29 Ekim 2009 Perşembe

 TARAF'ın  NTV  Asparagası

.
Taraf gazetesi, bu ayın 22'sinde bomba etkisi yaratan bir haberi manşetine taşıdı: "Ölüm helikopterinde  139  defa arandı"

"Bir kaza sonucu mu, yoksa suikastle mi öldüğü yönünde hâlâ şüpheler bulunan Muhsin Yazıcıoğlu'nun kaza gününde, kaza anı öncesinde helikopterde seyir halindeyken, NTV'den 150'ye yakın kez arandığı, bu sayede manyetik alan yaratılarak uçağın düşürülmüş olabileceği;  ayrıca helikoptere yapılan telefon aramalarının kaza saatinden sonra aniden kesildiği"  şeklindeydi haber.


Tabii büyük dikkat çekti, tartışıldı...
NTV'den özellikle Ruşen Çakır ve Mirgün Cabas'ın bu iddialara cevap verirkenki tavır ve tarzlarını görmenizi isterdim. Tam bir vakar örneği ve gazeteci inceliği sergilediler bence. Bunlar bizde nadide duruşlardır, kendilerini bizzat tebrik ederim.

Tüm olay,  NTV'nin saat ve zaman ayarını GMT saatine göre yapması ve Türkiye saati ile GMT saati arasında 2 saat gibi bir zaman farkı olmasından kaynaklanıyordu.  Sonradan bu bilgiyi  hem NTV'nin açıklamasından  hem de
24 Ekim tarihli Taraf manşet haberinden öğrendik.  (TİB Başkanı dün akşam açıkladı... Kayıtlar yanlış)

Taraf, NTV'nin olaya ironik yaklaşımını yansıttığı yandaki fotoyu kendisi de kullanarak manşetten özür diledi. Belgeye dayanan ama bilgiye dayanmayan, konu hakkında uzman kişilere bir ön danışma gereği bile duyulmadan manşete taşınmış ve üzerinden Ahmet Altan'ın boydan boya suçlayıcı bir köşe yazısı yazdığı bir Mehmet Baransu haberiydi.


Ahmet Altan ne demişti peki?  (Yazısının son paragrafından alıntıdır.)
Ya savcının elindeki resmî telefon kayıtları hatalı ve biri savcıyı şaşırtıp soruşturmayı yanlış yönlendiriyor.
Ya da "biz aradık" diye canlı yayında itiraf ettiklerine göre NTV'den birileri o helikopterin düşeceğini, daha düşmeden önce biliyordu.  Hangisi?

(23 Ekim 2009,  "Ntv ve gazetecilik"  -  Taraf)


Devam eden bu hengâmelerin ardından  Ruşen Çakır; Taraf'ın ve Taraf'ı yönetenlerin kibrinden rahatsız olduğunu, Ntvmsnbc'deki  "Ahmet Altan ve gazetecilik"  başlıklı yazısında dile getirdi.  O kibrin, kendisini ve beraber çalıştığı ekibini, üstünkörü bir habercilikle "suikastçi" veya "komplocu" gibi sunmasından; haklarında hak edilmemiş şüpheler yaratmasından dolayı tepkisini ortaya koydu.  "Ne kadar başarılı ve etkili olursa olsun; bir gazeteye, gazeteciye ve gazete yöneticisine hiç yakışmayan bir tutumdur kibir" diye başladığı meramını dile getirme yazısını, "Ahmet Altan bir telefon açıp Mirgün'den ve onun şahsında tüm Ntv çalışanlarından özür dilemek zorundadır" diye sonlandırdı.  Aralarda bir yerde Mehmet Baransu'yu asla affetmeyeceğini de söyledi.


Belgeler mühimdir. Ama belgeleri doğru şekilde yorumlamak daha da mühimdir. Taraf, bir şekilde elde ettiği belgeleri böyle acelecilik ve aman sendecilik anlayışıyla gündeme sürüyor, onların üstünden çok sivri ve hedef gösterici yayınlar yapıyorsa;  bu iftiranın yanı sıra çok ciddi bir tehlikedir de aynı zamanda.
Bir sözlük sitesinde konuyla ilgili şahsi yorumum şöyle olmuştu:
"Duygusal, heyecanlı, kibirli ve yüksek tepki verme eğilimindeki Ahmet Altan ile; bir türlü çözemediğim, çözülemeyen kadın gazeteci Yasemin Çongar'ın yönetimindeki bir yayın organı olarak;  22-23 Ekim 2009 tarihli manşet ve kimi köşe yazılarında, etik ilkeler ile gazeteci inceliklerini rafa kaldırmış bir habercilik anlayışı ortaya koyarak  asparagasın dibine vurmuştur Taraf.
Beri yandan, -bu kelimenin azami gereksiz kullanımla fazlasıyla anlamından soyutlandığını bilsem de-,  romantik bir adamın yönetimindeki bir oluşumda, karşılaşmamın hayret vermeyeceği şeyleri yaşatmaya devam ediyor.
Arzu edenler  romantik adamlardan da mantık beklemeye devam edebilir.
(#17085748, Ek$i Sözlük)



Bu olayla ilgili dikkate değer bir başka kritik ise Taraf gazetesi bünyesinde medya eleştirileri yapan gazeteci Alper Görmüş'ten geldi.  Alper Görmüş, 27 Ekim 2009 Salı tarihli Medya İronik köşesinde şöyle diyordu:
Benim algılamama göre; bu türden hatalar, büyük bir habere imza atacak olmanın yarattığı mesleki-insani coşku ile "gazeteci kuşkusu" arasındaki savaşı birincinin kazanması sonucunda ortaya çıkıyor.
...
Gazete yöneticilerinin, "NTV ile konuş, sonra getir haberini" demek yerine  bu işe kendilerinin girişmelerini,  muhabiri hataya sürükleyen "patlatalım şu haberi" aceleciliğini onların da paylaştığını gösteriyor.
...
Bu sonuçta, Taraf'ı beğensin beğenmesin bütün okurlardaki "Sarsıcı haber beklentisi"nin de büyük payının olduğunu düşünüyorum. Bu bir tuzak. Bir gazete gündemi belirleyen gazete olmak gibi bir imaj edindiğinde  okurlar bir beklenti içine giriyor, bu duygu zamanla okurlardan gazetecilere sirayet ediyor ve okurlar gibi onlarda da  bir tür bağımlılığa yol açıyor.
Bunu zorlamaların, abartmaların, "gündem belirleyecek haberler"  söz konusu olduğunda şüphe eşiğini aşağı çekmelerin izleyeceğini tahmin etmek zor değil.
(Tüm yazı için bkz.)




EDIT:  Bu da birkaç ay sonrasında  Ek$i Sözlük'te yazılmış,  dikkate değer
bir yorumdu:
       25.01.2010  tarihli  'Tecrübe Konuşuyor' programında,  Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni  Ahmet Altan  tarafından  'Tamam özür diledik ama bizden çok Ntv suçlu' ya yakın bir mantıkla yeniden gündeme getirilmiştir.  Altan,  'Madem GMT yi biliyorlardı  neden 48 saat sonra bunu açıkladılar  demek ki ortada birşeyler var'  diyerek kendi kılıç yarası mantığını sürdürmüştür.
Oysa haberin çıktığı gün yapılan  Yazı İşleri  programında  Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır,  aramaları bizzat Cabas'ın yaptığını,  arama saatlerindeki tutarsızlığın nedeninin birçok sebepten kaynaklanabileceğini  (yaz saati uygulaması,  kurumlar arası kayıtların farklı tutulması  veya  başka bir hatanın olabileceğini)  söylemişlerdi.  Ahmet Altan,  haberciliği  'bir olayı duyar duymaz kesin yargıya varıp aktarmak'  olarak değerlendirdiği;  işin mantık, ahlak ve gerçeklik boyutuyla bu kadar az ilgilendiği için,  aylar sonra bile  aynı yerde gezinmeye devam ediyor.  Yani haklı olarak çok eleştirdikleri  'asker yanlış yapmaz'  mantığının bir benzerini  kendisi sergiliyor.  Bu yüzden Taraf  bir yandan kendisine servis edilen planları, gizli evrakları, dökümanları yayınlayarak büyük işlere imza atarken;  bir yandan da onları aklın süzgecinden geçirmediği için ciddiyetini kaybediyor, güvenirliliğine zarar veriyor.
(ershi  -  #17966250, 26.01.2010)


Hiç yorum yok: