Memleketin gündemi YAŞ
1 Ağustos 2010 tarihi itibariyle, beklenen kritik YAŞ (Yüksek Askeri Şûra) günleri başladı. Taraflar kılıçlarını çekti ve nefesler tutuldu. Bolca koltuk kavgaları edildi, ediliyor... Bir tane makama (KKK) kimin atanacağı açmazı hala devam ediyor. Şimdi ayrıntılara bakalım:
Tartışılan mevzu: Ergenekon ve Balyoz Darbe Planı davaları kapsamında haklarında yakalama kararı olan general, amiral ve subayların akıbetinin ne olacağı. TSK Personel Kanunu'na göre (Yazının sonundaki EK bölümüne ilgili maddeyi koyuyorum), "Balyoz sanığı 11 general ve amiralin Şura'da terfi ettirilemeyeceği" zaten söyleniyordu. Asıl sorun Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atanması istenen 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız çevresinde yaşandı.
Tartışılan mevzu: Ergenekon ve Balyoz Darbe Planı davaları kapsamında haklarında yakalama kararı olan general, amiral ve subayların akıbetinin ne olacağı. TSK Personel Kanunu'na göre (Yazının sonundaki EK bölümüne ilgili maddeyi koyuyorum), "Balyoz sanığı 11 general ve amiralin Şura'da terfi ettirilemeyeceği" zaten söyleniyordu. Asıl sorun Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atanması istenen 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız çevresinde yaşandı.
Bu seneki YAŞ'ı ilginç kılan unsurlardan bir diğeri de, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'ti. Erzurum'da süren Ergenekon davasının "bir numaralı sanığı" olan ve "terör örgütü üyesi olmak" ile suçlanan Berk, YAŞ tarihinde ilk kez, yargılaması sürerken Şûra'ya katılan üye oldu. "Berk hakkındaki iddiaların 61 sayfalık iddianamede yalnızca bir sayfa tuttuğu, hakkındaki üç iddiayı inceleyip yanlış olduğu kanaatine vardıklarını söyleyen İlker Başbuğ'un tavrı bunda etkili oldu" diyor bir gazete haberinde.
"Eğer bu satırlar doğruysa, Cumhuriyet tarihimizin 'en büyük hukuksuzluk' manzaralarından biriyle karşı karşıyayız demektir. Türkiye Cumhuriyeti'nde savcılara, mahkemelere, iddianamelere, yargıç kararlarına ihtiyaç kalmamış demektir.
Herhangi bir asker kişiyle ilgili iddianameyi Genelkurmay Başkanı'na gösterin, hükmü o ve yakın çalışma arkadaşları versin; olsun bitsin. Eğer Genelkurmay Başkanı, bir davada bir numaralı sanık konumunda bulunan bir asker kişi hakkındaki iddiaların sadece bir sayfada yer aldığı ve hakkındaki iddiaları inceleyip 'yanlış olduğuna' hükmederse, iş bitmiştir. Mahkemeye gerek kalmamıştır. 'Sanık' beraat etmiş sayılır. Bu, budur.
...
12 Eylül referandumunun önemi, 12 Eylül 1980 ile hesaplaşmaktan ziyade, ondan daha da önemlisi Türkiye'nin önünü 'hukuk yolu' ile açabilmekten kaynaklanıyor."(Evet'in en önemli gerekçesi... Cengiz Çandar - 3 Ağ. 2010, Hürriyet)
Hasan Iğsız'ın akıbeti ne olacak?
Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün, tam da YAŞ toplantısı günlerinde, iktidarı yıpratmaya yönelik internet andıcı soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırdığı Orgeneral Hasan Iğsız, hükümet ve kanun engeline takılarak Kara Kuvvetleri Komutanı (KKK) olamadı.
(En azından şu tarih itibariyle son durum böyle.
Gelişmeler bu yönde olunca ve TSK olup bitenlere -bir anlamda- karşı tepki verince, Genelkurmay Başkanı olması beklenen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner'in ataması da yapılamadı.
KKK koltuğuna Hasan Iğsız seçeneği yerine, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Atilla Işık'ın atanması ihtimali medyada yer aldı önce... Devamında, bu general aniden emekliliğini istedi.
Bakalım ay sonuna kadar daha neler olacak?
(En azından şu tarih itibariyle son durum böyle.
Iğsız hakkındaki bir diğer iddia ise: Ergenekon savcılarına gönderilen isimsiz bir ihbar mektubu ile "İrticayla Mücadele Eylem Planı"nın kendisinin emri ile Kıdemli Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı idi.)
Gelişmeler bu yönde olunca ve TSK olup bitenlere -bir anlamda- karşı tepki verince, Genelkurmay Başkanı olması beklenen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner'in ataması da yapılamadı.
KKK koltuğuna Hasan Iğsız seçeneği yerine, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Atilla Işık'ın atanması ihtimali medyada yer aldı önce... Devamında, bu general aniden emekliliğini istedi.
Bakalım ay sonuna kadar daha neler olacak?
"İsabetle karar alıp, basiretle harekete geçmekte GECİKİYORUZ. Başta gelen zaafımız bu. «Sıkışık durumlarda geçici askerî yönetim» diye bir devlet ve siyaset anlayışı yok. Ama neylersiniz ki, bizde de defalarca denediğimiz bu olmayacak duaya âmin demekten vazgeçecek basiretten eser yok.
Son Askeri Şûra vesilesiyle bir kere daha apaçık ortaya çıkan gerçeği bu sefer de idrak edemez, siyaset-ordu kargaşasından derhal ve kesinlikle kurtaramazsak paçamızı, geriye kahrolmaktan gayri bir çıkış yolumuz ve ümidimiz kalmayacak."
(Veyl deresinin kıyısındayız. Hakkı Devrim - 6 Ağustos 2010, Radikal)
YAŞ ve Türk Medyası
YAŞ gerginliği ile, zaten tarafı belli olan basın yayın organlarımız yine kendi doğrultularında haberler yapmaya devam etti.
Bir taraf "Ülke elden gidiyor!"dan "Sivil vesayete doğru!" incilerini saçarken; diğer taraflarsa "demokrasi" üzerine oynuyordu.
Bu arada pek çok köşe yazısı ve manşet haberinde, gizemli "emekli general"lerin yorumlarına maruz kaldık. Taraf gazetesi yakışıksız bir üslupla attığı manşetlerle dikkat çekti. Acar muhabirlerinden Mehmet Baransu, "Karargâh'ı çok yakından bilen bir haber kaynağını" refere ederek yaptığı haberinde, İlker Başbuğ'un gelecekte hukuksal yargılamalardan kendisini korumak amacıyla, kendine uygun bir komuta kademesini geride bırakmak (KKK'ya getirmek) için direttiğini yazdı. Generallerin makam yarışları Genelkurmay-Başbakan-Cumhurbaşkanı üçgeninde son sürat sürerken Ahmet Altan şöyle yazdı:
Sonunda bu generalleri uyarmak bize düşecek herhalde.
"Orduyu da bu kadar yıpratmayın artık."
(Bir koltuk için ya Rab... 6 Ağustos 2010, Taraf)
Referandum Günlüğü
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 12 Eylül Anayasa Referandumu için "Hayır'da hayır vardır" sloganıyla referandum turlarına ülke çapında devam ederken, ara ara Başbakan ile atışmalarına da şahit olmaktayız.
Erdoğan "Memur Kemal Efendi" diye kendisini ti'ye alırken, Kılıçdaroğlu da "Kimse bana kalpazan demedi" diyerek atışmayı sürdürdü.
RTE: "Memur Kemal Efendi'ye bir SSK görevi verdiler. SSK'yı batırdın be! Her yıl zarar, zarar... Sırası geldiğinde onu da açıklayacağım. Kendisi ne diyor, iktidara geldiğimizde görürsünüz diyor. Gelemeyeceksin ki iktidara zaten! Bu millet CHP zihniyetini bir daha getirmez."
Fethullah Gülen: "Değil sadece kadını erkeğiyle, çoluğu çocuğuyla ve dünyanın dört bir yanına dağılmışıyla hayatta olan insanları; imkan olsa mezardakileri bile kaldırarak o referandumda 'Evet' oyu kullandırmak lazım. Mezardakiler bile kalksın. Ben zannediyorum kalkarlar da, ben zannediyorum ruhları koşar da... Çünkü demokrasi adına çok önemli bir adımdır."
İkincisi, değerli siyaset adamı olarak bilinen Bülent Arınç beyefendiye yapılmış olan suikast ve kozmik alanda ne tür sonuçlara ulaşıldığı açıklanmalıdır.
Sonuncusu, Sayın Başbakan'ın 'açılım' diye nitelendirdiği, bizimse 'yıkım' diye adlandırdığımız projenin hangi aşaması demokratik özerkliktir, bu aşamaya nasıl gelinmiştir, bunun açıklanmasını istiyoruz.
Üç bilinmeyenli denklemin çözümü AKP'nin de çözümü olacak; 12 Eylül'den sonra sarsılmış hükümet, seçimlerde tepetaklak aşağı gidecektir."
RTE: "Memur Kemal Efendi'ye bir SSK görevi verdiler. SSK'yı batırdın be! Her yıl zarar, zarar... Sırası geldiğinde onu da açıklayacağım. Kendisi ne diyor, iktidara geldiğimizde görürsünüz diyor. Gelemeyeceksin ki iktidara zaten! Bu millet CHP zihniyetini bir daha getirmez."
Fethullah Gülen: "Değil sadece kadını erkeğiyle, çoluğu çocuğuyla ve dünyanın dört bir yanına dağılmışıyla hayatta olan insanları; imkan olsa mezardakileri bile kaldırarak o referandumda 'Evet' oyu kullandırmak lazım. Mezardakiler bile kalksın. Ben zannediyorum kalkarlar da, ben zannediyorum ruhları koşar da... Çünkü demokrasi adına çok önemli bir adımdır."(Ruşen Çakır'ın, 6 Ağustos 2010 tarihli "Fethullah Gülen neden kendini riske atıyor?" makalesini okumanızı tavsiye ederim. Dikkate değer bazı yorumlar içeriyor.)
MHP lideri Devlet Bahçeli, Fethullah Gülen'in referandum için "Mezarda bulunanlar dahi kalkıp 'Evet' oyu kullansın" şeklindeki açıklamalarına karşın: "12 Eylül'de ABD'den gelip oy kullanması daha hayırlı olur" sözleriyle yanıt verdi, ve ekledi:
"Bu üç bilinmeyenli denklemin birincisi, Sayın Başbakan ile eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın İstanbul'da, Dolmabahçe görüşmeleri olarak siyasi hayata girmiş görüşmeleri açıklanmalıdır.
İkincisi, değerli siyaset adamı olarak bilinen Bülent Arınç beyefendiye yapılmış olan suikast ve kozmik alanda ne tür sonuçlara ulaşıldığı açıklanmalıdır.
Sonuncusu, Sayın Başbakan'ın 'açılım' diye nitelendirdiği, bizimse 'yıkım' diye adlandırdığımız projenin hangi aşaması demokratik özerkliktir, bu aşamaya nasıl gelinmiştir, bunun açıklanmasını istiyoruz.
Üç bilinmeyenli denklemin çözümü AKP'nin de çözümü olacak; 12 Eylül'den sonra sarsılmış hükümet, seçimlerde tepetaklak aşağı gidecektir."
Yaşayan Ölüler huzur vaat ederse...
Necmettin ERBAKAN yeni bir parti kurma arefesindeymiş. Yeni ad "Huzur Partisi" olacakmış. Saadet Partisi'ni artık rahatlıkla parmağında oynatamıyor olması hasebiyle bu kararı aldığı ortada.
"40 yıldır siyasetin içinde yer alan Erbakan, Milli Görüş çizgisindeki 6. partiyi kurdurmuş olacak" diyor bir medya sitesinde.
"40 yıldır siyasetin içinde yer alan Erbakan, Milli Görüş çizgisindeki 6. partiyi kurdurmuş olacak" diyor bir medya sitesinde.
Gelişme ile ilgili Radikal Online'da da paylaştığım bir yorumum:
"Bu yaşta hırsın böylesine ancak şapka çıkartılır. ERBAKAN suçları nedeniyle önce hapse mahkum edilmişti biliyorsunuz, sonra siyasi idarenin de teveccühü ile cezası ev hapsine çevrildi, sonra Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL tarafından, sağlık sorunları sebebiyle ev hapsi cezası da tamamen kaldırıldı. Ve bu "serbest kalış"ın hemen ertesinde kendisi İran'a gitti (bkz: Nisan 2009). Yaklaşık bir buçuk sene oldu olmadı, şimdi de yeni parti kuruyormuş. Akıl fikir..."
"Ne güzel şu ABD. Bir başkanı sadece 2 sezon görebiliyorsun. TC'de ise zombi gibiler dirilip tekrar iktidar çığlığı atıyorlar. Bırak şu işleri git bir kasabaya yerleş ne işin var ceset gibi hala uğraşıyorsun parti ile falan."
(Anaxi - 2 Ağustos 2010, Radikal Online)
Ağustos 2010'daki diğer gelişmeler için::
- Ağustos 2010/2 (Işık Koşaner, Balyoz'da bir içeri bir dışarı, Saçmalardan seçmeler siyaseti, ...)
- Ağustos 2010/3 (Ergenekon Davası'nda Tuncay Özkan'ın isyanı, Mustafa Balbay'la geçmişteki kibirleri, Mavi Marmara sonrası gerilen Türkiye-İsrail ilişkileri, Obama'nın değişen yüzü, Kadın-Erkek ilişkileri üzerine yurt çapında cinnet ve vahşet haberleri, RTE markası, ...)
- Ağustos 2010/4 (TSK'daki ihmaller, Hantepe Baskını, Pakistan'da sel felaketi, "Faili meçhuller devlet politikasıydı", AKP-YARSAV-HSYK gerginliği, ABD ordusu Irak'tan çekiliyor, RTE ve Osman Pamukoğlu gündemi bombalıyor, ...)
- Ağustos 2010/5 (KPSS'de sorular çalındı mı?, Cemil Çiçek ve sünnet sorunu, Hanefi Avcı kitabı: Haliç'te Yaşayan Simonlar, Güneydoğu için demokratik özerklik, CHP'de yeni bir kaset vakası, Hrant Dink, ...)
EK:
Askeri Personel Kanunu'nun 65. maddesi:
Açığa alınan veya tutuklanan subay ve askeri memurlar hakkında aşağıdaki esaslara göre işlem yapılır:
Terfi sırasına girenlerden;
1. Açıkta bulunanların,
2. Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ilişkilerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm olmaları nedeniyle veya (c) bendinin (2) numaralı alt bendine göre açıkları kaldırılmış olup da henüz hükümleri kesinleşmemiş olanların,
3. Tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların,
4. Kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme hariç, firar veya izin tecavüzünde bulunmuş olanlar ile firar veya izin tecavüzüne devam edenlerin,
Terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz.

















