon Ermeni'yi öldürdük" sözleri nedeniyle manevi tazminat davası açılabileceğine karar verdi.

Mayıs  ayında başlamıştı zaten bu süreç.




Ve Ergenekon:  Yarbay Dönmez'e oybirliğiyle tahliye.
Genelkurmay Askeri Mahkemesi,  Ankara Yenikent'teki Zir Vadisi'nde bulunan mühimmatlarla ilgili yargılanan  Yarbay Mustafa Dönmez'in  oy birliğiyle tahliyesine karar verdi.

Radikal gazetesindeki habere gelen yorumlar ilginç:  (bkz)


20 Haziran 2009 Cumartesi

 ERGENEKON,  Mavi Akım  ve  Kamer GENÇ


İlk bakışta "Ne alaka?" gibi durabilir bu üçü. Bence alakalı ve benim kişisel olarak aralarında bağ kurduğum bir üçlü. Özellikle son bir kaç yıldır yükselen 'darbe' ve 'Ergenekon' patırtısına bir de 'enerji sorunu' eklenince; bunu burada kişisel eklentilerle beraber paylaşmak istedim.

Üniversitede eve çıktığım yıllar,  bir de  İzmit-Gölcük merkezli  büyük
99 depremleri ile birleşince,  geceleri fazlaca televizyon izlemeye başlamıştım.  Zaten ezeli uyku sorunları olan  ve  gece yaşayan biri olarak o dönem en çok izlediğim kanal  TBMM TV  oldu desem yalan olmaz.  İlk bakışta sıkıcı/tuhaf gelebilir ama o dönem Kamer Genç ve bazı nev-i şahsına münhasır şahsiyetler Meclis'teydi.  Tam  "çiçek sulama"  zamanlarıydı,  mizah açısından ortam oldukça tatmin vericiydi.

Neyse... İşte o günlerde Meclis'te uzun uzun tartışılan bir konuydu bu "Mavi Akım Doğalgaz Projesi".   O dönemin Refah-Fazilet Partili milletvekili konuşmacıları ve DYP'nin nev-i şahsına münhasır seçilmişi Kamer Genç  bu projeye karşı çıkıyor,  (âmiyâne tabirle) kazıklandığımızı,  Dünya'nın en pahalı doğalgazını satın aldığımızı, çevre kirliliği  ve  temiz-rahat ısınma gibi nedenlerle bir yandan halkı doğalgaza teşvik ederken  bir yandan da vatandaşça ödenemeyecek yüksek ücretler talep edildiği gibi şeyler...



Tabi biliyorsunuz bizde Meclis konuşmaları laf olsun diye yapılır. "Kabul edenler/Kabul etmeyenler" denir ve o ceylan derisi koltuklarda oturan herkes, (milletvekili oluyor bunlar) partisinin tarafına göre el kaldırır/indirir.


Velhasıl,  iktidardaki koalisyonun bastırmasıyla,  Rus  GAZPROM  ve
bir İtalyan şirket ortaklığıyla kurulacak  Mavi Akım Projesi  Meclis'ten geçti.  (Ecevit-Yılmaz-Bahçeli koalisyon yılları)
İşin ilginci;  Meclis'te bu kadar patırtılı-eğlenceli,  kafadan bardak boşaltmalı, bel altından vurmalı, bol kahkahalı,  hem izlenesi hem dinlenesi o dönemki muhalefete  Türk Medyası ve etkin güç olarak Doğan Medyası neredeyse hiç yer vermedi.  TBMM TV'yi izlemiyor olsam benim bu olaylardan zerre haberim olmazdı mesela.


O dönemin Enerji Bakanı  Cumhur Ersümer  idi.  Yakışıklı bir adamdı bence.
 (Şişman ve köylü görünümlü birinin bana yakışıklı gelmesini şaşırtıcı bulmuşumdur hep.)
Yıllar sonra bu adam,  Mesut Yılmaz  ile beraber  Yüce Divan'a mı sevkedilmeye çalışıldı ne?  Dolandırıcılıktan ve Mavi Akım'la devleti zarara uğratmaktan.

Peki Kamer Genç'e ne oldu?
Bir "çiçek sulama" olayı oldu,  Levent Kırca'ya iyi malzeme çıktı.
Kamer Genç sayesinde mal, mülk, yat, kat, yalı sahibi oldu Kırca.
Sonradan Kamer Genç hangi mekana gitse  arkasında sarışın bir 'verici' biter oldu...  Reha Muhtar Haberciliği;  magazin sululuğu ve sırıtışında kendisine sordu:  "Neden hep size oluyor/sizi buluyor bunlar?"
Tabii  kem kümledi Kamer Genç,  ne desin?
"Mavi Akım gibi enerji merkezli çıkışlarım,  bazı çevreler ve medyada rahatsızlık ..."  diye başlayan cümleler kurmaya başladığında kimse adama inanmadı elbette,  herkes pis pis sırıttı.

Amma velakin öyle oldu  böyle oldu.  Sonuçta:

* Dünya'nın en pahalı doğalgazını alıyoruz.
* Yakın çevremizde çok fazla doğalgaz ve petrol kaynağı var.
* Amerika ve Rusya  buralara ve enerji kaynaklarına sahip olmak için staratejiler geliştiriyor.
* Türkiye'den doğalgaz boru hatlarının geçmesini istemeyen güçler, Türkiye'deki terör ve yıpratıcı güçlere destek vererek arazinin güvenilirliğini kırıyor.
* Zamanında,  terörün sürekli kılınması sayesinde kurulan  OHAL güvenlik perdesi arkasında,  Güneydoğu'da nasıl bir kaçakçılık ve uyuşturucu trafiğinin hortladığını gördük.  Ergenekon gibi güçlü bir yapılanma,  bu kadar büyük paraların aktığı enerji mevzularının da çok uzağında olamaz.
* Susurluk ve Ergenekon sanığı  Veli Küçük'ün  Azerbeycan ile ilişkilerinin görünen yüzü ortada.


Daha önce de yazmıştım.  Günümüz Kemalistleri ile Fetocular arasında büyük benzeşmeler var.  Her iki grup da icazetle hareket ediyor. Birileri yularlarını ne tarafa çekse  o yana meylediyorlar.
"AKP ülkeyi satıyor"  diyenler,  aslında sadece paranın aktığı yeni çevreye tepki gösteriyor.

Bu konuda arama yaparken, yeni yapılmış bir röportaja da denk geldim.  Ayrıntısına girmek isteyen için vereyim.


Meraklısına:  (bkz:  Vikipedi'de  Mavi Akım)

Sedat Laçiner:  'Boru hatları olan ülke bölünmez'


"Rus devi Gazprom'un tek hedefi, Türkiye'ye daha çok gaz satmak ve boru hatlarını kontrol etmektir."

"Eğer 10 milyar doları  sadece boru hattı döşemeye ayırıyorsanız,
100 milyon dolarını da adam satın almaya harcayabilirsiniz.
Bu durumda  bir iki milyon dolara satın alamayacağınız insan sayısı çok azalır.  Eğer bir de o şahsın kumar borcu, sevgilisi, kaçak ilişkileri falan varsa;  bir bakanı, bürokratı, genel müdürü çok daha kolay ayarlıyorsunuz.  İşte o zaman bunlar öyle imzalar atıyorlar ki,  ülke bunun bedelini uzun yıllar çok ağır ödüyor.  Bunu pek çok ülke yaşadı. Türkiye’de de eğer bugün enerji fiyatları pahalıysa, bu, 10-12 yıl önce imzalanmış olan kötü anlaşmalardan ötürüdür.
"


7 Şubat 2009 Cumartesi

ERGENEKON Yazıları-III

Kişisel Yorumlarım:
Bu ülkede askere hiçbir şey olmaz.
Sözüm,  görevini kötüye kullananlara gitsin.

Çeyrek asırdır bir PKK sorunu bitmiyorsa bu ülkede,
mutlaka değerlendirilmesi gereken bir sorun vardır demektir. _____________________________________________________

Neler oluyor Türkiye'de?

Savaşın devam etmesini isteyen bir derin devlet,  etnik temizlikçiler,  ülke gelirlerinin ezici çoğunluğunun gittiği bir savunma sanayi;  ve doğudaki çatışmalarda erlerin silahları patlamıyor ha?  Defalarca basılan karakollar basılmaya devam ediyor bu arada.

Neden kimse yargılanmıyor?
Hakkında  Susurluk  ve  Ergenekon davaları  dahil  ciddi iddialar olan,  Ergenekon olayları sürerken intihar eden  Albay Abdülkerim Kırca;  hakkında süren davalar olmasına rağmen  16 sene boyunca mahkemeye çıkmamış, çıkarılmamış.  12 sene bir davasının soruşturması sürmüş,  4 yıldır da yargılanacak mahkeme aranıyormuş.
Şimdi bu nedir?

Peki Şemdinli'deki olay neyin nesiydi?
Bir askere ceza verildi diye duyduk önce.  Sonra dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt  dava sürerken çıkıp  "İyi çocuktur"  dedi.  Verilen karar düştü ve dava Askeri Mahkemeye yönlendirildi.  Oradan da elbette "beraat".
Bu kadar.  İşte budur.


Peki aynı ülkede başkalarına ne oldu?

* Savcı,  Bülent Ersoy'un peşini bırakmadı.  Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Bülent Ersoy'un beraat kararını temyiz etti.
“Tıbben çocuk doğuramayacak bir insanın  Türk annelerini  provake etmesi”
ile suçlandı.  Bülent Ersoy'un,  mal varlığını Mehmetçik Vakfı'na bağışlamaması bile temyiz sebebi edildi.  "Düşüncelerini sebepsiz yere ifade etti"  denerek yeniden dava açılması istendi.

(Bülent Ersoy,  bir televizyon programında söylediği  "Çocuğum olsa askere göndermem"  sözleri nedeniyle halkı askerlikten soğutma gerekçesiyle  9 aydan iki buçuk yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davadan beraat etmişti)    (bkz:  Savcı,  Bülent Ersoy'un peşini bırakmıyor)

(İncir çekirdiğinden böyle baba baba iddianameler hazırlayan ulusalcı savcılarımız;  tahammülsüz,  maymunlardan geldiğimizi kanıtlar gibi milletin gözüne soka soka çıkışlar yaparken;  varın aynı orantıyı devlet meselesi addedilen olaylar konusunda, derin devlet hususlarında,  hukukun üstünlüğü zırhını kuşanarak yaptıklarında  DOĞRU ORANTI  ile  kendiniz bir hayal edin.)

* Aysel Tuğluk  1,5 sene hapis cezası aldı.  Suçu şunu söylemek:
Sayın Başbakan  "PKK’yı terörist ilan edin sizinle görüşelim"  diyor.  Bununla mesele çözülmez.  Sizin terörist olarak nitelendirdiğiniz insanlar kimine göre de kahramandırlar.


Sol ve Medya

Peki ya  CHP'nin ve Türk solunun  Ergenekon konusundaki yaklaşımına ne demeli?   Ya bunların medya ayağını oluşturanlara?
Bir şey demeye gerek yok.

"17 bin 500  faili meçhul dosyanın olduğu bir ülkede,  insanı şok eden siyasi suikastlerin periyodik biçimde gerçekleştiği bir atmosferde şaşırtıcı olan,  Ergenekon davasını önemsizleştirmeye çalışan solcuların varlığı."

"Diktatörleri askerler,  politikacıları gazeteciler devirir.  Yıllardır kokuşmuş ve dar alanlarda süren ülke siyasetimizi,  bu ülkenin merkez medyasına borçluyuz biraz da"  diyordu  Ahmet Altan.


Hurşit Tolon Paşa

Delil yetmezliği sebebiyle Ergenekon davasından dün tahliye edilen  Hurşit Tolon  ile ilgili bir anekdot düşmek istiyorum burada.  Cumhuriyet mitingleri üzerine kendisinin bir konuşmasını izlemiştim geçmişte.  Kişisel yorumum şu:
Bu ülkede  bağnaz dinci kesimin kadına yaklaşımı ile,  koyu Kemalistlerin kadına yaklaşımı arasında temelde bir fark yok.  O kadar çakışıyorlar ki hatta birbirleriyle!

Birinin derdi:  Kadını kapatmak,  türban veya çarşafa sokmak,  tek telini göstertmemek.  Diğerinin derdi:  Kadının kafasını açmak ve yakasına Atatürk rozeti takmak.  İşte bu kadar!  Kadın = Beden.
Kadının adı yok,  kişiliği yok,  kişisel tercihleri yok.   (Varsa da yok sayılıyor)

Tuhaf bir şekilde aynı kadın,  ekonomik hayata da katılıyor bizde.  Para kazanıyor yanii. Arap ülkelerinden farklı olarak daha yüksek eğitim de alıyor. Ama sonra dönüyor dolaşıyor,  oralardaki kadınlarlardan daha meşakkatli yollardan geçtikten sonra,  onlarla aynı değerler potasında tartılıyor.
Bu söylediklerimden ve  (sözde)  kadın adına sürdürülen bitmez siyasi tartışmalarımızdan pek çok sonuç çıkartmak mümkün.


Yazımı,  geçenlerde bir sitede gördüğüm kısa Ergenekon yorumu ile tamamlıyorum.
"İktidarda olan hemen her partinin varlığından haberdar olduğu bir oluşumun  (derin devlet) ,  bu dönemdeki iktidarın menfaati gereği,  ülke gündemi ve ekonomisine ciddi hasarlar bırakmayacak ölçüde, şimdilerde etkisiz kişiler üzerinden yürüttüğü ve açığa çıkardığı operasyondur nitekim Ergenekon.
Şaşkınlıkla izlemiyoruz.
"
(rotinda  /  20.09.2008,  Private Sözlük)
_________________________________________________________



(bkz:  ERGENEKON Yazıları-II)