16 Ocak 2012 Pazartesi

 "Ermeni Soykırımı"nı Tartışma Eşiğinde

Uzun zamandır yazmıyorum buraya.  Köprünün altından çok sular aktı. Kişiselde kayıplar  (üzerimde büyük etkisi olan teyzemi kaybettim), bitişler-yeni başlangıç hayalleri, korkular, ameliyatlar... Ülke gündemi derseniz her şey jet hızıyla alıp başını gidiyor.  Çocukluğumun ellerinde olduğu teyzemin yoğun bakımdan çıkamayışı  (Aralık 2011)  ve tam o günlerde Ekşi Sözlük'teki bir olay (?) beni tekrar yazmaya teşvik etti.


Mevzu:  Ermeni Soykırımı
Hukuk eğitimi aldığını söyleyen ve hukuki yaklaşımlardan pek de hazetmediğini uzata uzata örneklendiren bir sözlük hacivatı ile iletişime geçtiğimde, cevapları karşısında hayretlerimi ifade edebilmem zor.

Kendi ifadesine göre;  "çok şükür Allah korkusu olan",  "bunun aksi insanlardan olmadığından, vicdansız şerefsiz sabit fikirli ve önyargılı olmasının mümkün olmadığını"  beyan eden, "Müslümanlar katliam yapmaz" eşiğini çoktan aşmış bu sabit fikirli yazarın;  ırkçı, milliyetçi, ulusalcı ve İslam soslu entry'si  -tahmin edileceği üzre-  Ekşi Sözlük haftanın en beğenilen entryleri listesine de girmiş.

Türk milleti adına,  kendi ifadesi ile "dik duruş" sergileyen bu yazara benim gönderdiğim mesaj şu idi:
(#26717342)  hukuktan nefret ettiğinizi söylemişsiniz ama kendi eleştirdiğiniz bakış açısını fevkalade yüklendiğiniz görülebiliyor.  ekşi sözlük, hatta neredeyse tüm sözlükler milliyetçi yuvası olduklarından alkışlayanınız da boldur, şüphesiz. yalnız ben entrynizi  "ermeniler bizden özür dilesin ve tazminat ödesin" diye bitirmemenizi yadırgadım,  onu paylaşmak istedim.  böylece daha tutarlı bir dik duruş sergileyebilirdiniz oysa.

Olayın "Hukuksal" boyutu üzerinde kafa yoran, hukuk eğitimi almış yazardan gelen cevaplara karşı yaşadığım şaşkınlıkların da etkisi ile, ilgili başlığa yazdığım entry şöyle oldu:
Allah korkusu olan insanlar olarak orantısız bir katletmeyi, (müslüman halkı öldürmek veya zarar vermek gibi hiç bir eyleme karışmamış) yüzbinlerce masum insanın mallarına konmayı ve bir milleti kendi anavatınından söküp öldürüp uzaklara sürmeyi gerçekleştirebilecek kadar şerefli, yüksek fikirli ve önyargısız olanların savundukları ve akladıkları bir olay. çok şükür, ne mutlu ki milletimizin hukuk fakültelerinden osmanlı'nın dahi savunmadığı ayıplarını aklamak için seferber olacak kadar böylesi dik duruş sergileyen hukukçular fabrikasyon şekilde çıkış yapıyor.
------------------------------------------------------------------------------


Son günlerde, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İnsan Hakları dersleri veren Prof. Anıl Çeçen'in açıklamaları da dikkat çekmekte:

"İnsan Hakları Sözleşmesi geçerliliğini yitirdi. Savaş hukuku uygulansın.... Göstericilere füze atılsın. 40-50 kişinin toplandığını uzaydan tesbit ettiğimiz anda, toplananları füze atıp imha edelim... Türklere doğum kontrolü yapılıyor ama yoksul Kürtlerin on çocuğu var. Ben araştırdım, Dünya Bankası bunlara para ödüyor.  Ortada bir plan var"  diyen bir hukukçu kendisi.

Böyle insanların hukukçu olduğu bir yer işte Türkiye.

"Halkımız cahil"  mottosundaki eğitimli  (pardon "yüksek öğrenimli")  kitlemiz, bünyesinden gerçekten öyle bir hukuk ordusu çıkarmış ki;  hele "milli meselelerimiz"  kategorisi söz konusu olduğunda o derece sırıtan bir dinci-milliyetçi jargonları var ki...  O derece "dik duruş" sergiliyorlar ve bu (t)arzın toplumda o derece talebi var ki...



  • Ekşi Sözlük başlığındaki şahsi görüşüm/entry'm  şurada.
    ("entry" demezsek sözlüğü tanımıyorsun muamelesi çekilebiliyor amman dikkat!)
  • Anıl Çeçen hakkındaki bir yorumdan alıntı:
Ulu önderine borcunu ne yapsa ödeyemeyecek bir Kemalist. Ulu önder olmasaydı kendisi gibi birinin hukuk fakültesinde insan hakları dersi verdiği bu cumhuriyet olur muydu, olabilir miydi?  Ya da ne bileyim Sabiha Gökçen gibi bir ulu pilotumuz mesela, olabilir miydi? Hepimiz çok şey borçluyuz ulu önderimize...

Savaş hukuku, Cenevre Sözleşmesi, İç savaş saptaması filan benim bildiğim kadarıyla PKK'nın kabulünü talep ettiği şeyler. Sen ben keskin olmak adına "İç savaş ulan bunun adı" deriz de bir devlet yetkilisinin ağzından böyle şey duyamazsın. Çünkü neden, çünkü bu resmîleşirse PKK "savaşan taraf" statüsü kazanır. Bunu kazanınca da misal Akdeniz'de silah yüklü gemiye PKK bayrağı çekilince uluslararası sularda o gemiye kimse ilişemez. Hiç sanmam ama, bunu mu istiyormuş? Yok, değildir. Herhalde onun istediği TC'nin tek taraflı olarak "savaşan taraf" kabul edilmesi, Diyarbakır'ı bile bombalasa insanlık adına kimselerin  "Şşşt alooo, n'apıyon bilader?"  dememesi.
(mehmet ordekci.  12/01/2012,  Ek$i)


21 Nisan 2011 Perşembe

Ergenekon,  Silivri,  Hukuk,  Yaklaşan Seçimler ve Milletvekili Adayları üzerine


İkinci Ergenekon Davası'nın tutuklu sanığı gazeteci MUSTAFA BALBAY, CHP'den milletvekili adayı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Balbay bizi tercih ederse mutlu oluruz" sözlerine cevaben  "CHP bir siyaset kazanı. Ben de o kazanın içinde yoğrulmaktan mutluluk duyacağım" şeklinde bir yazılı açıklama yaptıktan sonra;  aynı davada yargılanan TUNCAY ÖZKAN  da  CHP'den milletvekili aday adaylığı başvurusunda bulundu.

Başkent Üniversitesi eski Rektörü, Ergenekon tutuklu sanığı MEHMET HABERAL da kadroya katıldı sonra. Kalp rahatsızlığı gerekçesiyle uzun süre hastane nakilleri yapılan ve yaşam tehlikesi bulunduğu dahi söylenen Haberal için Zonguldak birinci,  Mustafa Balbay içinse İzmir birinci bölge birinci sıra deniyor.
(Ecevit-Haberal-Ecevitçi Zonguldak'tan adaylık!)

"M.Haberal yataktan kalkarsa küt diye gidecekti hani??? şiiit Gata sana soruyorum!"   (@ariadne)

"Mehmet Haberal: CHP'den milletvekili adaylığı sonrası turp gibi olan ulusalcı."


Devrimci Karargâh Örgütü'ne yardım ve yataklık suçlamasıyla Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski Emniyet Müdürü HANEFİ AVCI, milletvekili adayı olabilmek için görevinden istifa etti. Önce CHP'den aday olacağı konuşuluyordu ama bu konuda süregelen ön tartışmalar nedeniyle bu olmadı galiba. Liste dışı kalan Avcı, İstanbul 3. Bölge'den bağımsız milletvekili adayı.

Hanefi Avcı; Nur Cemaati'nin Emniyet ve Yargı ile ilgili makamlarda örgütlendiği, Ergenekon soruşturmalarına yön verdiği iddialarını barındıran "Haliç'te yaşayan Simonlar" adlı kitabının yayımından sonra tutuklanmıştı.  Evlilik dışı ilişkisi, kitabın gerçek yazarının kendisi olmadığı gibi birçok gündem dedikodularını da ekleyeyim.



CHP'den milletvekili adayı olmak için başvuran Ergenekon Davası'nın tutuklu sanıklarından Tuncay Özkan liste dışı kaldı. Melih Gökçek'in "seçimlerden sonraki CHP başkanı Tuncay Özkan olacak" kehanet-tweeti belki de dikkat çekiciydi kim bilir? Bunun üzerine İstanbul'dan bağımsız adaylığını koydu. Özkan: "Savcılara sorduğum soruyu sayın Kılıçdaroğlu şimdi size soruyorum, benim suçum ne? Benim adaylık başvurumu neden reddettiniz?  Bu vefasızlık, bu sessizlik niye?"

Bu arada bir diğer Ergenekon tutuklusu Emekli Korgeneral ENGİN ALAN, MHP'den İstanbul 1.Bölge 1.sıradan listeye girdi. CHP'den aday adayı olabilmek için SİNAN AYGÜN, Ankara Ticaret Odası başkanlığından istifa etti ve Ankara'dan CHP MV adayı oldu.  (Bu derece sağcı ve deşifre bir isim bile.)

Yani kıssadan hisse:  ŞAİBELİ TİPLER MECLİSTE!



Biraz da hukukçulara bakalım.  İLHAN CİHANER CHP'den adaylığını koymuştu, ancak o da listelere alınmadı. Hatırlarsanız kendisi Erzincan Cumhuriyet eski Başsavcısı idi ve makamında olaylı bir polis baskını olmuştu. Sonra yargılanmış, görev yeri ve yetkileri değiştirilmişti filan...  İstifa edip  CHP'ye katılmak  ve
12 Haziran seçimleri ile MV olmak istedi ama aday yapılmadı gibi gözüküyor şu tarih itibariyle.

Son dakika:  YSK tarafından verilen kontenjan adayı kararının ardından, İlhan Cihaner  Denizli CHP adayı olarak gösterildi.


EMİNE ÜLKER TARHAN milletvekilliği adaylığı için YARSAV başkanlığı görevinden istifa ederek CHP adayı oldu. HSYK eski Başkanvekili KADİR ÖZBEK de milletvekili adayı.
"Eğer siyaset yapmak istiyorsan cübbeni çıkart gel" çağrısına uydular demek ki sonunda...

Ağustos ayındaki bir yazımda şöyle demiştim:
"(YARSAV) Sıradan vatandaş olarak ne olduğunu bilmediğimiz bu kurum ve başkanları (Emine Ülker Tarhan ve öncesinde Ömer Faruk Eminağaoğlu) son dönemde adeta bir siyasi parti genel başkanı havasında her gün basın açıklaması yapıyor ve iktidarı eleştiriyor. İktidardakiler de sağolsun işte karşılıklı atışmaya devam..."
(bkz:  Gündem Ağustos 2010/4)



YİĞİT BULUT'un adıysa AKP İstanbul ikinci bölge diye geçiyordu ancak aday gösterilmedi. Adamda iyi manevra kabiliyeti var yalnız, hakkını vermek lazım. Ulusalcılıktan girdi, Adnan Hoca ile Evrim Teorisi'ni canlı canlı çürüttü, DP'den yolu geçti ve en son AKP'ye kapak atmaya çalıştı.
Şimdilik olmadı.


Olaylı eşi  ÖZLEM TÜRKÖNE  ("Özlem siyasette yeni")  geçen dönem İstanbul 1. bölgeden AKP milletvekili olan MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE listede yer bulamazken; karikatürist Salih Memecan'ın eşi NURSUNA MEMECAN Sivas'tan;  Sakarya'dan aday gösterileceği konuşulan milli futbolcu HAKAN ŞÜKÜR  İstanbul 3. bölgeden;  Dış İşleri Bakanı  AHMET DAVUTOĞLU Konya 1. sıradan;  gazeteci  ŞAMİL TAYYAR  Gaziantep'ten aday gösterildi.  (AKP)
Oktay Ekşi'nin Hürriyet'ten CHP'ye yatay geçişinin benzerini, Muammer Güler AKP'ye geçerek yapıyor. Herkes ödülünü alıyor.   (@itaatsiz)


14 Mart 2011 geceyarısı uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralanan  İBRAHİM TATLISES ise Urfa'dan bağımsız aday. Önce AKP'den adaylık beklemiş kendisi, ancak olmayınca olmuyor dememiş ve bağımsız adaylığını koymuş.
(Bu kez, geçen seçimlerde Uzanlar'ın Genç Partisi'ndeki İstanbul adaylığı gibi bir gözü karalık yapmadı.)

Son dakika  (21 Nisan) :   İbrahim Tatlıses adaylıktan çekildi.



Biraz da Ergenekon'un seyrine bakalım:

Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın  Ergenekon terör örgütü (ETÖ) üyeliğinden tutuklanmaları,  davaları iyice sulandırdı ve hedef şaşırttı.
Son Ergenekon gözaltıları  başlığında da yazdığım gibi:
"Ergenekon Operasyonu"  oldu:   "Cemaatime dokunma!  Hareketi"


"Ahmet Şık 'Ergenekoncu' olarak gözaltına alınabiliyorsa,  ben de alınabilirim demektir."
"Ergenekon'u ben birilerinin cezalandırılacağı bir 'okazyon/fırsat' olarak görmüyorum. Ama bazı şeylerin bundan böyle kesin olarak bir daha yapılmamasını sağlayacak bir olay olması gerektiğini düşünüyorum. Bu da bir 'ceza' sorunu değil, bir 'sergileme' sorunu olmalı. Yani, yıllardır kurulmuş, işletilmiş bu mekanizmanın nerelere kadar uzandığını, nüfuz ettiğini ve nasıl çalıştığını bizlere açık açık göstermeli. Her şeyin ortaya çıkmamasına da razıyım  (zaten elimizde değil),  yeter ki çıkanlar,  olayın bütünü hakkında yeterli fikir versin.

Ama bu dediğimin, kendisini tanıdığım Ahmet Şık'ı, veya yazdığından tanıdığım Nedim Şener'i gözaltına almakla gerçekleşmeyeceğini de biliyorum. Şu anda söyleyebileceğim, bu gibi davranışların, tam tersine, sürece zarar vereceği ve ortaya çıkmış olguların inandırıcılığını da zedeleyeceğidir.
(Son gözaltılar,  Murat Belge.  6 Mart 2011, Taraf)


Bugün Nedim Şener ve Ahmet Şık'a karşı başlatılan operasyon, Ergenekon üzerinden muhalif sesi susturmanın zirve noktasına ulaştığı andır.
Bu itibarsızlaşmanın sorumluluğu artık hükümetin de üzerindedir. Hükümet, Ergenekon davalarının istihbarat ayağında hakim olan zihniyet polisliği yuvasına hızla neşter vurmazsa, Ergenekon'un Susurluk'a dönüşmesinin sorumlusu olarak tarihe geçecektir.
(Ergenekon Susurluk'a dönüyor, Ahmet İnsel. 6 Mart 2011, Radikal)
(*) Ahmet Insel, davanın zihniyet polisliğine dönüşmesinin Türkan Saylan'ın dahil edildiği aşamada başladığını iki yıl önce belirtmişti.

Ülkemizde mahpusların yüzde 55'ini tutuklu yargılananlar oluşturuyorken, sanık hakları sadece paşalar ve bir kısım gazeteciler içeri alınınca aklına düşenlerin samimiyetine inanalım mı?
('‘O da’  mı muhalif,  Hilâl Kaplan.  23 Şubat 2011, Taraf)

Aslında medya dışında sokaktaki vatandaşın umrunda değil hatta hoşuna gidiyor.   (dersimi - 9 Şubat 2011, Radikal Online)

Toplu mezarların açılması, Diyarbakır'daki JİTEM davası vd Ergenekon davasının yan ürünleri, keşke bunlar davanın ana konuları olabilseydi.   (Orhan Kemal Cengiz)



Gelen tepkiler sorasında hükumet önce "Yargının işidir, biz karışamayız" dedi. Başbakan ise "Yargı toplumsal duyarlılıkla değil dellilerle hareket eder. Beklentimiz sürecin hızlanması" dedi. Sonrasında olaylar Ergenekon Savcılarının değiştirilmesine kadar uzandı. Ergenekon soruşturmasına bakan Zekeriya Öz, Fikret Seçen ve Ercan Şafak davadan alınarak İstanbul Başsavcıvekili olarak atandı.  CHP ve BDP'nin Ergenekon ve KCK davalarından tutuklu çeşitli isimleri aday göstermelerini değerlendiren Recep Tayyip Erdoğan: "Dokunulmazlık kaldırılsın diye bu kadar konuştular. Şimdi dokunulmazlık zırhına kimlerin müracaat ettiği ortada."



VETO: Yüksek Seçim Kurulu (YSK); aralarında Hatip Dicle, Leyla Zana, (polis tokatlayan) Sabahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder ve Gülten Kışanak'ın da bulunduğu DTP/BDP'nin 12 bağımsız milletvekili adayının adaylıklarını,  milletvekili seçilme yeterliliğini etkileyecek
eski mahkumiyetleri bulunduğu gerekçesiyle iptal etti.

Kişisel yorumum:  Mecliste mafya ile bağlantıları afişe olmuş olan, hatta Wikileaks belgelerine girmiş isimler dahi aday olabiliyor, yolsuzluk veya değil, başkaları da sorun edilmiyor; ama sıra BDP'lilere gelince adaletin kılıcı iniveriyor, bravo!  Ayrıca mesela Sabahat Tuncel'in milletvekilliğine gerçekten bir mani olsaydı, zaten daha önce milletvekili olamazdı. Olay bitmiş, kadın milletvekili olmuş, tekrar adaylığını koyuyor, bunlar bitmiş olayı yeniden açıyor.
"Abdülkadir abi (Abdülkadir Aksu) listede, Cemil Çiçek listede, Hrant cinayetinin baş valisi Muammer Güler listede... Kafatasçı tespitleriyle ünlü Yusuf Halacoğlu MHP'den milletvekili adayı olmak için Gazi Üniversitesi'ndeki görevinden istifa etti.."

Yüksek Seçim Kurulu'nun provokatif kararı ardından yükselen tansiyon sokaklara taştı. On binlerin katıldığı gösterilere saldıran polis ve asker, onlarca kişiyi yaraladı. Yüzlerce insanın gözaltına alındığı olaylar sırasında Bismil'de üzerine ateş açılan İbrahim Oruç yaşamını yitirdi.  (Kanlı Seçim; Halka Gaz, Dayak ve Kurşun!)

Görgü tanıkları, silahla hedef alınarak vurulan Oruç'un yere düşmesinin ardından tekmelenmesiyle dişlerinin kırıldığını belirtti. Bu arada gösteriler sırasında anaokuluna/kreşe molotof kokteyli atmak gibi aşırılıklar tepki çekiciydi. Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde bir kişinin ölümüyle sonuçlanan olayı protesto eden Van'daki bazı göstericiler, bir banka şubesine molotofkokteyli attı, "haklıyken haksız duruma düşmek" gibi yorumlar yapıldı. Ayrıca zaten hali hazırda milletvekili olan kişilerin yasal durumu aday olmalarına bile imkân vermiyorsa;  madem nasıl milletvekili oldu bunlar geçen seçimde?
Yine de Türk Medyası "vatan hainleri", "teröristler" gazlaması yapmaktan geri durmadı ki burada yapılan bir demokrasi ayıbıdır. Bu sevimsiz durumu bile kınayamadı büyük medya.

AKP'ye duyulan nefretin yarısı Kürtlere reva görülen şiddete duyulsaydı, şimdiye kadar şahane bir ülke olacaktık. (@erkanshen)

Bankayı ateşe verenle, onların haberini ateşle veren güya haberci arasında ne fark var? Biri kahverengi, öteki lacivert. (@theserendipity)

Bu kararın en çok AKP'ye yarayacağı ve siyasi-planlı bir karar olduğu konuşulmaya başlandı hemen. YSK vetosuna CHP'den tepki geldi. Meclisi olağanüstü toplayarak YSK krizini çözme önerisinde bulundu CHP. Gelişmeler ve artan tepkiler üzerine midir bilinmez; YSK bu kez de "Eksik belgeler tamamlanırsa adaylar seçime girebilir"  açıklamasını yaptı.  (Şaka gibi!)

1.5 yıllık hapis cezası 6 ay hapse çevrilen İstanbul 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Sebahat Tuncel'in parlamentoya tekrar girmesinin önü açıldı. Gültan Kışanak da mahkemeden seçim hakkına ilişkin belgeyi alarak YSK'ya iletti. Hukukçu olmadığımdan anlamını tam idrak edemesem de, mahkemelerin apar topar "memnu hakların iadesi" kararları almasının, bağımsız adaylar için süreci normale döndürdüğü söyleniyor.

21 Nisan'daki YSK toplantısı sonrasındaysa; HATİP DİCLE, LEYLA ZANA, SALİH YILDIZ, ERTUĞRUL KÜRKÇÜ, GÜLTAN KIŞANAK, SEBAHAT TUNCEL ve HARUN ÖZCAN'ın milletvekili adayı olmalarına engel durumlarının bulunmadığı açıklandı. Yani bu isimler 12 Haziran seçimlerinde adaylar arasında yer alacak.  İsa Gürbüz, Çiçek Otlu ve Şerafettin Efe'nin itirazları ise reddedildi.

Ey YSK. Değdi mi? Bir gencin ölümü, onlarca yaralı, yüzlerce dükkan ve arabanın tahrip olmasına değdi mi? Aynı kararı daha önce alamaz mıydınız. Türkiye'ye bunu yapmaya hakkınız yoktu. Bu faturayı ödetmemeniz gerekirdi. Artık güvenilirliğiniz kalmamıştır.  (*, **)

yasakların ardındaki derin elden nasıl rahatsızsam,  aynı derin elin yasakları 1 günde kaldırmsından da rahatsızım. bağımsız bir hukuk istiyorum. (@sucluyorum)

"YSK'nın altı üyesi Yargıtay'dan, beş üyesi Danıştay'dan geliyor.  Hepsi hukukçu.
Peki, bu kadar çok karar değiştiren hukukçulara ve onlara böyle karar değiştirme imkânı veren hukuk sistemine nasıl güveneceğiz?
Bu kararların siyasi olmadığına nasıl inanacağız?"
"Bu ülkede barışın gelmesini istemeyenler var ve ortalığı birbirine katacak bir gücü de hâlâ ellerinde tutuyorlar."
"Burası devlet falan değil;  Ankara "bela" arayan adamlarla dolu ve istediklerinde o belayı da çıkartabiliyorlar.
"Bu ülkenin huzura ve barışa kavuşmasını isteyenlerin çok kararlı davranması, bu devleti, Anayasa'yı, kurumları baştan aşağıya değiştirmesi gerekiyor.  Bu devlet bitti çünkü."
(Bitiş,  Ahmet Altan.  20 Nisan 2011, Taraf)

Olayı  Ergenekon'a bağlayanlar da olmadı değil:
AKP nin anayasayı değiştirecek cogunluga ulaşması muhtemel olan bir secim oncesinde kim Turkiyeyi sallamak isterdi bu kadar acaba?  (@kuntakinteden)


Hazırlanacak yeni Anayasa için TBMM Anayasa Komisyonu Başkanlığı gibi özel bir görevi de bulunan AKP'li BURHAN KUZU, YSK'nın bu kararına destek verdi ve "YSK zaman zaman çok yanlış kararlar verir. Ama belki en doğru kararlardan birisi budur maalesef" diyerek vetoya sahip çıktı.

Ve son olarak, Samsun'dan bağımsız milletvekili adayı olan 28 yaşındaki İsmail Çelik'in adaylığını YSK kabul etti. İsmail Çelik, Samsun'daki bir duruşma çıkışında açıklama yapan DTP/BDP Genel Başkanı Ahmet Türk'ü yumruklamıştı.

.
Altanlar,  Ecevit,  Türk Medyası,

12 Nisan 2011 Salı

 Yasaklar ve uzun bir aradan sonra tekrar merhaba

Selam.  Neredeyse 1 aydan fazla bir zamandan sonra tekrar bir şeyler yazıyorum buraya,  ki bu kadar aradan sonra kolay değil benim açımdan. Hatırlarsanız geçen ayki Blogger/Blogspot kapatma kararı sebebiyle bloglara erişim yasağı getirilmişti. Geçici çözümler bularak (DNS ayarları vs.) girmeyi başaranlarımız olsa da;  açıkçası kendi adıma bir kopuş,  böyle bir absürd yasakçılık anlayışından tiksinme halleri içerisindeydim.  Bu süreçte blog yazarlığı ile aramda bir soğuma yaşadım.

Yazma işi böyle işte!  Düzenli zaman ayır(a)mayınca kopuyor ve soğuyorsun. Bazen de şöyle oluyor:  Diyelim ki yazmak istediğin çok şey var önünde, zamanın da var.  "Hangisinden başlayayım, hangisine yoğunlaşayım?" kararsızlığından bir türlü başlayamıyorsun.  Açıkçası durumum böyle.

Bu çekingenlik halini aşmaya çalışırken,  ufak bir giriş olarak yakın zaman içerisinde ülkemizde hatırladığım internet yasaklarından biraz bahsetmek istiyorum.


"Atatürk'e hakaret videoları" öne sürülerek sosyal paylaşım sitesi YouTube'un kapatılması vardı önce. (Aslında şeffaf, askerler ve siyasetçiler ile ilgili videoların kamuya açıldığı bir mekanı kapatmak ve yasakçılıktı bu kararın sebebi. Atatürk videoları ve Atatürk'ü koruma kanunu bu işin kılıfı oldu bence.)  Yasağa rağmen, ufak DNS ayarları veya Hosts dosyasındaki değişimlerle YouTube'a girmeye devam ettik. Yıllar sonra hem siteye olan ilgi-alakanın artması hem de "değişen zaman" derken tam YouTube açıldı diye seviniyorduk ki; yasağın kaldırılışı daha birinci ayını doldurmadan bu sefer de Deniz Baykal'ın gizli çekim videoları yüklenmiş diye, başvurusu üzerine YouTube  -tekrar-  kapatıldı.

Bir ara Google'ı kapatalım kampanyası başlatılmıştı hatırlarsanız. Gerekçe: "Vergi vermemesi ve dokunulmazlara karşı hakaret içerikli yayınlar yapılması" olarak açıklanmıştı. AKP'li Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, "Bu ülkeyi Google mı yönetecek?"  diye soruyordu.   (bkz:  Google sansürü)

Adı geçen ilgili siteleri kapatalım furyasında öncelikle AKP hükumetinin adı geçiyordu. Sonradan Atatürkçü Düşünce Derneği de bu yasaklara destek vermişti hatırlarsanız.  ADD Başkanı Tansel Çölaşan'ın yorumu şöyleydi:
"Bizim için Atatürk bir demokrasi ve kadın özgürleşmesi sembolüdür. Bu ona saygı ile ilgilidir.  Mahkemenin verdiği karardan rahatsız değilim."

Yani o da kapatılmalıdır diyordu ve bu hanım Danıştay Eski Başkanvekili!
(bkz:  Gündem Haziran 2010-II)


2010'un sonlarına doğru,  MÜYAP'ın "telif hakları" şikayeti ile müzik dinleme sitesi Fizy de kapatıldı.

Ve nihayet Mart 2011'in ilk günlerinde Blogspot.com/Blogger'a da erişimler engellendi. "Yuh artık!" dedik, bu nasıl "hukuk", bunlar nasıl "hukukçu"?? Bloglar üzerinden Lig TV yayınları yapıldığı gerekçesiyle davayı Digiturk açmış. "Peki neden bütün bloglar cezalandırılıyor?" diye isyan ettik,  Twitter'da #blogumadokunma  dedik.
Bu yapılanın, sırf içinde hırsız bir aile ikamet ediyor diye tüm mahallenin bütün giriş-çıkışların yasaklanmasından ne farkı vardı?


Bu sürecin bana tek kazandırdığı ise (buna bir 'kazanım' denebilirse eğer) Twitter oldu.  Yani daha fazla zaman ayırmaya başladım Twitter'a. Bunun neticesinde yasağın kaldırılışından sonra blogumu ihmal ettim.  (Zaten o nasıl bir "yasak kaldırma" idiyise,  günlerce Blogger'a akşam girdik sabah giremedik veya bir gün açıldı sonraki günler açılmadı... Bu döngüler de baydı tabii.)

Twitter demişken:  140 harf kısıtlaması,  "ben seni ekledim sen de beni ekle yoksa takipten çıkarım"  bakış açısı biraz sıkıcı.  Dahası,  okuduğunu anlamayan bir eğitimli güruh var gerçekten bu ülkede, onlardan kaçış yok.  Bir de ulusalcılardan... Sanırım bütün interneti kaplamışlar:)

.

3 Mart 2011 Perşembe

 Son Ergenekon gözaltıları

.
İleri Demokrasi'nin bizi getirdiği yer şu oldu:
"Ergenekon Operasyonu"  eşitlendi:  "Cemaatime dokunma! Hareketi"!
.

1 Mart 2011 Salı

 Gündem Şubat 2011/3 . (Batum + OdaTv)

.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Zonguldak Şubesi'ni 5 Şubat'taki ziyareti sırasında Süheyl Batum'un sarf ettiği sözler, hem Genel başkan yardımcısı olduğu CHP'yi hem de ülkeyi karıştırdı. "Koca bir askeri yıktılar. Meğer kağıttan kaplanmış, biz bunu asker zannedermişiz. Meğer ABD içini oymuş. O koca ağacı hop diye yıktılar, ancak CHP'yi yıkamadılar."


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: "Anamuhalefet partisi geçmişinden bugüne darbe şakşakçılığından vazgeçmedi, ne yazık ki bugün de vazgeçmiyor", "Senin her yerin anayasa hukukçusu olsa ne olur!"  Erdoğan, Zonguldak savcılığının bu konuda soruşturma açtığını hatırlattı. Fakat bunun yetmeyeceğini, TSK'nın kendilerine bağlı bir kurum olduğunu ve gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.

Türk Silahlı Kuvvetleri,  yaptığı bir basın açıklaması ile (BA - 04 /11)  Batum'un sözlerini isim vermeden kınadı. Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, CHP Genel Merkezi'ne sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi.  (Benzeri sözler bir başka parti mensubu siyasetçi tarafından söylenmiş olsa,  bu kadar ılımlı tepki verilir miydi?)

Kemal Kılıçdaroğlu: "TSK'yı ancak genel başkan eleştirebilir." ("Orduyu eleştirmek,  CHP Genel Başkanı katında olur ancak!")
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Batum'un sözleri hakkında inceleme başlatmasıyla ilgili olarak ise, Bülent Arınç'ın şu örneğini  (bkz: Mart 2009)  hatırlatan Kılıçdaroğlu  "Aynı savcı, merak ediyorum Bülent Arınç için neden bir şey yapmadı? O zaman bunu duymadılar mı?"  diye sordu.
"Batum istifa etmeli mi sizce?" sorusuna cevaben ise  "Bana böyle sorular sormayın"  demekle yetindi.

Batum için söylenebilecek tek şey veya en isabetli şey,
"Batum bir darbe meşrulaştırma-tetikleme hukukçusudur."
(kakavan - 8 Şubat 2011, Radikal Online)

CHP'deki iktidarın Sn. Kılıçdaroğlu'na geçtiğini zannetme hayalperestliği Süheyl Hocanın açıklamalarıyla su yüzüne çıkmıştır.  2011 seçimleri sonrası siyaset sahnesinde adını bile duyamayacağımız Sn. Kılıçdaroğlu değişme vaatleriyle bizleri aldatan lider olarak anılacaktır.  Ülkenin elitlerinin partisinin değişikliği rüyası kısa sürmüştür.
(megul)

Seçim sonuçlarının hayalkırıklığına yol açacağı anlaşılınca Kılıçdaroğlu sonrası dönem için kılıçlar çekildi bile.  Belli ki
28 Şubat  'Milli Görüş'  için ne ise,  12 Haziran  'Laik Görüş'  için o olacak.  Laikler arasındaki  demokrat-otoriter  bölünmesi
12 Haziran seçimlerinden sonra kurumsallaşacak.  CHP kimin elinde kalacak kavgası başladı.  Ben Süheyl Batum'un temsil ettiği otoriterlerle aynı fikirdeyim.  CHP otoriterlerin partisi olarak kalmalı ve laik demokratlar yeniden organize olmalı. Benim tercihim durmadan temcit pilavı gibi öne sürülen yeni oluşumlardan ziyade EDP'de birleşmektir.  Şimdiye kadar yapılan denemeler boşa çıktı çünkü zamanın ruhu uygun değildi.  12 Haziran'dan sonra uygun olacak.
Laik demokratlar uzlaşarak tek bir yapıda birleşmeli.
(İtaatsiz  -  9 Şubat 2011, Radikal Online)


Asıl "kağıt kaplan" asker değil,  siyasiler...
Geçmişimizi giderek daha sağlıklı şekilde inceleme olanağımız oluyor ve her olayda, asıl sınıfta kalanların siyasetçilerimiz olduğu daha çok ortaya çıkıyor.
(10.02.2011 - Posta)

(Mehmet Ali Birand'ın gündemdeki gelişmeleri yorumladığı çeşitli yazılarından ve twitlerinden kolajlar sunacağım önümüzdeki günlerde.)



(*)  chp aslında akp'nin süper iyi çalışan çocuk kolları teşkilatı olabilir mi? kafadan bi yüzde 15 katkıları var bence akp'ye.
(*)  kazara süheyl batum istifa etse akpliler çok üzülmez mi?
@Hakan_Toker

(*)  Süheyl Batum, "Elli bin kişiyle Silivri'ye gitseydik" demiş.  CHP hâlâ nerelerde.  Elli bin kişiyle Mutki'ye niçin gitmiyorsunuz?  @semihgumus

(*)  "İktidarı ancak CHP genel başkanı eleştirebilir", "TSK'yı ancak CHP genel başkanı eleştirebilir"... Sonra da AKP'lilere biatçı derler.
(*)  Sorbonne'da  demokrasi liberalizm kültür vb. üzerine tonlarca bilgi ediniliyor ama ruh bunları almıyor,  ruh askeri darbe hayalini sürdürüyor. @resatcalislar




14 Şubat 2011  -  OdaTv baskını
Ergenekon Terör Örgütü'nün medya yapılanması olduğu ve bu örgütün hedefleri doğrultusunda yayın yaptığı gerekçesiyle OdaTv Polis tarafından basıldı. Soner Yalçın ve ekibi gözaltına alındı.  Operasyonlarda OdaTv binasında ve Soner Yalçın'ın Levent'teki villasında Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından çeşitli aramalar yapıldı. Çok sayıda bilgisayar, harddisk ve dijital materyale el konulduğu söylendi.

OdaTv imtiyaz sahibi Soner Yalçın'ın yanı sıra Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Haber Müdürü Barış Terkoğlu tutuklandı. Sitenin Yayın Koordinatörü Doğan Yurdakul, polisin bulduğu Ergenekon belgelerinin bilgisayarlarına hacker tarafından yerleştirildiğini savundu.

Hem Türkiye hem de yabancı basında tepki ve şüphe ile karşılanan baskın hakkında ABD'nin Ankara yeni Büyükelçisi Francis Ricciardone'nin  "Bir tarafta basın özgürlüğü deniliyor, diğer yanda gazeteciler gözaltına alınıyor. Biz anlamıyoruz"  sözleri ise hükumet kanadında tepki ile karşılandı.


Kişisel yorumum:  Tabii basın özgürlüğü adına  ve  "Bu mu ileri demokrasi!"  benzeri pek çok karşı tepki geldi bu baskına ama... Ne var ki bence olması gereken veya olması beklenen derecede tepki de gelmedi gibi... Ve bunun böyle olmasında en önemli sebep OdaTv'nin bizzat kendi tutumu oldu.

Saldırgan,  kişileri hedef alan,  karalama amaçlı bu siteye yapılan polis baskınına karşı  "basın özgürlüğü" kartını öne sürmedi ahali.  Ben burada CHP'den bahsetmiyorum.  Sadece laik kesimden değil,  genel olarak Türkiye modernlerinden de güçlü bir tepki gelmedi.  Üstelik kendilerinden farklı düşünenleri karalayarak susturanların, oklar onlara döndüğünde demokratik söylemlere sarılması ne acıklı.

Ve ne ilginçtir ki... Başkalarına "Sorosçu", "Yahudi", "Ermeni", "şuraya buraya çalışıyor", "ABD yanlısı", "CIA/Mossad ajanı" gibi kodlamalar yapan,  (özde veya sözde)  soy sop güzellemeleri döşeyerek yabancı düşmanlığı yapan, ulusalcı yapılanmayı savunan OdaTv'nin savunucuları:  bir Dani Rodrik,
bir ABD Büyükelçisi ve bazı İsrailli Yahudiler oluyor.


"Gerçekten bu toplum, ırkçı faşist bir işadamının demokrasi ve fikir özgürlüğünü temsil ettiğine inanıyor mu?"  diye soruyordu Yıldırım Türker:
"Riyakârlığı bir kenara bırakın.
Faşist bir işadamının muhalif bir basın emekçisi olarak portresini yutturamayacaksınız."
(Soner Yalçın sınavı.  21/02/2011 - Radikal)

CHP Genel Başkanı Dersimli olmasına binaen kendisini Kürt sayanlara, yedi göbekten Türk olduğunu ispatlasın diye zamanında Soner Yalçın'ın yardımına başvurmuştu.
(Ertuğrul Kürkçü.  22/02/2011 - Bianet)


K.G. :  "Hangi terazi ile tartarsan, o terazi ile tartılırsın"  diye bir laf var hani. Soner Yalçın ve OdaTv'si,  çeşitli insanlar hakkında karalayıcı-hedef gösterici-milliyetçiliğin en zehirlisinden bir yayıncılık anlayışını yürüten;  cevap hakkına geçit vermeyen bir oluşum.  Olumlu ve alkışlanacak tarafları da var/vardır. Ancak artıların varlığı, dağ gibi olmuş eksileri görmezden gelmemize engel olmamalı.
AKP hükumeti  antidemokratik bazı uygulamalara girişmiştir;  gerek muhaletsizliğinin verdiği rahatlıkla,  gerek MHP çizgisine yanaşmasıyla olsun, gerek dış politikadaki hızlı ve tehlikeli geçişleriyle olsun;  soru işaretleri ve tepkilere gebe işler yapmaktadır.  Ama bunları eleştirelim derken adresi de doğru seçmek lazım diye düşünüyorum.  Soner Yalçın ve benzerleri, kendilerinin başkalarına reva gördüklerinin küçük bir benzerine maruz kalıyorlar sadece... Oysa ben dilerdim ki, ne "Ergenekon" ne başka bir şey; bu kişiler asıl  "nefret suçu"  ve  "halkı kışkırtma"  sebepleri ile kınansalardı.




(*)  Soner Yalçın kendisine sahip çıkan ABD elçisi hakkında ''bu Amerikalılar o emperyalistlere benzemiyor'' açıklaması yapacak mı?  (@mmulteci)

(*)  "Kayıtsız şartsız Oda TV'ye biat edeceksin, kusurunu görmeyeceksin" diye dayatırsanız;  o zaman siz de cemaat olmuşsunuz demektir.  (@umitalan)



Kemalizm tarikatının  Odatv kolunun tekkesine baskın yapılmış.  Kemalist tarikatlar giderek etkilerini yitiriyor.  (*)
Eğer fikir özgürlüğü sadece Soner Yalçın çizgisinde fikirler için talep edilecekse,  ne olur fikir özgürlüğü olmasın. *
Eğer fikir özgürlüğü Beyaz Türkleri, orduyu, zenginleri yüceltip halkı aşağılama özgürlüğüyse ne olur fikir özgürlüğü olmasın. **

Beyaz Türk medyası tarafından şişirilen mikroskobik düzeydeki hükümet muhaliflerine baskı uygulamak,  onların reklamını yapmaktır.  (*)
Kılıçdaroğlu  "OdaTV'deki Yürekli İnsanlara"  verdiği selamla,  AKP'ye biraz daha oy ve prestij hediye etti.*  Karşınızda Kılıçdaroğlu gibi bir solcu karikatürü olduğu sürece,  yaptığınız her operasyon lehinize çalışır. **

Beyaz Türkler'in  Soner Yalçın'ı  gerçekten "susturulmuş büyük aydın" olarak gördüklerini sanmıyorum.  Asıl mesele  dizi-alkol-dekolte-heykel.  (*)
Antiemperyalist Kemalist ideolojinin kahraman gazetecisi Soner'i, Amerikan büyükelçisi ve Beyaz Türk burjuvası korumaya alıyor.*  Tekrar söylüyorum: Soner Yalçın gibi bir insan üzerinden basın özgürlüğü söylemi üretilebilmesinin bir nedeni de AKP'nin alkol düzenlemeleri. **
@resatcalislar
.


  • Bu ay üzerinde durduğum bazı gündem başlıklarının toplu bir değerlendirmesi için bakınız:   ŞUBAT 2011


26 Şubat 2011 Cumartesi

 Böyle bir ülkede yaşamaktan utanıyorum

(FAZLADAN SÖZE GEREK YOK)

LİNK:  http://twshot.com/3H3Z


Edit:  EVET, link silinmiş!  Böyle ülkenin böyle haber sitesi olur işte! BBC'ninkiler yıllar boyu durur,  bunlar en fazla 1 ay sabreder.

23 Şubat 2011 Çarşamba

 Gündem Şubat 2011/2  (Ortadoğu karıştı)

.

Lübnan -> Tunus -> Yemen -> Mısır -> Libya...
Ortadoğu, Arap bölgeleri ve Kuzey Afrika'nın durumu bu aralar biraz karışık. Hızına yetişene, anlayabilene, bu kadar belirsizlik ve tartışma içerisinde doğru yorumlayabilene mavi boncuk.

Benim gördüğüm:  Önce Tunus'ta aniden bir kıvılcım ile patlayan kargaşa hali, ardından Müslüman Kardeşler'in sahneye çıkışı ile aynı halin Mısır'a sıçrayışı... Hüsnü Mübarek'in önce direnmesi. Halkın devam eden gösterileri, Obama'nın telefon hatları derken Tunus lideri Bin Ali gibi onun da gidişi, ertesinde askerin yegane düzen bekçisi olarak Mısır'daki kargaşaya resti çekişi ve adeta görevlendirilişi...
Tüm bu zincirleme etkiler tam 'duruluyor gibi' derken; olaylar birden Libya'ya da sıçradı. Ki orası biliyorsunuz kırmızı çizgili bir bölge olduğundan  gösteriler de kırmızı başladı, kırmızı gideceğe benziyor. Bu arada bazı Türk şantiyelerinin yağmalandığını ve ülke çapında internet bağlantısının kesildiğini de öğreniyoruz medya aracılığıyla. Kaddafi'nin helikopterleri kendi halkına gökten kurşun yağdırıyor. Kaddafi yönetimden ve ülkesinden gidecek mi sorusu merak uyandırıyor.  Erbakan'ın ağzıyla:  "Kaddafi'nin altı kızardı." (*)

Bütün bu gelişmelere hep o bildik söylemle "ABD işi" diyen de çıktı, "devrim" diyen de... Plan ve örgütlülük noktasındaki boşluklar nedeniyle "halk ayaklanması" da deniyor.  Elbette yine "İsrail" adı çokça geçti. Kim bilir, belki de Amerikan pragmatizmidir? Denge politikası güdüyorlar belki de risk alıyorlar.  Bilemiyorum. Sanırım bundan sonrasında hangi yöne gidileceğinde sokağa dökülen halkın kararlılığı, örgütlülüğü ve sahneden inen otokratik liderlerin içerideki taraftarlarının güç dengelerindeki payı etkili olacak. Veya bilemediğimiz başka dengeler...


Şimdi haberlerden ayrıntılar:

* Milyonlarca Mısırlı meydanlarda toplanmış, Hüsnü Mübarek'e git git git diye haykırırken; Recep Tayyip Erdoğan da 1 Şubat'taki Meclis grup toplantısında Mısır liderine reform çağrısı yaptı ve İslami jargonla gitmesi çağrısında bulundu. Bir yorumcunun da dediği gibi  (blueknife - Radikal Online),  "Türkiye Devleti günlerdir bekledi. Amerika kararını verince o da bu konuşmayı yaptı. Obamanın açıklamalarını ve bu açıklamayı yanyana koyun, yeterlidir."  Türk hükumeti, Amerikan çıkarları ve planlarının Ortadoğu'daki en önemli destekçilerinden ve denge sağlayıcalarından biri olarak devreye girmiş gibi gözüküyor.

* Başkalarına "iç işlerimize karışmamaları" yönünde uyarılar yapan siyasilerimiz, konu "bizim dışımızdakiler" olunca bu denli rahatça söylemler geliştiriyor ve sözleri bir şekilde muhataplarında yankı buluyorsa; o zaman aynı eyleme kendileri de açık olabilmemeliler. En azından buna hazırlıklı olmalılar. Nitekim Mısır Dışişleri Bakanlığı "Batılı ülkeler ve hatta Türkiye'nin Mısır'daki gelişmelere burnunu sokmasını görmek üzücü" çıkışında bulunmuştu.
Başbakan Erdoğan'ın Kırgızistan gezisinde gazetecilerin sorularını yanıtlarken "Ortadoğu'yu tribünlerden izleyecek bir ülke değiliz" demesi, Ankara'nın dış ilişkilere bakışının temelinden değiştiğini gösteriyor.
(Mısır krizinde İsrail kazanıyor,  M. A. Birand  -  8 Şubat 2011, Hürriyet)

* ABD ilginç bir strateji izledi bu olaylarda. Dışarıdan bakan biri için anlaması güçtü:  Önce Mübarek'in kendilerinin müttefiki olduğunu söyledi ve bölge istikrarı için önemli olduğunun altını çizdi. Ardından Mısır'da artan yağmalamalar sonrasında halkın taleplerine kulak verilmesi gerektiğini ve reform yoluna gidilmesinin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Sonra İsrail yetkililerinin Mübarek yandaşı desteklerini gördük.  Bölgedeki istikrarın muhafaza edilmesi için, ABD ve AB ülkelerini Mübarek'e yönelik eleştirilerini frenleme çağrısında bulundu İsrail. Ve sonrasında Mübarek'in yardımcılığına Mısır istihbaratının başı Ömer Süleyman getirildi.  Biraz daha devamında da "geçiş dönemi" söylemi ile ordu perde önüne sürüldü.  Aslında "Mısır'da ordu rest çekti"  de denebilir.

* Hüsnü Mübarek  (Hosni Mubarak), 90'ların başında patlak veren Körfez Krizi ve onu izleyen Körfez Savaşı sırasında;  Arap ülkeleri, İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü/FKÖ arasında aracılık görevi üstlenmişti. İsrail-ABD hattı ile iyi tuttuğu ilişkileri ve Filistin meselesinde İsrail'e olan desteği ile önemli bir müttefik olarak anılıyordu.

* Mısır'da süregelen hileli seçimler, işsizlik, yaşam standartlarına isyan, baskı kültürü, değişen dengeler ve yeni dünya düzeni... Tüm bunlar halk ayaklanmasını tetikledi. Beri yandan ilginç bir şekilde, (her ne kadar hileli de olsa) bugün ayaklanan Mısır halkı, yakın zaman öncesine kadar Mübarek'e oylarının aslan payını layık görüyordu. Ülkede kendisinden beslenen ve kendisinden güç olan odakların varlığı da yadsınamaz.

* BBC: "The United States is trying to steer Egypt away from revolution towards evolution."  (bkz)
(Amerika Birleşik Devletleri, Mısır'ı devrim'den evrim'e doğru yönlendirmeye çalışıyor.)


* 11 Şubat 2011 Cuma - Hüsnü Mübarek, Mısır Devlet Başkanlığı'nı bıraktı.
Enver Sedat'ın 6 Ekim 1981'de bir suikaste kurban gitmesi sonucu Devlet Başkanı olmuştu Muhammed Hüsnü Said Mübarek. 30 yıl boyunca Mısır'ın devlet başkanı olan lider, 18 gün süren eylemler sonunda ailesiyle birlikte başkent Kahire'yi terk etti. Başkan yardımcısı Ömer Süleyman, Mübarek'in iktidarı orduya teslim ettiğini, daha doğrusu "Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi'ni görevlendirdiğini"  açıkladı.

Obama şöyle dedi: "Bugün tarihe şahitlik ediyoruz. Mısır halkı konuştu, seslerine kulak verildi ve Mısır hiçbir zaman aynı olmayacak.
Vatansever ve sorumlu bir şekilde hareket eden ordunun şimdi de Mısır halkının gözünde güvenilir bir geçişi sağlaması gerekli.
"   (Şaka gibi!)
Ahmet Davutoğlu Twitter yorumu:   "Mısır halkı için hayırlı olsun."

* Gazze Şeridi'nde yönetimi elinde bulunduran Hamas, Hüsnü Mübarek'in istifasını "Mısır'daki devrim zaferinin başlangıcı" olarak nitelendirdi. Hamas sözcülerinden Dr. Sami Ebu Zühri, "Gazze'deki ablukanın ve Gazze'ye yönelik son savaşın sorumlularından biri"  olarak Mübarek ismine işaret etti.

* Yıllardır düzenli olarak ABD'den büyük para yardımları alan Mısır ordusu, olayları dizginlemesi ve geçişi sağlaması için resmi olarak görevlendirildi.

* Olayların zincirleme etki-tepkileri; Ürdün, Suriye, İran gibi geniş bir coğrafyada da hissedilebilir. Bu süreçte Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad reform sinyalleri verirken, Ürdün Kralı Abdullah hükümeti azletti ve yeni başbakan atadı.

* Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in devrilmesinde Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin önemli rol oynadığı söyleniyor.


* Gelelim Libya'ya.
Ülkenin kuzeydoğusundaki Bingazi'de patlak veren isyanlar, başkent Trablus'a da sıçradı. Libya ordusu halkı savaş uçaklarıyla bombaladı. "Vur" emrine uymayan iki albay jetle Malta'ya kaçtı.


* Alıntılar:
Tunus ve Mısır'daki halk hareketlerini Soroscu ilan edip Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan'ın devamı saymak yanlıştır. Çünkü Tunus'un 23 yıllık diktatörü Zeynel Abidin Bin Ali ABD istihbarat okulunda eğitilmiş bir CIA ajanıdır, iktidara ABD darbesiyle gelmiştir ve ABD'nin en has müttefikidir. Keza 30 yıllık diktatör olan Hüsnü Mübarek de ABD'nin en önemli bölgesel müttefikidir. Üstelik Mübarek ABD'nin İsrail-Arap dünyası ilişkilerindeki en kilit müttefikidir.
(Şubat 2011,  OdaTv)

« Önce Tunus, sonra Mısır. İnsanlar sokaklarda. Sömürgecilik, savaşlar, baskıcı rejimler, diktatörlükler, kültürel çatışmalar gibi tarihsel ve siyasal olguların şekillendirdiği Arap coğrafyası ve Ortadoğu'da değişim rüzgarı; halkın sokaklara dökülerek işsizliğe, yoksulluğa, yolsuzluğa, baskıya ve adaletsizliğe karşı muhalefetiyle yükseliyor ve yayılıyor. (...) Domino etkisi ya da değil, önemli olan gerçek şu: Değişim rüzgarı rejim değişikliklerini, reform ya da devrimsel dönüşümlerle yaratacak.  Halk; işsizliğe, yoksulluğa, baskıya ve adaletsizliğe karşı, ve değişim istiyor.
Eğer AKP gerçekten ekonomik bütünleşme ve demokrasi temelinde, barış üretici ve düzen kurucu bir aktif dış politika izliyorsa; o zaman Arap coğrafyası ve Ortadoğu bölgesinde yaşanan "muhalefet-değişim-demokrasi" ilişkisine Türkiye'nin ciddi katkı vermesi gerekiyor. Gerekiyor da, AKP bunu ne kadar gerçekleştirecek bilmiyoruz.
...
CHP hem yaşanan değişim sürecini yanlış okuyor hem de kendisini demokratik parlamenter muhalefet alanına yerleştirmeyen, kafa karıştırıcı bir "halk direnişi" söylemini dile getiriyor. Dahası, aynı süreç içinde CHP genel başkan yardımcılarından Süheyl Batum'un Ergenekon Davası tutuklularından en az ikisini milletvekili yaparak "Silivri'den kurtarmak" önerisi de bu görüntüyü güçlendiriyor. (...) Ek olarak, AKP eleştirisinde ve muhalefet söyleminde kullanılan gereksiz "üslup", "Kayseri, AKP, yolsuzluk" ya da "Hizbullah, AKP, terör" konuları üzerine yoğunlaşan muhalefet etme biçimi de, toplumdaki yeni CHP umutlarının azalmasına yol açıyor. »
(Tunus, Mısır, muhalefet, CHP  E. Fuat Keyman - 6 Şubat 2011, Radikal İki)


(Kişisel görüşüm:  CHP'nin yeni dünya düzenini ve çevremizdeki değişimleri doğru okuyamadığına katılıyorum.  Ancak şöyle de bir şey var ki CHP'nin gerçekten bunları yorumlamak gibi bir niyeti de yok gibi sanki.  Tek hedefi AKP'yi iktidardan indirip baskıcı ve değişime ket vuran bir iktidarı bir şekilde (koalisyon vs ile) kurabilmek.  Bunun için de değişim ilüzyonları yaratıyor. Bünyesine ne kadar sivri veya değerli insan katarsa katsın  (Oktay Ekşi, Süheyl Batum, ..., Sezgin Tanrıkulu,...)  partinin çekirdek tabanı ve içindeki İttihatçı Kemalist kafa köklü ve ilerici değişimlerde diretecektir. CHP'nin artık biraz önce siyasi partiler mezarlığındaki yerini alması ve yeni bir sol muhalefetin kurulması lazım.  Tabi değişim sadece parti isimleriyle sınırlı kalmamalı. Yani CHP'nin yerine benzer söylemlerde bir başkasına ihtiyaç yok. Yerinde saymak  Türkiye'ye çok şey kaybettirdi ve kaybettiriyor.)



* Alıntılara devam edelim:

"Dünyadaki demokrasiyi en az özümsemiş toplumlardan biri olan Türk toplumunun Hüsnü Mübarek'i hep birlikte lanetlemesi ilginç değil mi?"  diyordu Reşat Çalışlar Twitter'da.  (*)

Yönetimden halk ayaklanmasıyla değil bir saray darbesiyle uzaklaştırıldı gerçekte. 'Halk destekli ordu' kisvesi altında kanırta kanırta iktidarı devraldılar Mübarek'ten. Koltuk tek adamlar arasında el değiştiriyor,  halka geçmiyor Mısır'da. Bir zalim gidiyor, başka bir zalim geliyor yerine. Müslüman Kardeşler hareketi zannedildiği kadar yaygın çıkmıyor toplumda. Mısırlıların yüzde 15'i onaylıyor varlıklarını ve fakat ancak yüzde biri başkanlık seçimlerinde adaylarına destek vereceğini söylüyor. Mısırlıları harekete geçiren asıl konular yüzde 30'larda gezinen işsizlik ve refahtan daha fazla pay alma davası. Demokrasi tali mesele kalıyor bunların yanında. Hülasası, yeni bir tek adam rejimine hazır ve razı görünüyor Mısır halkı.  Yeter ki aşları, işleri, ekmekleri büyüsün...
Bütün Ortadoğu'nun kaderini değiştirecek bir demokrasi fırtınası zannederken, biz biraz fazla mı heyecana kapılıyoruz, ne dersiniz?
(Halk değil saray darbesi,  Akif Beki  -  12.02.2011, Radikal)


Mübarek'in gidişi öncesinde:  İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu "Mısır'ın bu protesto dalgasını aşacağını düşünüyorum" demiş; Obama'nın danışmanı Joe Biden kendisine "Sizce Mübarek'in zamanı doldu mu?" diye sorduğunda: "Hayır. Bence Başkan Mübarek'in halkın ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verdiği bir yöne doğru hareket etme zamanı geldi. Birkaç konuda Mübarek bizim müttefikimiz olmuştur. Ona diktatör diyemem" demişti. İngiltere'nin eski başbakanı  Tony Blair  ise şöyle bir uyarı yapacaktı:  "Hüsnü Mübarek, Saddam Hüseyin değil."

Mısır ordusu tanklarını ve askerlerini sokaklara çıkardı ve ilginç bir şey yaşandı. Halk tankların üzerine çıkıyor, askerlerle kucaklaşıyordu. Böylece sokakların halkın elinden geri alınmasına ilişkin ilk adım atılmış oldu, hem de oldukça çatışmasız bir biçimde... Halkla onu ezen orduyu sarmaş dolaş edip, bütün dünyaya burjuva basın üzerinden mutlu mu mutlu görüntüler dağıtarak!
(Mısır'da İsyan Emperyalizmin Güdümüne Giriyor,
Eren Buğlalılar  -  Haberfabrikası.org)

Mısır'da isyan başlayınca, Türkiye'de ayaklanma lafını ağızlarına almayan sol siyasetlerin ve burjuva basının, en keskin devrimci yapılara ve demokrasi savunucularına dönüştüğünü şaşırarak izledim. Ayaklanma kendi ülkelerinde değil Mısır'da gerçekleştiği için statüleri sarsılmıyordu. Ama derhal en devrimci, en demokrat olmazlarsa bu alan başkaları tarafından doldurulabilirdi.
(...)
Onlar Mısır halkına destek verdiklerini açıklayadursunlar; savaşmayarak, teşhir etmeyerek, uzlaşarak güçlendirdikleri Türkiye oligarşisi bugün emperyalizmin Ortadoğu halklarına yönelik saldırısında kilit bir rol oynuyor. Türkiye'nin Mısır isyanı sırasında takındığı işbirlikçi tavırlar, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun yaptığı "pozitif domino etkisi" açıklamaları emperyalizmin elini güçlendirirken Mısır halkının aldatılmasına yaradı.
(...)
Emperyalizm halkların umudunu öldürmek için ideolojik ve askeri yığınaklar yapıyor ülkemize.  Biz onları teşhir etmedikçe,  elleri dünyanın diğer halklarına da uzanıyor. Türkiye'nin emperyalizm tarafından Ortadoğu'daki halk hareketlerini bastırmakta kullanılacak bir öncü üs olarak hazırlanması, ülkemiz halkları için bir utançtır, lekedir.  Bu utanç bizlerin sorumluluğunu iki kat çoğaltıyor.
(Mısır Halkının Öğrettikleri,  Eren Buğlalılar  -  Haberfabrikası.org)



* RTE'nin Mısır halkı ve Hüsnü Mübarek'e seslendiği Meclis konuşmasından bazı bölümler içinse  (tıklayınız)

Türkiyelilerin,  en azından sıradan halk yığınlarının,  iktidar ve egemenlik ilişkilerinin tarafı olmayanların laikçisinden dincisine, Devlet postunda endam etmişler  yani Beyazların dışındakilerin yanı;  Dünya Emperyalismine ve Onun Uşaklarına başkaldırmış Mısır Halkının yanında olacağına hiç şüphe yoktur. Ama Türkiye deyince hangi Türkiye???  Emperyallerle her türden göbek bağına girmiş hemen hemen toprağının her köşesinde bir Emperyal üs bulunan Türkiye mi?  Bugün Ortadoğu Halklarının yaşadığı ve bulundukları olumsuz durumda hiç de azımsanmayacak katkıları bulunan,  kendisine hiç bakmaksızın bu Halkları küçümseyen Türkiye mi?  Birileri Mısır Halkına bunları anlatmalı. Türkiye Devletinin siyasi muhaliflerine, farklı etnik köken ve inançtan Halklarına,  herhangi bir Faşist-Irkçı-Şöven Diktatörlükten farklı davranmadığını anlatmalı.  Tehciri, Dersimi,  6-7 Eylül Olaylarını,  Sivası, Zilanı, Maraşı, Gaziyi ve Kürd Coğrafyasında kazılan her yerde çıkan toplu mezarları faili meçhulleri anlatmalı.  Çünkü onlar böyle şeylerin eşiğinde olabilirler.
(blueknife  -  3 Şubat, Radikal Online)

"model,"  "örnek"  ülke olma gülünçlüğü
Evet,  kesinlikle bu sistemle,  bu anayasa ile,  jandarmanın Mutki'de gizlice toplu mezar kazımı yaparak kemikleri yediği -JİTEM'in insanlık suçlarını örtmek için-,  Kürtlerin X harfi kullandı diye hapishanelerde yattığı bir ülke nasıl "model" ve "örnek" olabilir?
(radi11  -  7 Şubat, R)



* *  "Ortadoğu'da olanlar gerçekten inanılmaz, devrimin de ötesinde bir küresel ve tarihsel paradigma değişimi. Ve daha sadece en başlardayız. Dünyanın bütün kültürel, felsefi paradigmaları değişebilir. 'Katı olan her şey buharlaşıyor' söylemi, klişe olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşebilir."   (Reşat Çalışlar)

*  Erdoğan, ödülünü  'Sayın Kaddafi siz öldürmeyi iyi bilirsiniz' diyerek iade eder mi?  RTE çiftestandartlar enstitüsünün normlarına göre, hayır.


(Libya'daki gelişmeleri değerlendiren Tayyip Erdoğan, "Halkının inanç ve beklentilerine duyarsız kalan, kendi halkını düşman gören hiçbir yönetim uzun süre ayakta kalamaz" dedi.  Bunu diyen T.C. Başbakanı. Bir de KKTC'deki gergin atmosfer var tabi... Ve artan petrol fiyatları... Onlara da bir diğer gündem yazımda değinmek üzere.)

.