19 Şubat 2010 Cuma

Gündem Ocak-Şubat 2010/2


Hukuk çıldırmış olmalı!
Önce Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin verdiği "Agos'ta yazan hakarete katlanır" benzeri yorum; ardından görev başındaki savcıların yetkilerinin alınması...

Evet. Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'i gözaltına aldı gibi bir şey oldu Ergenekon Soruşturması kapsamında. Zaten uzun bir süredir 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'in Ergenekon kapsamında sorgulanacağı haberleri büyük bir tantana yaratmaktaydı; zira ilk defa görev başındaki bir askerin sorgulanacağı söyleniyordu. Eğer kendisi ifade vermeye gitmezse Polis zoruyla götürüleceği söyleniyordu ki, olaylar etki-tepki ile taa buralara kadar geldi: HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) savcıların yetkilerini ellerinden aldı.
İşin içinde yok yok! İsmailağa Cemaati, cemaat-siyaset bağlantıları, üst düzey komutanlar, rektörler... (Bu arada Ergenekon'da rektörler ve gazeteciler içeride, askerler dışarıda! Sağlık gerekçesiyle örtülü ödenek konusunda ifade vermeyen Emekli Orgeneral Şener Eruygur için 'hafıza raporu' alınarak hiç bir şey hatırlamadığı savunulacakmış. Ne tıp ne hukuk temiz kaldı. Her şey yozlaşmada!)



Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 17 Şubat akşam 9 sularına doğru apar topar yaptığı basın toplantısında "HSYK'yı görev ve yetkilerini aşmakla" suçladı. "Bunun bir yetki gaspı olduğunu, HSYK'nın aldığı kararla yürütülmekte olan soruşturmaya müdahale ederek doğrudan taraf olduğunu, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını tehlikeye soktuğunu" belirtti. (İlgili basın açıklamasının tüm metni için bkz.)
Bu açıklama sonrasında Yargıtay derhal kameralar karşısında HSYK'ya sahip çıktı; HSYK ise kendini savundu.

Bu yargı müdahaleleri ilk değil elbette. İyice belli oluyor ki son da değil. Daha önce HSYK'nın kararıyla meslekten men edilen Van Savcısı Ferhat Sarıkaya örneği düşünmeye değer. (Şemdinli'de bir bombalama olayına karışan sanık için 'İyi çocuktur' diyen dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ı iddianameye dahil etmesiyle 'avukatlık dahi yapamaz' kararı verilmişti HSYK tarafından kendisi hakkında. İlerleyen zamanlarda bizzat Sayın Büyükanıt'ın kendisi o savcıyı görevinden attırdığını açıklamıştı.)



Ülkede güç odağı olmak isteyenler kozlarını yargı üzerinde paylaşıyor belli ki. Ve Yargı iyice Kaygı'ya dönüşüyor. "Hukuk, dönmekte olan işlerin kılıfı" diyordu Murat Belge bu ayki bir yazısında. Ve ekliyordu: "Örneğin şimdi, Yargı aygıtı içindeki iki taraftan biri, öbürünü, tarikatlara kafasını takıp gittiği için mi cezalandırıyor, yoksa işin içinde henüz bize açıklanmayan başka şeyler mi var? İkisi de olabilir, iki durumda da olan şeye şaşırmam. Çünkü zaten şaşırma yetimiz fena halde erozyona uğradı."
Sonuçta daha önce de dediğim gibi, devletimiz oluşturduğu yargı sistemiyle sadece kendini korumakla meşgul yine. Bir tv programında bu konular tartışılırken, şöyle bir izleyici mesajı geldi, paylaşmak isterim:
"Savcılar veya mahkemeler yanlış yaptığı zaman onları denetleyecek yargı kurumları var. Peki HSYK yanlış yaptığında onu kim denetleyecek?"
Oradaki uzmanlar sayesinde öğrendik ki yasalarca HSYK'yı denetleyebilecek bir kurum yokmuş. Ne ala!
Ve çok değerli Kemalistlerimiz hala "Ergenekon diye bir şey yoktur!" noktasında. "Andımız" gibi, ezberledikleri şeyleri papağan misali tekrarlayan bu güruhun, küçük yaşta hatim indiren Kuran kursu talebelerinden ne farkı var?
Ve bir önceki Gündem yazımda da değindiğim gibi (bkz), böyle bir toplumda milletin derdi evlenmek!




Eğitimin hali
Eğitim alanında uzun zamandır ülkeyi meşgul eden katsayı tartışması var gücüyle devam ediyor. Meslek liseleri hakkında kararlaştırılan katsayı uygulaması Danıştay tarafından bozulunca, YÖK bu kez yeni bir uygulamaya geçmiş. "Hesaplamayı değiştireceğiz. Yapacağımız şey daha basit bir sistem olacak. Katsayı çarpılmayacak, toplanacak" diyor YÖK başkanı Sayın Prof.Dr.Yusuf Ziya Özcan.
(bkz: name description format)





Meclis Şurekası
Geçen aylardaki Kılıçdaroğlu-Arınç atışmasından sonra, bu dönem de Meclis Başkanı Güldal Mumcu ile Bülent Arınç kavgası gündemi işgal etti.
Bir Meclis toplantısı sırasında Sağlık Eski Bakanı Osman Durmuş'un konuşmaları sırasında gerginlikler çıkmıştı hatırlarsanız. Bülent Arınç bu toplantıdan sonra bayan meclis başkanının odasına giderek sinirli şekilde, 'kendisinin oturumu iyi yönetemediğini' söylemiş. Hanım da bunu Meclis kürsüsünde anlatınca ipler iyice gerildi.
Sayın Deniz Baykal, olayı -bence- yakışıksız bir bakış açısından ele aldı ve oranın (Meclis Başkanının odası) bir bayanın soyunma odası gibi olduğunu söyleyip pat diye girilmeyeceğine işaret etti.
Bülent Arınç ise her zamanki üslubuyla bu tartışmayı da noktaladı. 'Kendisinin olayın ertesi günü çıktığı tv yayınlarında Meclis Başkanı Güldal Mumcu'yu eleştirmeye devam etmesi ve bu sırada bir diğer Meclis Başkanı ile kendisini kıyaslama cüretini bulmasını, düşününce yakışıksız bulduğunu' söyleyerek bunlardan dolayı özür diledi.





Emine Erdoğan
Emine Erdoğan'ın üç sene evvel GATA'ya bir hasta ziyareti için gidişinde içeriye alınmamış olması haberlerinin ardından Sayın Deniz Baykal, Jacques Chirac'ın bir devlet ziyareti sırasında Erdoğan'a "Eşini getirme" dediğini iddia etti. "Başbakanın Türkiye'deki var olan bir sorunu eşinin üzerinden anlatmasını yanlış bulduğunu" belirtti.





-Bu dönemki diğer bazı dikkat çekici çıkışlar ise şunlardı-

* MHP'nin Siyaset Okulu'nda yaptığı bir konuşma sırasındaki "Darbe kaçınılmazdır!" sözleriyle İlber Ortaylı dikkatleri üzerine çekti.

* Kanadoğlu: "İktidarın Anayasa değişikliği yapmaya hakkı yoktur"
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, mevcut hükümetin Anayasa değişimi yapmaya hakkı olmadığını belirterek bir anlamda AKP'yi eleştirdi.
(Kişisel Yorumum: "İktidarın hakkı yok Anayasa değişikliğine!" Peki, kimin hakkı var acaba Kanadoğlu'na göre? (Kenan) Evren döneminin Anayasası'nı hala daha savunduğuna ve değiştirilmesine karşı çıktığına göre, ülkedeki seçilmiş partilerin adı belli olduğuna göre, Anayasa yapmayı sadece darbecilerin ve cuntanın hakkı olarak görüyor olabilir. Veya Yargıtay oturup kendi kanunlarını kendisi hazırlasın da diyebilir. Teklifi bu mu mudur acaba?)




Açık Öğretimlilere müjde!
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Davut Aydın, "Açıköğretim Fakültesi'nde başarılı olan öğrencilerin, örgün bölümlere yatay geçiş yapabileceklerini" açıklamış.
(Türkiye'nin dört bir yanında yerden ot bitermişçesine hızla açılan bunca özel+devlet üniversiteleri yetmemiş olacak ki, şimdi de oy hesabına Açık öğretimlilere gelmiş sıra! Eğitimde gelen gideni aratıyor. İlber Ortaylı da bu konu hakkında "Her ilde bir üniversite açmak ahlaksızlıktır" demiş.)
Bu arada sayın rektör "devrim niteliğinde büyük değişimler yapacaklarını" da söylemiş. Bunu Radikal online'da bir yorumcu yorumlamış, aynen aktarıyorum:

Zaten kalitesiz olan eğitim sistemi, daha da kalitesizleştiriliyor - 12/1/2010 7:37
Açıköğretimin zaten eğitimle ilgisi yoktu ki, orası devletin bir ticarethanesi gibiydi. Bu olay da bir firmanın müşteri çekmek için promosyon yapmasına benziyor. :( "Devrim niteliğindeki uygulamalar"la, eğitim sistemimiz iyice niteliksizleştiriliyor, biçiliyor, dağıtılıyor... Yakında "herkese makul ücret karşılığında diploma!! devrim niteliğinde bir uygulama!" diyecekler ve bu millet hala daha uyanmayacak, alkışlayanlar olacak!... Eğitimin amacı ülkedeki İNSAN KALİTESİNİ YÜKSELTMEKTİR, diploma vermek değil.
dogan_23

Hiç yorum yok: