30 Nisan 2019 Salı

  Kadınlar Neden Çıldırdı?

Gerçek hayatta farklı tarihlerde yaşadığım üç olayı paylaşmak istiyorum bugün.  Üçünde de kadınlarla ilgili bir derdim var.
Bu da böyle bir içini dökme ve anılar paylaşımı olsun.

1)  Hayvansever Kadınlar  ve  Köpekler
Beş sene önceydi galiba. Bakırköy'de ufak yeğenlerle anaokul dönüşü bir anda aniden şiddetli bir yağmur bastırmıştı da en olmayacak alanda, sığınabilecek tek bir yer bulamamıştık etrafta... Ne yapsak ne'tsek derken abartısız 9-10 tane büyük sokak köpeği tarafından çevrelendik aniden. Bazıları o bölgenin köpekleri idi, daha önce başka yerlerde de görmüştüm sanırım, ayrıca kulaklarının arkasında etiket vardı; diğerleriyse Bakırköy Hastanesi çevresi ormanlık alandan filan gelen vahşi köpekler. Oranın sokak köpeklerindeki gibi kulak arkalarında bantlar yok,  aşıları yok  ve insana alışık değiller diğerleri gibi.  Saldırgan davranıyorlar derken iyice hırlamaya başladı ikisi...

Çevrede bizden başka kimse yok!
Arada yandaki yoldan arabalar geçiyor,  bir de biz ve köpekler varız.
Ben zaten köpeklerden çok fena korkarım.  Öyle böyle değil!
Ama çocuklar var yanımda,  bana emanetler ve çok küçükler diye şaşılası bir Tanrısal cesaretle önlerine geçtim korumak için.

(...)

O gün korkunçtu. Hâlâ yazarken bile geriliyorum ki yaşarken düşünün bide!  Eve döndüğümde elim ayağım titriyor... Kan ter içinde kalmıştım korkudan,  yağmurdan,  gerilmekten...
Yine de verilmiş sadakamız varmış,  şükürler olsun kurtulabildik.

Akşamında Facebook duvarımda olanları yazdığımda hayvansever bir arkadaşım duyar kasmıştı “Yazık o hayvanlar sokakta kim bilir neler yaşadılar insanlardan!”  diye...
Sonra başka bir kadın da köpeklerin psikolojisini merkeze aldı. Hayvanseverliğinin altını itinayla çizdi.
Ne bir  "Geçmiş olsun!" diyen,  ne de  "N'oldu şimdi nasılsın? Çocuklar iyi mi?"  türünden bir şey diyen olmadı...  Üstelik sevdiğim arkadaşlarım bunlar.
Ama lafa bakarsan  "Kadınlar çiçektir."   Diyecek söz yok.


2) Sosyal Medya  ve  Kadınlar:
     (Kadınlar  ve  Zeka)

Gerizekalının teki bir Facebook grubunda demiş ki:
“Erkek uyelere duyuru!!! Cinsiyetci ve mahalle agzi kufurlerinizi sansurleyerek ediniz. Ornegin; sikerler degil zinkerler yazarsaniz cirkin ve mide bulandirici olmaz.”
      (Bunu yazan da bir kadın!)


Ne kadar saçma bir mantık bu? Ne yani? "sikerler" yerine "zinkerler" yazınca böyle latif (hoş) filan mı oluyor? Yoksa bu şekilde anlaşılmıyor mu ne olduğu?

Bunun kadınsılık sanılması ise ayrı bir saçmalık.
Yazarken emoji, kalp koymayan,  "eki eki" üslubunu sahnelemeyen, bol makyajlı fotolarını paylaşmayan kadından sayılmıyor zaten.
       (Son olarak,  “Fotosunu paylaşmayan kadın çirkindir, net”  diye bir kadının yaptığı tespiti de gördüm ya!  Seni eşşekler zinkertsin emi!)   İşte kadınlar bu yüzden salak ve salak kalmaya mahkum.


3)  Vahim bir  Kamil Koç  Hatırası:
Bu blogda daha önce de bazı Kamil Koç maceralarıma yer vermiştim.
 (bakınız:  Çarpışan Otolar  ve  Kamil Koç)
Bunu ise yazmaya aylarca elim varmadı,  o derece gerildiğim ve başımı belaya soktuğum esaslı bir örnek. İçerisinde harbi deli ve şirret,  hasta bir kadın var.

Efenim olay şu:
İstanbul yolculuğum için Kamil Koç'tan biletimi alıp yerime oturuyorum ve İstanbul'un üçüncü (ve en son) garajı olan Esenler'e varana kadar, evet son ana kadar hiç susmadan, bağıra bağıra ikinci koltuk sırasından şoförle konuşan bir kadın var içeride!

Takdir edersiniz ki oldukça absürd bir durum: Otobüsteki bir kadın yolcu durmadan bağıra çağıra şoförle konuşuyor!

Neler yok ki laflarının içinde? Özel hayat dahil; küfürler, hakaretler, dedikodu, siyaset, medya, seçimler, Ergenekon, magazin, para... Biz de mecburi dinleyicileriz onun sahnesinde. Kulaklık filan da kâr etmiyor, sesi o kadar yüksek volümden çıkıyor ki mecbur katlanıyoruz.  Bütün otobüs mecburi olarak onu dinliyor.

Zamanla yandan geçen diğer Kamil Koç otobüslerinin şoförlerine de laf atmaya başladı. Bizim şoför aracılığıyla onlara telefon açmalar filan...  Sonradan öğrendik ki meğerse bizim şoförün ablasıymış.
(Ne abla ama!)

Yola çıktığımız ilk andan itibaren en uzun susuşu yaklaşık 1 dakika 15 saniye sürdü. O bir küsür dakikalık süre haricinde; 4 saatten fazla zaman boyunca  non-stop  konuştu,  hem de bangır bangır!
(Söylemeye gerek var mı,  ne uyumak ne okumak ne müzik dinlemek  ne arkana yaslanarak çevreyi izlemek mümkün.)

İşte böyle sohbet, muhabbet ortalığı yıkarak giderken... Bir ara arkadan bir yolcu kalkıp en öne şoförün taa yanına kadar gidip dedi ki,  "Böyle sohbet muhabbetle bu hızla gidersek bize önceden verilmiş saatten en az 1 saat sonra,  o da belki anca varacağız."

Daha adam bunu der demez kadın dönüp bir küfür patlattı ki!  ŞOK!
(Bu olay Ramazan ayında geçiyor,  dört sene önce Ramazanda)
Anadolu tarafındaki ikinci durak yerine varana kadar da kadın durmaksızın adama hakarete devam etti;  tutan, tutabilen yok!

Nihayet Alibeyköy'e vardığımızda, orada inen yolculardan sarı saçlı bir kadın tam inerken dönüp demesin mi  "İyice köy kahvesi gibi, yol boyunca küfür muhabbet çok şükür kaç saat gecikmeyle, bir yerde az kalsın kaza yaparak geldik. Sizi şikayet ettim gerekli yerlere,  bilginiz olsun."

Tam neyse ki kaptan şoför olgunlukla karşıladı durumu derken... Deli kadın  "Kapat otobüsün kapıları!  Dövücem ben bunu!"  demesin mi!

(-niyeyse-)  O noktada artık ben de müdahil oldum. Lütfen artık yaa makul olalım,  yeterince sizi dinledik zaten filan dedim...
Ama işte benim salaklığım şu ki ben en son Esenler'de inecektim ve diğerleri Alibeyköy'de inip gittiler,  ben hala otobüsteyim.
Kadın ne biçim küfür hakaret ediyor. Bu benim kardeşimin arabası, kapıları kapatıcaz,  çıkamayacaksın buradan filan...

Ayyyy! Ne korkunçtu! Adamlar o kadar pişkin ki, "Ne şikayet ederseniz edin, bişey olmuyor, boşuna uğraşırsınız."  Dediği laf bu... Korkunçtu. Tabii ki şikayet ettim, bir şey çıkmayacağını bilmeme rağmen defalarca...
Lanet olsun ki, eğer mesela Belçika vatandaşı filan olsaydık, deli gibi tazminat alırdık bu olayda ama ne yaparsınız ki biz Türk vatandaşıyız. Bir Avrupa Birliği vatandaşının başına geldiğinde çuvalla büyük paranın tazminat olarak ödendiği haller, eğer buranın yerli vatandaşlarının başına gelmişse belki bir kınama dahi çok görülüp olay geçiştirilir.

Yine de  (çok şükür)  adamlar daha dengeli kadınlara göre.
Eğer o otobüsteki muavin sakin davranmasaydı, şoförde Allah korkusu ve temkin olmasaydı; neler yaşanırdı tahmin dahi etmek istemiyorum.  Kadınlar harbiden çıldırmış olmalı!


("Kızların sorunu ne?"  yazı dizimden)

1 Nisan 2019 Pazartesi

 31 Mart 2019  Yerel Seçimleri


Evet, nihayet seçimler bitti. Son yıllarda o kadar çok referandumdu seçimdi diye sandığa gittik ki; iyice bir "seçim toplumu" olup çıktık. Tartışmalar, gerginlikler ve "Acaba seçimden sonra dolar ne olacak?" lafları bi bitmedi gitti!  İnşallah uzun bir süre artık seçim muhabbetleri kesilir.   Sonuçlara gelirsek:

Geçen hafta  "AKP nereye koşuyor?"  yazımda da değindiğim gibi, AkParti için özellikle büyük şehirlerde oy ve belediye kayıpları var. Eğer muhaliflerin bölücü,  yer yer ırkçı  ve Fetöcü açık destekleri olmasa idi; AKP çok daha büyük başarısızlığa uğrayacaktı.  Üstelik tabandan gelen "safları sıklaştıralım"  ruhundaki tepki oyları da olmayacaktı.

Yani kısaca özetlersek:  AKP'den kaçış var.  Ve daha önce yazdığım gibi "bu kafayla giderlerse bunun geri dönüşü de olmayacak."
Başta Başkanları olmak üzere;  "ayrıştırmacı,  bölücü ve dışlayıcı bir dil" ile,  sürekli bir kavgacılık ruhu ile bu sistemin sürdürülemez olduğunu da not düşmüştüm.



* A Haber ve niteliksiz yandaş medyanın kendisine faydadan çok zarar verdiğini görmemekte AKP.  Aynı şekilde kitlesi de bunu kabullenmek istemiyor.

* Gereken konuda kavga(lar) verilir,  her konuda her yerde tartışma ve baskıcılık kaybettirir.

*  Kibir ruhu hiç olmadığı kadar yükseldi.
   Ne Gezi olayları  ne 15 Temmuz  ne de son dönemdeki gelişmeler doğru okunuyor. Zaten bu kadar kibirle doğru sonuçları çıkarmak, çıkarılabilse dahi uygulamak çok zor,  hatta düş.

* Partinin içinden kaybetmesi için geliştirilen taktikler var. Doğru okumalar yapılamıyor. Cehalet ve kabalık baş tacı ediliyor. Dahası, seçmenleri "bizler-onlar"  "biz-siz" diye ayırmak kaybedişe giden yoldur ki bu durmadan  "CHP zihniyeti"  dedikleri şeyin felsefesidir aslında.

* Her eleştireni,  terbiyesizce laf edeni "evinden alma"lar, dinmeyen tazminat davaları, sıfır tolerans, sansür... Damatlar, dalkavuklar, çapsızlar,  yalakalar,  ücretli troller,  art niyetliler...
Ve tabi kahrolası "kraldan çok kralcılar"!

* "Yeni Türkiye"  lafı dillerden düşmezken,  yenilik ufkunun görünürde olmaması.

*  Çiftlik haline gelen belediyeler.
  Hesapsızlık  +  Tasarruf kültüründen yoksunluk  +  Yolsuzluklara karşı umursamama hali  +  Vizyonsuzluk  -->  Yozlaşma

* Tüketim odaklı ekonomi politikası.




Ankara sonucuna bakınca, rakibe belden aşağı vurmanın işe yaramadığı, hatta rakibe yaradığı, halkın bu tür davranışlardan hazzetmediği anlaşılıyor.  Alınacak bir temel ders var burada.
Atilla Yayla

Halk "beka sorunu" gürültüsüne kapılmamış. Halka salak muamelesi yapmakta CHP'yi bile geçmiş olabilir misiniz?    (Murat Soydan)

Hukuk devletine saygı gösterileceği ümidi verilse idi seçim sonuçları farklı olurdu.  Zararın neresinden dönülse kardır.  Gecikmesek iyi olur
Hüseyin Hatemi

Üsküdar İlçe Seçim Kurulu'nun oy çuvallarını topladığı spor salonunu basan AKP'li grup; muhalefet partilerinin görevlilerine, emniyet mensuplarına ve ardından yaşananları görüntüleyen kişiye saldırdı.  (video)
      (Bunu CHP veya HDP'liler yapsa "teröristler!!!" diye sosyal medyayı yıkarlardı.  İğneyi kendine çuvaldızı başkasına...)


Bu "dönemin" en büyük kaybedeni iki kanadıyla -AKP ve FETÖ- "İslamcılar" oldu.  Her ikisi de içerdeki ve bölgesel-küresel güç dengelerini yanlış okudu. Yutabileceğinden büyük lokma kopardı ve fırsatçı davrandı. Nihayetinde her ikisinin devri de bir şekilde kapanıyor.   (@hbk)

İmamoğlu'ndan esas dersi CHP çıkarmalı. Eski kafa ile marşlarla kazandıklarını zannediyorlarsa yanılırlar.  Aldıklarını verirler.
Ekrem İmamoğlu değişimi zorunlu dayatan bir ‘başarı/kazanım’. (@sefasr)

İstanbulda Chp kazanması Binali'den çok Anadolu Ajansının zoruna gitti. Halaaa söyleyemiyor garibim.   (Hüseyin Kadir)

      (Anadolu Ajansı'nın bu seçimlerde yaptığı kepazelikti. İlk anlardan itibaren jet hızıyla gelen veri akışı,  CHP büyük belediyelerde öne geçmeye başlayınca,  saat 23'ü az geçe bir anda bıçak gibi kesildi ve sabaha kadar da  -nedense-  bir türlü  gel(e)medi.  Hayret edilesi pespayelikler...)





Sonuçları toparlayalım:

-->   AKP  "üç büyükler"de  kaybetti.

--> "17 senelik iktidara,  yıpranmışlığa,  bu kadar baskıcılığa,  ekonominin şu haline,  bin türlü beceriksizliğe rağmen;  AKP yerel seçimlerde aldığı en yüksek oylardan birini aldı:  %44,4.  Ama tabii ki seçimin net olarak kaybedeni durumunda.

Cumhur İttifakı  (AKP + MHP)  %51'i geçti  ve  50 ilde kazandı.

--> Sahiller, kıyı kesimleri ve büyük şehirler ile diğer bölgeler arasında uçurum derinleşiyor.  (Büyük şehirler daha fazla muhafazakarlık ve kasabalılık kaldırmak istemiyor.)

--> Tarım dahil,  toparlayıcı ve yapıcı politikalar ufukta görünmüyor.

--> Doğu illerinde  AKP,  HDP aleyhine güçleniyor.

-->  Meral Akşener  ve  İyi Parti  saçmalığı net olarak kaybetti.
"Teröristler"  diye halkı selamlama,  "Mehmetçik hapiste!"  lafları,  leş bir dil ve  Suriyeli avcılığı...
(Parti için saçma dedim,  tabanı değerli.  Bakalım onlar ne yöne hareketler içerisinde olacaklar?)

--> Tunceli'de TKP'den aday olan kominist aday Fatih Mehmet Maçoğlu,  HDP'ye ve örgüte rağmen kazandı. Twitter'de bir söyleşisindan kısa bir video paylaşılmıştı,  umarım güzel işler yapar başkanlığında.

--> Oy kullanmayanları ve boykotçuları  "cadı"  ilan edip avcılığa başlamışlar Twitter'da.  Avcılık ata sporumuzdur!   :)

--> CHP'nin yamalı bohça halini ve ittifak rahatsızlığımı zaten daha önce yazmıştım,  onları geçiyorum.  Ak Parti açısındansa  "Aslında bu sonuçların izleri referandum ve genel seçimde silik olarak vardı,  ancak Tayyip Erdoğan bu mesajı okuyamadı ya da gereğini yapmak konusunda cesur davranamadı."  O da Özal'ın hatalı yolundan ilerliyor,  bakalım neler göreceğiz?




Recep Tayyip Erdoğan, yanlış okumalar yapıyor veya nefsini yenemiyor. Parti kitlesi ise kibir ruhuna girdi, bilerek oy düşmesine göz yummak gibi bir stratejileri yoktuysa anlamak zor.
Türkiye değişim ve dönüşüm isterken; yaşlı veya yıllardır siyasette ön plandaki adaylarda ısrar...
"Ben yaptım oldu!"  felsefesi!
Bir de Hürriyet'in desteği fayda getirmez. Her taraf yandaş olunca boy uzamaz. Ama anlatamıyoruz.
Herkes, her şey benim olsun,  "tek tip" olsun çılgınlığı!



Seçimlerden sonra Erdoğan  "Biz kendimizi yeterince anlatamadık."  dedi;
Bay Kemal'i  anlatmaktan kendini anlatmaya fırsat bulamadın ki!
(Nesrin Eren)

"tek şansı hepimizin Cumhurbaşkanı olmaktı, hırsına kapıldı yine, Akp Genel Baskanı olmayı tercih etti.  kaybettiği yerleri cezalandırmak niyetinde, yazık, leş kargaları bekliyor düşmesini, bu tavrı ile siyasi kariyerinin bitişini başlatmıştır."   (bir Facebook yorumu)

Ekrem İmamoğlu'nun mazbatayı almadan Anıtkabire gitmesi hatadır. Sayın Binali Yıldırım'ın daha sayım bitmeden zafer ilan etmesi,  AK parti il başkanı Bayram Şenocak'ın daha o gece Istanbulu AK partinin zafer pankartları donatmasıda çok büyük hatadır.
Bu iki hatayı da görmek lazım.
Ömer Turan


Bir tv programında  "İktidarın oyları niye düşmüyor?"  sorusuna Etyen Mahçupyan'ın verdiği yanıt kağıda aktarılmış,  aşağıda paylaşıyorum. (Teşekkürler  Feza Şişman)    (Resmin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz)



Bir blog sitesinde,  seçim sonuçları ile ilgili dikkate değer bir yoruma denk geldim.  Dile getirilen her görüşe katılmıyorum açıkçası ama bazı bölümlerinden alıntılar yapmak istiyorum:

"31 Mart Yerel Seçimleri önemli bir başarı oldu. Başarıyı getiren ise yeni bir yaklaşımdı. --- Toplumu karşıt kamplara ayıran, bölücü, kendinden olmayanları ötekileştiren zihniyete bu kez prim verilmedi. Seçim ortamında birleştirici, barışçı bir zihniyet sergilendi.

Bugün sadece ekonomimiz değil, politik yapımız, hemen hemen tüm kurumlarımız derin bir kriz içinde. Hepsinin kökeninde kimlik bunalımımız yatıyor. (...) “En azından iki asırdan beri Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Türkiye’nin içinden çıkamadığı meşruiyet bunalımı milli kimliğimizi oluşturmaktadır zira bunca yıldır kimlik bunalımı yaşadığınızda o hal bunalım olmaktan çıkmış ve kimliğinizin ta kendisi olmuştur.“

Bugün dünya çapında artan karmaşıklık ve karşılıklı bağımlılık bizden açılmamızı—aklımızı, kalbimizi, irademizi açık tutmamızı—talep ediyor. Bugün politik olarak da her yerde  iki zihniyet  karşı karşıya geliyor:
Bir yanda insanların aklını kapalı tutma, onları cahilleştirme, kalplerini ötekilere karşı nefretle doldurma, iradelerini korkuyla köreltme peşindeki kapalı rejim yanlıları var. Öte yanda aklı merak ve ilgiye, kalbi merhamete, iradeyi cesarete açık tutmayı savunan açık toplum yandaşları yer alıyor.  31 Mart yerel seçimleri de öncelikli olarak bu iki zihniyetin karşı karşıya gelmesi şeklinde yaşandı."
Zülfü Dicleli  blog



Son olarak birkaç sene önceki bir yazımdan alıntı yapayım. Kimse umursamaz ama bulunsun burada da:
Hürriyet bir lideri veya siyasi partiyi desteklerse o hareket bundan zarar görür,  daha bunu anlamayanlar var.

EDIT:   Yazının altında yapılan ve benim de genişlettiğim çok güzel yorumlarla döküm zenginleştikçe zenginleşiyor.  Bir göz atın derim  ;)


21 Mart 2019 Perşembe

 AKP nereye koşuyor?

Bir sohbet ve düşündürdükleri...

Dün ayak üstü çok şaşırdığım bir sohbete denk geldim.  Buraya da taşımak istiyorum:

Her zamanki telefon bayime gitmiştim, öğle namazı sonrası idi. Benim önümden iş yeri sahibinin memleketlisi bir adam girdi ve beraber biraz lafladılar. Onlar konuşurken,  arkadaki televizyondan Denizli'deki deprem haberinin ertesinde  Akit'ten bi şahsın "Kamuoyu Kılıçdaroğlu'nun idamını bekliyor"  demekten tutuklandığı bilgisi geçti.

Adamlardan birisi dedi ki "Yahu ne hale geldi memleket, bizi nereye götürüyor bunlar?"
Ötekisi de dedi ki:  "Herkes konuşuyor valla..."
Sohbet böyle devam etti.

Şimdi bunlar namazında niyazında duasında olan İslamcı tipler. Açıkça Ak Parti'nin tabanı.  Bir AKP eleştirisini dahi şu güne kadar duymadığımız çevrelerden böyle sesler geliyor.
Onlar bile böyle diyorsa...

Bu seçimlerde AK Parti kitlesi de  parti de kötü gidiyor bence. İnsanlar "sağduyu, hizmet ve durmadan gerginlik yaratmadan güçlü liderlik" istiyor.  Zaten bunun için Başkanlığa "Evet"  dediler.

Fakat sonra bir yerde Ak Parti kitlesi aklını ve dengesini kaybetmeye başladı.  İnanılmaz bir kibirle doldular;  hani az daha  zorlasalar,  ha  gayret,  bir zamanların Kemalistlerine  tıpatıp benzeyecekler.

Bir defa ben bugüne kadar hiç bu kadar ayrıştırmacı, bölücü ve dışlayıcı bir dil gözlemlememiştim Ak Parti'de... Seçim zamanlarında bazı gerginlikler ve parlamalar yaşanması doğaldır, ama doğal sınırlar içinde kalırsa... Şu anda sosyal medyada dahi, Ak Partili Ak Partili ile tartışıyor!  Sanki seçime değil;  "laf sokma müsabakası"na  gidiliyor.  Laflar kılıç gibi saplanıyor.
Ne için ne adına?

Eğer bilinçli olarak ve tasarlayarak oylarını kaybetmek gibi sıradışı bir planları yoksa;  bu tavrın ne faydası olacak anlamış değilim.

Benim 2000'lerin başından beri görüp gözlemlediğim; bu partinin çıkarlar ve hedefler merkezli olmak üzere, kapsayıcı ve bütünleştirici, gerçek halktan ve sokaktan kopuk olmayan bir dili benimsediği idi.  Son zamanlardaysa mühendislik projesi olmaya doğru evriliyor gibiler.
Belki  imar affı,  "tanzim satış"  ile ucuz sebze,  ezan hassasiyeti  ve en son Yeni Zelanda olayları ile bir yol açmış olabilirler;  ama uzun vadede ciddi kan kaybı var, bu kafayla giderlerse bunun geri dönüşü de olmayacak.

İlginç olansa, milliyetçi bir partinin başındaki Devlet Bahçeli bile daha sağduyulu ve kapsayıcı yorumlar yaparken; Ak Parti sanki Mars'tan bildiriyor gibi!

Özellikle Cumhurbaşkanı'nın tarihi görevi, sorumlulukları ve seçmen kitlesinin kendisinden büyük beklentileri varken:
Anzaklar,  "dış güçler",  "Eyyyyyy İSrail, Eyyyy Batı!..."  diye başlayıp giden; seçim meydanlarında katliam görüntüsü izleten, bol Bay Kemal'li, zekanın ve aklın ayaklar altına alındığı ağız dolusu popülizm soslu konuşmalarda hiçbir özeleştiriye yer olmayan laflar arasından Türkiye'ye bakarsak:
Gelişmek ve büyümek isteyen,  halkının demokrasi bilincinde kayda değer önemli gelişmeler yaşanmış olan,  "sağduyulu ve gelişkin"  bir yönetsel liderlikle  yeni çağa uygun doğru kodlar ışığında gayret göstererek hayal edilemez bir eşiği aşabilecek bir ülke.

Görünen o ki iktidar artık Türkiye'yi yeni çağa taşıyacak liderliği yapamıyor,  o standartlarda insanlar çıkaramıyor Ak Parti.
Peki ya muhalefet?
Özetle ortada bir muhalefet yok.
Etnikçilik ve bölücülükten arta kalan zamanlarda  "AKP'ye nasıl seçim kazandırırız"  peşindeler.
İstanbul Fatih'te bir manyak Suriyeli avına çıkmış, beriki hâlâ türban tartışması yapıyor, HİÇBİR PROJELERİ, bütünleştirici planları yok.
Ortada tek  AKP  var,  o da çamurlara doymuyor.

Tüh!  "Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur"  hesabı;  gene sardık en başa iyi mi!


* 20 Mart 2019'da  sabah 9:30'u biraz geçe Denizli'de Acıpayam merkezli 5.7 şiddetinde bir deprem  ve ardından çok sayıda artçı sarsıntı gerçekleşti.

* Yeni Zelanda saldırısı:  15 Mart 2019'da Yeni Zelanda'daki iki camiye canlı yayınla gerçekleştirilen psikopat ve terörist saldırı.  An itibariyle 51 kişinin öldüğü söyleniyor.

* Yazıda CHP'den Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan  Mansur Yavaş'a yapılan muameleye hiç değinmedim dikkat ederseniz nereden tutsak dökülüyor ve körlük son raddede.

Ankara,  dil,

6 Mart 2019 Çarşamba

  Salvador DALİ  ile  Düşler ve Yorumlar


Dünya'da yeni bir çağın eşiğinde olduğumuz fikrine kapılıyorum bazen. Yol'un nereye çıkacağı, mantıktan bağımsız gelişecek gibi.

Bilmem bu imgelerin de etkisi ile midir nedir, sürrealistlere olan merakım ve hayranlığım artmakta.
 Bu minvalde  -uzun zamandır ara verdiğim
TEN BİLGİSİ  neşriyatında-   daha önce yayınladığım,
çeşitli arkadaşlarımın görüşleri  ile  genişlettiğim
Salvador Dali  üzerine bir yazıma  tekrar  yönlendirme yapmak istedim:


Tablo:  Dream Caused by the Flight of a Bee  around
a Pomegranate
 (1944) - Salvador Dali

...... "Sanat bizlere başkalarının ruhlarına girebileceğimiz bir kapı aralar,  tabi kendimizinkine de... Sorular sorarak iletişime geçtiklerimizin korkularını, düşüncelerini, dünyalarını, ve sırlarını gözlemleriz."
(...)
















(Kuğu mu  Fil mi?)



Ünlü ressama ait daha pek çok resim için şu linkten yararlanabilirsiniz, Çeşitli Tablolar  Facebook arşivimden:  Salvador Dali resimleri

19 Şubat 2019 Salı

Az gittik  Uz Gittik

      Zaytung haberi değil,  Gerçek!

Bu blogda yazmaya ilk başladığımda, 2009 yılında yapılmış bir araştırmanın sonuçlarını yayınlamıştım. Bir şirketin, Türkiye'de ünlülere karşı güven konusunda yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre  1. sırada  Seda Sayan ve Cem Yılmaz çıkarken,  2. sırada  Uğur Dündar,  3. sırada ise  Beyazıt Öztürk  yer alıyordu.   (bakınız:  Gündemdekiler Şubat 2009)

Aradan neredeyse 10 sene geçtikten sonra bu kez Gezici Araştırma'nın yaptığı çalışmalara göre son yılların "en güvenilenleri" ise şöyle çıkmış, görsele bakalım.


İlk defa gördüğümde resimdeki tiplere şöyle bir baktım da... Neredeyse tamamı benim bu blogda eleştirdiğim popülist kişiler.  (Uğur Dündar,  bu tarz listelerin demirbaşı galiba?  Dönüp dolaşıp yine ona çıktık.  Sonra hani listedekilerin neredeyse hepsi faullü de... Acun Ilıcalı ve Fatih Portakal gibi tiplere  "en çok güvenmeler"  de ne ola yahu?)

Yani ülkede ciddi bir kültür ve zeka sorunu var derken boşa konuşmuyoruz. Son yıllardaki istatistiksel veriler,  Türkiye'nin ve halkının büyümek, daha da gelişmek istediğini ortaya koyuyor;  beri yandan insanlarımızın gözü çöplükte! Bu böyle devam ederse büyüme yalan olur,  not düşelim.


Bu arada Gezici Araştırma'nın daha çok CHP çevrelerini araştıran, yanlı bir oluşum olduğunu da ekleyeyim. Mesela şu yandaki grafik, onların 2015 Haziran seçim tahminleriydi. CHP şahlanarak birinci parti olarak geliyordu ve AKP gidiciydi. Toz pembe yalanlarla kitlelerini dolduruşa getirip duruyorlardı.


Anlaşılıyor ki Türkiye'nin bir muhalefet sorunu var.  İçeriksiz ve bomboş bir muhalefet yaparak,  (dahası yıkıcı unsurlarla el ele)  Türkiye'yi Ak Parti'ye adeta kilitlediler. Tüm olanlara rağmen, seçmenlerin gidip gelip oy kullanmasıyla da sistem normalmiş gibi işlemeye devam ediyor; oysa demokrasi için alternatifler olmalıdır.  Bunlar bir alternatif değil asla.  Yaptıkları da masa başı muhalefetidir daha çok. O nedenle sosyal medyada sesleri çok çıkar, sonuçlar alındığında ise "makarna-bulgur, cahiller...!" vesaire şeklindeki sövgü ayinine başlarlar.  Yalanlarla yaşar boş sözlerle kafa şişirirler.  Zaten bu durum  şu  "en güvenilirler"  listesiyle de meydandadır.

Bol bol "gave muhabbeti" yapıp üç enter'la yıllardır köşeleri kapan bir adamın (Yılmaz Özdil),  bazı sayfalarını görünce dumura uğradığım, anaokul seviyesini yer yer zorlayan kitabına 2500 TL verebilmeyi başka sözlerle tanımlayamıyorum açıkçası.  Değil ki  "en güvenilir"  seçmek!

Sözlerime burada son verirken, Gezici Araştırma'ya bu çalışmaları için teşekkür etmek istiyorum. Hem beyaz Türklerin kültür seviyesini ortaya sermişler  hem de "Uzak durulması gerekenler listesi" gibi bişi yapmışlar aslında.  Bakıp kendimize de bir çeki düzen vermemiz gerekebilir  :)

(Listenin tamamını,  yazının sorundaki Yorumlar bölümüne ekliyorum. Bir başka yazıda gözüşmek üzere canlarım.)

9 Şubat 2019 Cumartesi

 İnsanlık tarihinde Özgürlük arayışları  (temsili)

Bazen bir görsel,  çok sözden daha iyi ve daha net anlatıyor yaşananları.

#freedom  #revolution  #devrim

21 Ocak 2019 Pazartesi

 Canımı sıkan şeyler


Son günlerde canımı sıkan, beni rahatsız eden ve buraya da not düşmek istediğim birkaç şey hakkında...
  • Duyduğunu ve okuduğunu doğru anlamayan bir toplum olduğumuzu biliyorum; ama bol diplomalı, okumuş etmiş, (toplumu küçümseyen) insanların bu kadar topluma ve avama benzemesine hala alışamıyorum.
    Bu aptallık ve zeka yoksunluğu bizi kemiriyor.

  • Bir adım atıp yakınlaşıp sonra geri çekilen, dengesiz tipleri hiçbir insan ilişkisinde tolere edemiyorum. Hele aşkta!
    Bir adım ileri,  iki adım geri:  Bu bana uymaz dostum!

  • Üniversiteler çiftliktir ve sulandırılarak değer kaybına uğratılacaklardır.

    (Nihat Hatipoğlu  görev başında - Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğü'nde)

  • YouTube,  15 Temmuz 2016 darbe girişimi gecesi ile ilgili yüklenen bütün kanlı görüntüleri, hepsini  Şiddet içeriği veya yaşa uygun değil  "violent or graphic content" diye silip hesapları askıya alıyor.

    Başka hesaplardan indirip aynı videoları paylaşanlar oluyor ama o videolar ve hesapları da silinecek ve kapatılacak. Darbe gecesi ile ilgili şiddet içerikli hiçbir şey paylaşmayacağız, tamam. Küfürleri de bip'ledik diyelim... Yahu ne diyeceğiz;  "şeker dağıtmaya çıktı bunlar köprüye"  mi diyelim?


  • Bir soru:
    İsmet Özel  peygamber mi?
    "İsmet Özel  şöyle buyurdu,  böyle yumurtladı..."


  • Üfürükçüler,  falcılar  ve cinci hocalar diyarı mübarek...
    (2019 senesi açılışında gündemdeki olaylı-polisiye Palu ailesi üzerine)

  • Yılmaz Özdil Atatürk tüccarlığına doymuyor.

    Yıllarca Türk medyasını hiç okumamış, hep yabancı yayınları takip etmiş biri olarak, ilk kez bu adam ve yazılarıyla karşılaştığımda bunu ŞAKA  sanmıştım, biri beni işletmeye çalışıyor diye düşünmüştüm meğerse gerçekmiş! İşte "Halkımız cahil!!"  diye nanik çekenler ve onların 5 yıldızlı yazarlarından birinin mahsulü,  market raflarında yerini almış sıcak sıcak kıtırlar...

    Yeter mi?  Yetmez,  bu kadar enayi varken  ver ekoyu...
    "Kırmızı Kedi Yayınevi, yazarları Yılmaz Özdil'in ‘tamamı elle ciltlenen'  Mustafa Kemal kitabının 2 bin 500 liraya satılacağını duyurdu."

    Hadi afiyet olsun kerizler!  İşte bunlar hep putperestlik!
    (Din adına milleti soyanlar  vs  Atatürk ayağına soyanlar)

  • Ayda 2 kez annesine ev temizliğinde esaslı yardım etse kilo sorununu çözebilecek insanlar, durmadan Diyetisyene ve fitness salonlarına gidip jimnastik yapıp, üstüne suçluluk duygusu bol açlıklar çekerek, kilo verme değil ama "para harcama" metoduyla rahatlıyorlar. Buraya kadarı benim canımı sıkmaz, kişisel tercihtir, normaldir. Ama bu diyet mevzusu durmadan konuşulunca (tartıda zayıflama diye bişey de ortada yoksa)  zamanla bayıyor.

  • Evet, benim de bazı ön yargılarım var. Mesela sosyal medyada magazin paylaşımı yapan,  hele "bağzı" çok popüler şahsiyetleri, onların aşklarını, eski eşlerini, yeni sevgililerini filan paylaşan tipleri genelde siliyorum; eğer arada özel bir muhabbet oluşmamışsa bu böyle.

    Zaten yeterince magazin konuşulan ve illaki o "bağzı" pop tipleri sevmemiz gereken bir ülkede yaşıyoruz diye düşünüyorum.  (Yoksa aşırı dozdan delirirsin zaten, veya intihar  edersin.)  Tek tipçilik ünlüler konusunda da kendini net hissettiriyor yani. İllaki herkes o BAĞZI'larını sevmeli, şarkılarına/programlarına/ağızlarını yaya yaya yaptıkları konuşmalara/ilişki durumlarına tav olmalı!  Hal böyleyken üstüne bide bunları sosyal medyada konuşup yayanları çekemiyorum.