30 Nisan 2019 Salı

  Kadınlar Neden Çıldırdı?

Gerçek hayatta farklı tarihlerde yaşadığım üç olayı paylaşmak istiyorum bugün.  Üçünde de kadınlarla ilgili bir derdim var.
Bu da böyle bir içini dökme ve anılar paylaşımı olsun.


1)Hayvansever Kadınlar ve Köpekler
Beş sene önceydi galiba, Bakırköy'de ufak yeğenlerle anaokul dönüşü bir anda aniden şiddetli bir yağmur bastırmıştı da en olmayacak alanda ve sığınabilecek tek bir yer bulamadık etrafta... Ne yapsak ne'tsek derken abartısız 9-10 tane büyük sokak köpeği tarafından çevrelendik aniden. Bazıları o bölgenin köpekleri idi, daha önce başka yerlerde de görmüştüm sanırım; diğerleriyse hastane bahçesinden filan gelen vahşi köpekler. Oranın köpeklerindeki gibi kulak arkalarında bantlar yok,  aşıları yok  ve insana alışık değiller diğerleri gibi... Saldırgan davranıyorlar derken hırlamaya başladı ikisi...

Çevrede bizden başka kimse yok!  Arada yandaki yoldan arabalar geçiyor,  bir de biz ve köpekler varız.
Ben zaten köpeklerden çok fena korkarım.  Öyle böyle değil!
Ama çocuklar var yanımda,  bana emanetler ve çok küçükler diye şaşılası bir Tanrısal cesaretle önlerine geçtim korumak için.

(...)

O gün korkunçtu. Hâlâ yazarken bile geriliyorum ki yaşarken düşünün bide!  Eve döndüğümde elim ayağım titriyor... Kan ter içinde kalmıştım korkudan, yağmurdan, gerilmekten...
Yine de verilmiş sadakamız varmış,  şükürler olsun kurtulabildik.

Akşamında Facebook duvarımda olanları yazdığımda hayvansever bir arkadaşım duyar kasmıştı “Yazık o hayvanlar sokakta kim bilir neler yaşadılar insanlardan!”  diye...
Sonra başka bir kadın da köpeklerin psikolojisini merkeze aldı. Hayvanseverliğinin itinayla altını çizdi.
Ne bir  "Geçmiş olsun!",  ne bir  "N'oldu şimdi nasılsın? Çocuklar iyi mi?"  türünden bir şey...  Üstelik sevdiğim arkadaşlarım bunlar.
Ama lafa bakarsan  "Kadınlar çiçektir."  Diyecek söz yok.


2) Sosyal Medya  ve  Kadınlar:
     (Kadınlar  ve  Zeka)

Gerizekalının teki bir Facebook grubunda demiş ki:
“Erkek uyelere duyuru!!! Cinsiyetci ve mahalle agzi kufurlerinizi sansurleyerek ediniz. Ornegin; sikerler degil zinkerler yazarsaniz cirkin ve mide bulandirici olmaz.”
      (Bunu yazan da bir kadın!)

Ne kadar saçma bir mantık bu? Ne yani? "sikerler" yerine "zinkerler" yazınca böyle latif (hoş) filan mı oluyor? Yoksa bu şekilde anlaşılmıyor mu ne olduğu?
Bunun kadınsılık sanılması ise ayrı bir saçmalık.
Yazarken emoji, kalp koymayan,  "eki eki" üslubunu sahnelemeyen, bol makyajlı fotolarını paylaşmayan kadından sayılmıyor zaten.
      (Son olarak,  “Fotosunu paylaşmayan kadın çirkindir, net”  diye bir kadının yaptığı tespiti de gördüm ya!  Seni eşşekler zinkertsin emi!)   İşte kadınlar bu yüzden salak ve salak kalmaya mahkum.


3) Vahim bir Kamil Koç Hatırası:
Bu blogda daha önce de bazı Kamil Koç maceralarıma yer vermiştim.
 (bakınız:  Çarpışan Otolar ve Kamil Koç)
Bunu ise yazmaya aylarca elim varmadı,  o derece gerildiğim ve başımı belaya soktuğum esaslı bir örnek. İçerisinde harbi deli ve şirret, hasta bir kadın var.

Efenim olay şu:
İstanbul yolculuğum için Kamil Koç'tan biletimi alıp yerime oturuyorum ve İstanbul'un üçüncü (ve en son) garajı olan Esenler'e varana kadar, evet son ana kadar hiç susmadan, bağıra bağıra ikinci koltuk sırasından şoförle konuşan bir kadın var içerde.

Takdir edersiniz ki oldukça absürd bir durum. Otobüste bir kadın yolcu var ve durmadan bağıra çağıra şoförle konuşuyor!
Neler yok ki laflarının içinde? Özel hayat dahil; küfürler, hakaretler, dedikodu, siyaset, medya, seçimler, Ergenekon, magazin, para... Biz de mecburi dinleyicileriz onun sahnesinde. Kulaklık filan da kâr etmiyor, sesi o kadar yüksek volümden çıkıyor ki mecbur katlanıyoruz. Bütün otobüs onu dinliyor.

Zamanla yandan geçen diğer Kamil Koç arabalarının şoförlerine de laf atmaya başladı. Telefon açtırıyor filan... Sonradan öğrendik ki meğerse bizim şoförün ablasıymış.  (Ne abla ama!)
Yola çıktığımız ilk andan beri en uzun susuşu yaklaşık 1 dakika 15 saniye oldu. O bir küsür dakikalık süre haricinde, 4 saatten fazla zaman boyunca non-stop  konuştu, hem de bangır bangır!
(Söylemeye gerek var mı,  ne uyumak ne okumak ne müzik dinlemek ne arkana yaslanarak çevreyi izlemek mümkün.)

İşte böyle sohbet, muhabbet ortalığı yıkarak giderken... Bir ara arkadan bir yolcu kalkıp en öne şoförün taa yanına kadar gidip dedi ki,  "Böyle sohbet muhabbetle bu hızla gidersek bize önceden verilmiş saatten en az 1 saat sonra, o da belki anca varacağız."
Daha adam der demez kadın dönüp bir küfür patlattı!  ŞOK!
(Bu olay Ramazan ayında geçiyor,  dört sene önce Ramazanda)
Anadolu tarafındaki ikinci durak yerine varana kadar da kadın durmaksızın adama ayara hakarete devam etti,  tutan tutabilen yok.

Nihayet Alibeyköy'e vardığımızda, orada inen yolculardan sarı saçlı bir kadın tam inerken dönüp demesin mi  "İyice köy kahvesi gibi, yol boyunca küfür muhabbet çok şükür kaç saat gecikmeyle, bir yerde az kalsın kaza yaparak geldik. Sizi şikayet ettim gerekli yerlere, bilginiz olsun."
Tam kaptan şoför olgunlukla karşıladı durumu neyse derken... Deli kadın  "Kapat otobüsün kapıları!  Dövücem ben bunu!"  demesin mi!

(-niyeyse-)  O noktada artık ben de müdahil oldum. Lütfen artık yaa makul olalım, yeterince sizi dinledik zaten filan...
Ama işte benim salaklığım şu ki ben en son Esenler'de inecektim ve diğerleri Alibeyköy'de inip gittiler, ben hala otobüsteyim. Kadın ne biçim küfür hakaret ediyor. Bu benim kardeşimin arabası, kapıları kapatıcaz, çıkamayacaksın buradan filan...

Ayyyy! Ne korkunçtu! Adamlar o kadar pişkin ki, "Ne şikayet ederseniz edin, bişey olmuyor, boşuna uğraşırsınız"  dediği laf bu... Korkunçtu. Tabii ki şikayet ettim, bir şey çıkmayacağını bilmeme rağmen defalarca...
Lanet olsun ki, eğer mesela Belçika vatandaşı filan olsaydık, deli gibi tazminat alırdık bu olayda ama ne yaparsınız ki biz Türk vatandaşıyız.

Yine de  (çok şükür)  adamlar daha dengeli kadınlara göre.
Eğer o otobüsteki muavin sakin davranmasaydı, şoförde Allah korkusu ve temkin olmasaydı; neler yaşanırdı tahmin dahi etmek istemiyorum.  Kadınlar harbiden çıldırmış olmalı!


     Diğer bir otobüs yolculuğum sırasındaki başka iki deli kadının önce kavgası, sonra delirmesi ise yazamadan kaldı.  O da artık başka yazıya, nasipse...

1 yorum:

Muhammed Eminoğlu dedi ki...

Duyarcılık insanoğlunun ve diğer canlıların en temel yeteneği olan hayatta kalma içgüdüsünü tehlikeye atıyor.  25 sokak köpeğinin bir çocuğu parçalaması karşısında  "belki kışkırtılmışlardır"  şeklinde savunma gerçekleştiriyor.
Evet köpeklerin arazisine  (işenmiş)  izinsiz girmişler.

İnsanoğlu diğer canlılardan üstündür nokta.  Hayır onların da bizim kadar yaşamaya hakları yok nokta.  Biz onlar için güzel bir dünya oluşturabiliriz. O sokak köpeklerini güzel barınaklara koymayı tercih edebiliriz.  Ama çocuklarımızı onlara yem edemeyiz,  her şeyin sınırı var.

Hayvan hakkını fazla kaçırıp insan haklarını ihlal etmek.
Bol bol göreceğiz bunu. Birileri hayvanları insanlardan daha sevimli ve sempatik buluyor diye o insanların isteği uğruna insan kurban edilecek.  Bu durum monarşik düzenin az laciverti işte.