13 Aralık 2009 Pazar

DTP kapatıldı

.
11 Aralık 2009 Cuma akşamı, ekranlardaki Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın basın açıklamaları ile DTP'nin kapatıldığını öğrendik.
Tam da Tokat'ta 7 askerin şehit düşmesi haberlerinin ertesi günü gelen bu yeni gelişme ile sıcak bir gündem içerisine girdik yine...
(Tabi -her zamanki gibi- kısa süre sonra unutmak üzere.)



Türkiye'de bugüne kadar pek çok parti kapatıldı.
Parti kapatmalarıyla ne 'siyasal İslam' inişe geçti, (Heyhat! Adamlar İmam Hatipleri düz lise gibi benimsetme girişimlerinde şimdilerde. Hem de YÖK kanalıyla!) ne de adına ister Kürt sorunu densin ister terör sorunu, isterse de kanlı olaylar... Bunların hiçbiri parti kapatmayla bitmedi.

Biraz da işin bu tarafına vurgu yapmak için, haberi ilk duyduğumda yaptığım yorum şöyle oldu:
"Parti kapatarak sorun/savaş/gerilimleri yok edeceğini sanan devekuşu zihniyetinin ve mağrur gönüllülerin kapatılmasından sonra zil takıp oynadığı partidir.
İlkin "Bir DEHAP vardı, ne oldu ona?" dedik; arada biri çıktı "bir HADEP vardı, ne oldu ona?" dedi... Kel alaka biri de çıktı "Bir Refah bir Fazilet vardı, ne oldu onlara?" dedi...


Beni bu kadar şaşkınlığa sürükleyen ise, bu kararı alkışlayıp "Hak ettiler!" diyenlerin, Kürt meselesi hakkındaki tutumu nedeniyle bugüne kadar kaç tane kapatılmış parti olduğunu bilmemeleri; ve dahi (laf lafı açar mantığıyla) İmam Hatipler'in Kenan Evren'in Cumhurbaşkanlığı döneminde yaygınlaştırıldığından, siyasal İslam'ın temellerinin (olmayan/sözde) "Kominizm tehlikesi" bahane edilerek o dönemlerde pekiştirildiğinden, zorunlu din dersi eğitiminin getirilişinden filan hiçbirinden haberlerinin olmaması... Parti kapatma davalarının hukuki değil, siyasi içerikli olduğundan bihaber olmaları... Ama ısrarla ve hala bir darbe beklentisi içerisinde oluşları, darbe yapan askerlerin halka şeker vereceğini sanmaları... Bu bakış açısına sahip olanlar da üniversiteli yüksek eğitimli kesim olunca, benim de bu eğitime itirazlarım başlıyor işte!


Sorum şu: Parti kapatarak terör sorununu veya içerdeki savaşı bitirebileceğini sanmak, nasıl bir at gözlüğüdür? Nasıl bir devekuşluğudur? Daha kalıcı ve insana yakışır bir çözümü yok mudur?


Bu noktada durup başta Emine Ayna olmak üzere bazı partililerin ülke bütünlüğünü zedeleyici konuşma ve ifadelerinden dem vurulduğunu belirtmek isterim.
Pekala o zaman kanunlara (ve nizama) aykırı davrananlar cezalandırılsalardı; hatta en iyi çözüm sorunlar henüz ortaya çıkmadan çözmek olduğundan, işler buralara gelmeden de bir şeyler yapılabilirdi düşüncesindeyim. Ama kalkıp da apar topar, yangından mal kaçırır gibi, böyle hassas bir zamanda demokrasiyi zedeleyecek dengesiz tutumlar sergilenerek zaten siyasete inancı düşük olan halkı daha da çözümsüzlüğe itmek de çözüm değildir.



Bir de, Ahmet Türk'ten Aysel Tuğluk'a kadar ve daha bir dolu DTP'li milletvekiline siyaset yasağı getirildi.
Unutmayın ki bir gün size çok ters gelen bir parti veya akım, ülkenin yönetiminde esaslı yer bulabilir. Onlar da sırf bu nüfuzlarını kullanarak diğer partileri ve ideolojileri Meclis'ten ve yasal temsilden silmeye çalışsalardı; bunu hoş karşılar mıydınız?



Ve beni asıl DTP'nin kapanma zamanı şaşırttı. Hani zaten AKP bu "demokratik açılım" ile neyi açıyor anlamaya çalışıyorduk ve anlayamıyorduk ya, şimdi kafamız daha da bir karıştı.
Bu keşmekeşte, (medyamız tarafından her konudaki fikirlerinden düzenli olarak haberdar olduğumuz) Abdullah Öcalan da çıkıp (bkz) "AKP'deki zihniyet Türkiye'yi parçalanmaya götürür... 50.000 insanın öldüğü bir şeye artık terör denmez. Batı'da bunun 10'da biri ölünce savaş deniyor. Ve savaşın tarafları olur" dedi.
Zaten konuşan konuşana...


Her şeyden önce bu Türk Medyası'ndaki çığırtkanlığı düzene sokmadan bu ülkede değil Kürt meselesi, hiç bir şey hallolmaz inancındayım. Her bir kanal kendi siyasi görüşüne göre salt bilgileri çarpıtma, ırkçı milliyetçi şovenist bir dil veya haberlerde elemeye gidip önemli bilgileri vermeyerek kendi gündemini yaratma telaşesinde.
Molotof mudur monotof mudur nedir (bkz: molotof kokteyli) onları atınca kınadıkları çocuklar kadar, İzmir'deki kibirli elit kesimin devekuşluğunu ve DTP konvoyuna saldırıyı eleştirmedikleri bir yerde tv haberleri benim midemi bulandırıyor asıl.

(bkz)


Bu olaydan sonra okuduğum dikkat çekici bazı yazılar var, onların linklerini veriyorum:
"Anayasa Mahkemesi erken seçimin yolunu açıyor" - Cemil Ertem, 11.12.2009, Taraf
"Son provakasyondan sonra" - Murat Belge, 12.12.2009, Taraf


Tabi ki bu blogdaki yazılar benim şahsi görüşlerimdir. Tek serzenişim bu ülkede neredeyse hiçbir şeyin değişmediğini görmektir.
Bıkmak, usanmak...
Zaten kısmetse bir kaç gün sonra beni bu ülkede bıktıran ve ruhumu daraltan şeylerden bahsedicem. Şimdilik Yorumlar bölümünde bu son gelişmelerle ilgili denk geldiğim çeşitli kullanıcı yorumlarına yer veriyorum.

9 yorum:

canilecanan dedi ki...

(Radikal gazetesi internet sitesinde "bigalı" kullanıcı isimli yorumcunun bir yazısından...)

"DTP'nin kapatılmasından en çok kim mutlu oldu? DTP'nin kapatılmasından en mutlu olan ÖCALAN'dır. Narsizmini tatmin etti bu şekilde. Ben kurdurdum, ben kapattırdım tatmini bu. İkinci en çok mutlu olan ise EMİNE AYNA'dır. Televizyondaki açıklamalarda nasıl rahat gülümsüyordu. Boşuna kendimizi kandırmayalım. DTP gerçek bir siyasi parti değildi ki zaten. Muhattap Öcalan diyerek zaten kendi varlıklarını anlamsızlaştırmışlardı. Kendilerini kapattırmak için ellerinden geleni yaptılar. Zaten Öcalan kendi bile sitem etti, "Ahmet Türk'le mi çözeceksiniz?" diye. Yani Kurt sorunun Ahmet Türk tarafından çözülecek olması bile Öcalan'ın karın ağrılarına sebep oldu. Onun için 17cm karelik yer değişikliğini bahane edip onca şehrin ateşe verilmesine, insanların otobüslerde yakılmasına, askerlerin şehit edilmesine sebep oldu. Onun için en mutlu Öcalan'dır bu DTP kararından."

canilecanan dedi ki...

(cicaze, Radikal Online)

Hayatın Diyalektiği
DTP kapatıldı, bu partiye atılan üç milyon oy yok sayıldı, Kürtlere legal alanda siyaset yasağı getirildi, savaş sürsün anlayışı kazandı, elli milyon Türk'ün en az kırk milyonu DTP'nin kapatılmasını 'Oley' sevinciyle karşıladı, Türkler de kazandı. PKK yirmi milyon Kürt'ün barış çağrısını duymazdan geldi, Reşadiye'de hunharca yedi askeri katletti, PKK kazandı. AKP Reşadiye vahşetini derin devlette aradı, Ergenegon'la ilişkilendirmek istedi, AKP kazandı. Abdullah Öcalan yerim dar dedi çocukları sokağa döktü, Abdullah Öcalan kazandı. Ülke içindeki Türk kafatasçıları Reşadiye vahşetini Kürt düşmanlığı için fırsat bildi, Kürtlere nefret duygusunun toplumda daha da yaygınlaşması için çalıştılar, kafatasçılar kazandı. Medya reyting uğruna insanların ilk anda yaşadığı derin acıları sıcağı sıcağına vererek kamuoyunu bilgilendiriyorum gerekçesiyle gerilimden beslendiği için gerilimin artmasını istedi, medya kazandı.
Emeğin, sevginin, özgürlüğün, kadının, bilimin, felsefenin yaşam alanı bulmadığı bu topraklarda olup bitenler hiç şaşırtıcı değil... Toprak sayısız çiçeğin, ağacın yeşermesine, hayat bulmasına, bir güzel çeşitlilik içinde doğada varolmasını sağlıyor bu topraklarda çiçekler türlü farklı dinde, kültürde, mezhepte, etnisitede insan oluşturmuş, elbette birbirimize benzemeyeceğiz ama 'insan'da buluşacağız.. İnsanda buluşmanın bir yolu da eğitim ancak cehalet üreten bu eğitim sistemi insanı insandan uzaklaştırıyor, zihinsel olarak demokrasiye izin vermeyen bir kültürümüz var. Her türlü acılarımızın kaynağı bu.
Canımız yansa da, yokluğun ve yoksunluğun getirdiği sorunlar canımızı acıtsa da, hayat kendinde taşıdığı güzelliği bize de sunacak...

canilecanan dedi ki...

(itaatsiz, Radikal Online)

İlahi Çalışlar
Sanki Kürt sorununu çözmek istiyorlar da şapşallıklarından böyle davranıyorlarmış gibi yazmışsınız. Bunlar Kürt sorununu çözmek değil alevlendirmek için yapılan hareketler. En korktukları şey bu sorunun bitmesi. Ergenekon ve PKK tatlı tatlı paslaşıyorlar. AKP de her zamanki pragmatizmi ile acaba bu harala gürelede Kürt bölgelerinde solu zayıflatabilir miyim derdinde.

canilecanan dedi ki...

(aidmrl, Radikal Online)

"DTP'nin kapatılması için MHP'den çok PKK mücadele verdi. Elbette DTPlilerin eli mahkûm; doğruları bile bile yanlışların peşine takıldılar. Çünkü Kürtlerde de militarizm etkili. Türk siyaseti nasıl Türk Silahlı Kuvvetleri'nin vesayeti altında ise, DTP de PKK'nın vesayetinden kurtulamadı. Bu ülkede sorun demokratik alana çekilmediği sürece çözüm çok zordur. Ya da herkes kendi genelkurmayına başkaldırmalıdır. Yetti gayri....demelidir. Birçok DTP'li gerçeği kavradığı halde pratikte birşey yapamadılar. İki ateş arasında kalıp nerdeyse partinin kapatılmasında zil takıp oynadılar. Çünkü artık gidecek yer yoktu onlar için.......Son noktayı Anayasa Mahkemesi koydu da herkes bu problemden kurtuldu. Şimdi artık herkes kartlarını açık oynasın bakalım.

canilecanan dedi ki...

(Z>ALI HAYDAR KARA, Radikal Online)

HALKI APTAL YERINE KOYMAK.
Ne Türkiye basını ne de siyasetçileri evrensel ilkelere sahip. Hem siyasetçiler hem basınımız dünyadaki olayların sadece kendine yarayanları halka yansıtır, gerisini yok sayar. Sayın Cemil Çiçek ve Burhan Kuzu DTP'nin kapatılma aşamasında devamlı Batasuna Partisini örnek gösterdiler. Batasuna Partisi'nin kapatılmasını DTP'nin de kapatılması gerektiğine dair hep örnek gösterdiler. Ancak İspanyadaki Katalanlar ve diğer Özerk bölgelerdeki hakları ise halkından gizlediler. Eğer Katalan bölgesindeki hakların onda biri Kürd halkına tanınsaydı Biz Kürdler on tane DTP'nin kapatılmasına sesimizi çıkarmazdık. Madem AK Parti ve basın devamlı Batasuna yı örnek veriyor bende diyorum madem örnek Batasunadır, o zaman İspanya'daki Katalanlara verilen haklar da örnek olarak Kürdlere verilmelidir.
Sayın Hasim Kılıç DTP'nin kapatılma kararını açıkladığında vücut dili ile çok rahattı çünkü kapatılan DTP bir Kürd partisiydi. Onlara göre zaten kapatılması gereken normal bir olaydır. Aynı biçimde Türkiye basınını incelediğimizde de aynı tavrın içinde olduğu görülmektedir. Basına göre de DTP kapatılmayı "hak" etmiştir. Herkes DTP'yi bölücü örgüt olarak niteledi, halbuki asıl bölücülüğü milyonlarca insanın oyunu alarak meclise gelen bir partiyi dışlayarak kendileri yapmaktadır. İş o kadar uç noktalara çekildi ki DTP'nin bulunduğu ortama girmeyi kendilerine hakaret olarak görenler oldu. İzmirde DTP'nin yaşadığı linçten sonra bazı yazarlar Ahmet Türk çıkıp biz Türkiye partisiyiz demeliydi diye yazdılar. Halbuki DTP ve DTP öncesi kurulan partiler hep bunu söylediler. Ne yazık ki bugün bu öneriyi yapanlar ısrarla DTP bölücü bir partidir, diye okurlarına yansıttı. Ben şunu beklerdim bu öneriyi yapan kişi keşke Sayın Türk'e öneri yapacağına kendisi o meyanda bir yazı yazsaydı. Hakkaride polisleri linç girişiminden DTPliler kurtardı Radikal başka, gazeteler başka türlü vermiş. Polisi linçten DTPliler kurtardı ama aynı olayda Polislerin linç etmek istediği vatandaşı kimse kurtarmadı. Basın olayın birini görürken diğerini görmemezlikten geldi. Bu linç olayı Facebook larda ve Youtubelerde dolaşmaktadır. İşte böyle yanlı haberler Açıkçası evrensel boyutlardan uzak taraflı haberler kardeşliğin pekişmesinden çok Tarafların keskinleşmesine hizmet ediyor.

canilecanan dedi ki...

(SDD, Radikal Online)

Başlık: AKP'yi artık iyice anlayalım
MHP ve CHP'nin ilk günden beri pozisyonları belliydi. Beğenin ya da beğenmeyin onlar da kendi demokratik haklarını kullanıp düşüncelerini dile getirdiler. AKP ise her zamanki gibi takiyye yaptı. Aslında demokratikleşme diye Müslüman kesimin başörtüsü gibi sorunlarının çözümünü hedefliyorlardı. Yoksa AKP'lilerde gayet memnunlar ülkenin faşizan yasalarından. Onları değiştirmeye hiç niyetleri yok. Zorunlu din dersini bile kaldıramıyorlar en basitinden.

canilecanan dedi ki...

(ssg, Ekşi Sözlük)

...
dtp varken silahlar susmus, sesi azalmis, volumu kisilmis olsa hadi varligi en azindan bir amaca hizmet ediyor diyecegim oyle bir sey de yok. elinde hortum tutan afacan cocuklar gibi her an islanma korkusuyla yasiyorsun dtp ile olan demokratik iliskilerinde. parti esbaskani gulucuklerle acilimin cikmaza gittigini mujdeliyor.
dedigim gibi, olay tamamen bir cozumsuzluge ulasmistir. bu noktadan sonra apo'nun hucresinin buyumesine ihtimal vermiyorum.
(bkz: apo'nun hucresini buyutme partisi)

canilecanan dedi ki...

(don-quijote, Radikal Online)

Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk çoktan kaybetmişti.
Anayasa Mahkemesi kararıyla Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un PKK komserlerline yenik düşmesine yardım etmesi, bence bir neden değil sonuçtur. DTP nin kapatılması Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un DTP içinde kayda değer yön değiştirici önderliği gösterememesinden dolayı DTP terörle ilişkisini kesemedi ve kapandı. Bunu anlamak zor değil. Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk, DTPnin kapatılma haberinin ikinci günü hemen PKK tarzı yarı tehtidle konuşmalar yaptılar yada yapmak zorunda kaldılar. Oysa bu iki kişi genel bir değerlendirme yapıp ellerinden geleni yaptıklarını, ondan sonra gelenlerin daha çok demokrasiye sahip çıkacaklarını söyleseydiler fena mı olurdu? Olması gereken aslında bu ikilinin PKK dışında Kürtlerin haklarını arayacak bir siyasi oluşumu (kendileri içinde olmasalar da) hazırlamaları. Ama bu olası gözükmüyor. Birçok neden olabilir tabii. En azından PKK siyasi kolunun oylarını böleceği için öldürülebilirler. Ne yapacaksın can tatlı. Keşke işler bu raddeye gelmeden, Emine Ayna gibilerinin DTPde ağırlığını iyice hissettiklerinde kendileri istifa etselerdi, herhalde hem Kürtlere hem de Türklere çok daha iyi bir mesaj verebilirlerdi.

canilecanan dedi ki...

Bu da benim yorumum:

... Açılım karşıtları, savaş ve düşmanlık yanlıları, milliyetçiler, Ergenekoncular, derinler, savaştan beslenen leş kargaları, terörü bir yandan lanetleyip beri yandan asla bitmesini istemeyenler... Gene onların borusu öttü kaba tabirle.
Peki neden ben kendimi bildim bileli bu ülkede böyle oluyor? Rica ederim hep başımızdakileri suçlamayalım. Halkın durumu ortada. Üniversitelerimiz hikayelere kanmış devekuşlarıyla dolu.