26 Şubat 2010 Cuma

Gündem Şubat 2010/3

.
Mehmetçik Vakfı'na Polis baskını
Balyoz soruşturması sürerken beri yanda, Emekli Tuğgeneral Süha Tanyeli'nin başında bulunduğu Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı'nın İstanbul şubesi de polislerce arandı, Süha Tanyeli gözaltına alındı.

(Mehmetçik Vakfı bu milletin kurban ve kurban paraları için uygun gördüğü adreslerden biriydi. Orada da bir pislik çıkarsa veya varsa ne diyelim artık? Bu toplum düzeninde ona da şaşmamak lazım; zira artık "şaşırma yetimizi kaybettik" gerçekten de...)




Gerginlik tırmanıyor
Emniyet ve Yargı arasında sabahın ilk ışıklarına dek süren göz altına alma, soruşturma ve cezaevine gönderme hareketliliği sürerken; Genelkurmay Başkanlığı binasında TSK'da görevli tüm orgeneral ve oramirallerin katılımı ile bir toplantı gerçekleştirildi, durumun ciddiyeti vurgulandı. Durumdan vazife çıkartmak isteyen klasik Türk basını anlayışını benimsemiş medya organları bu gelişmeyi de "Gerginlik tırmanıyor" diye verirken, mesela Taraf'ın sürmanşetinde: "Ne yani darbe mi yapacaksınız?" yazıyordu.




Yargı-Kaygı diye diye erken seçime!
Son zamanlarda gündemde yargı ve yargıçlar, hukuk ile ilgili kurumlar ve hukuk üyeleri çok fazla yer tuttu. Yargıya müdahaleler ve güç kavgasının yargı üzerinen yapıldığı bu ortamda, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve muhalefet partilerinden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli açıklamalarında "Yargı reformu" yapılmasını, "igili kanunlar ve Anayasa'nın artık değiştirilmesi gerektiğini" söylediler. Devlet Bahçeli ayrıca şu anki hükümetin böyle bir değişimi yapma gücüne sahip olmadığını ima ederek erken seçim istedi. Böylece erken seçim rüzgarları ve dedikodusu yine hortladı.




Başbuğ'un da gizli kaydını almışlar!
Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'a ait bir ses kaydı adeta jet hızıyla internet sitelerinde yayıldı ve büyük dikkat çekti. Kaydı doğrulayan Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, kaydın "İlker Başbyuğ'un yurtdışında askerî personele yapmış olduğu bir konuşmadan yararlanılarak düzenlendiği" söylendi. Konuşmanın Ocak ayının son haftasında Brüksel'deki NATO Karargahı'nda yapıldığı sanılıyor.
(Yazılı dökümü için: bkz. Ses kaydı için ise: bkz.)




"Adi-Başbakan"
Deniz Kuvvetleri Erdek Deniz Üssü'nde belirlenmiş bir parola gündemdeki bir diğer bir başlıktı. Her şey üst üste geliyor ve Askeriye bu kez farklı bir rolle gündemde.



Dikkate değer bir Ergenekon yorumu

"...
Tekel işçilerinin eylemlerini bile Ergenekon ile bağlamaya çalışan, Soğuk savaş dönemi diliyle 'ideolojik', 'PKK bağlantılı' diye takdim edebilen bir siyasi ortamı mazur görmelerini anlamam da mümkün değil. Ve nihayet, geldiğimiz noktada bir iktidar milletvekilinin (Ahmet Aydoğmuş-Çorum-AKP), bir toplantıda, 'Bu iktidara karşı çıkanların kanlarını tahlile yollamak lazım. Bu kanı bozuklar gizli sözleşmeler yaparak ihanet etmişlerdir' diye başlayıp aynı vehamette devam eden konuşması, tüm bu genel tablodan bağımsız bir 'istisna' olarak görülemez. Ancak, mevcut iktidarın içinden çıktığı düşünsel-siyasal gelenek, öteden beri 'kanı bozukluğu' sorun etmiş, birçok tarihi siyasal olayı bu çerçevede görmüş bir gelenektir. Bu siyasi geleneğin baş tacı ettiği Necip Fazıl, Meşrutiyet deneyimini doğrudan, Cumhuriyet'i ise dolaylı olarak dönme-siyonist komplosu gibi okuyan biriydi. Bu milletvekilinin, mevcut asker-sivil çatışmasını Yeniçeri-devşirme terimlerle izah etmesi de tesadüf ve istisnai bir olay değil. Bu yaygın ve sorunlu bir tarih okumasının tezahürü. Bu tarih okumasından kalkıp Ergenekon'u 'kanı bozukları tasfiye' diye anlamak işten bile değil."
(Nuray Mert - 25 Şubat 2010 Radikal)




Gene aynı Maden Ocağı
Balıkesir'de 13 madencinin can verdiği grizu faciası, anlaşılan o ki göz göre göre gelmiş. 20 gün önceki rapora rağmen önlem almayan beş kişinin (muhtemelen muayyen bir vakitten sonra salıverilmek üzere) göz altına alındığı söyleniyor. Bir kaç sene önce de ölümle sonuçlanan benzeri bir patlamanın gerçekleştiği madende, ölenler ile ilgili yapılmış kısa bir kolajda, bazılarının diğer maden ocaklarını güvenli bulmayıp Balıkesir'deki ilgili yeri tercih eden madenciler olduğu söyleniyordu. Denize düşen yılana sarılıyor, ve 'kötünün iyisi modelleri' her yerde... Olayın ardından ajanslar, ölen madenci yakınlarının bu kazayı "kader"e bağladıklarını, madenin sahiplerinin aslında çok iyi insanlar olduklarını söylediklerini aktardı.
(bkz: Kaderciliğin sıradanlığı ve kolaycılık)





"Balyoz Balyoz, Biz Napıyoz?"
RTE Medya patronlarını uyardı: "Maaşını ödediğin yazara hakim ol"! (Yorumsuz)

Mazhar Alanson ise televizyondaki bu Balyoz gerginliğini izlediği bütün bir günün sonunda aklına gelen sözleri video halinde twitter'a yüklemiş. Güzel bir tebessüm oldu o da...
(YouTube video)




Engin Çeber olayında Polisin suçu yok!
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Engin Çeber'in ölümüyle ilgili idari soruşturmada, 13 polis ile ilgili "cezaya gerek olmadığı"na karar verdi. Polislerden biri Çeber davasında müebbet istemiyle yargılanıyor.



Yeni bir ezber daha!
Zülfü Livaneli'nin yönettiği Atatürk konulu Veda filmi vizyonda.
(Kişisel olarak bende zerre merak uyandırmayan bu denemeler) yine bazı çevrelerde tartışma yarattı: "Gerçek Atatürk bu mu?"
Bu tartışma çevresinde dönen geyiklerden birinde benim yorumum şöyleydi:

Türkiye'de algı kültürü ve temel kavramlar yanlış öğretilerle zehirlenmiş veya bozulmuştur. "Sanatçı topluma örnek olan insandır" gibi en saçma sapan sanat yaklaşımlarından birine sahip olan bir toplumdan, hele ki Atatürk gibi hassas bir noktadaki lideri yorumlamasını bekleyemezsiniz.






Yeni bir Adli Tıp Skandalı daha: Amirallere suikast davasında şok! (tabii yersen)
7 Mayıs'ta görülmeye başlanacak olan amirallere suikast iddianamesinde, teğmenlerin evinde bulunan uyuşturucunun üzerinde 2 adet kıl bulunduğu öne sürülmüştü. Savcılık, bu kıllar ile teğmenlerden alınan örneklerin karşılaştırılmasını istedi. Ancak dosyadaki en önemli delil niteliğindeki kıllar, Adli Tıp'ta kayboldu!



Emasya Protokolü kaldırıldı.
Tarkan uyuşturucu sebebiyle gözaltına alındı.




İhsan Doğramacı vefat etti
YÖK'ün kurucu başkanı, Hacettepe Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi kurucusu İhsan Doğramacı 25 Şubat 2010'da vefat etti.
Doğramacı, 12 Eylül Askeri Darbesi ile birlikte temel hak ve özgürlüklere yönelik yasaklamaların üniversite dünyasına taşınmasında manivela işlevi gören YÖK'ün mimarlarından biriydi ve Özal döneminde yıldızı parladıkça parladı.

Hiç yorum yok: