31 Ocak 2013 Perşembe

Atanamayan Öğretmenler


Türkiye gündeminde öyle bazı konular vardır ki,  televizyon gazete gibi basın-yayın araçlarını takip etmeyip Gündem'den ısrarla kaçmaya çalışsan bile;  illa gelir bir yerde seni sobeler:  "Kaçamazsın!"

Kurban psikolojisi ile bıkkınlığı el ele insana yaşatan kişi ve konulardan bahsediyorum. Son yıllarda bu "yapışkan, ölümcül" başlıklar arasına  ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER  de eklendi.


Kabus gibi! Adeta her yerden atanamayan öğretmenler fırlıyor! (Zombiler)
Protestolar, yürüyüşler, gösteriler, tepkiler...  Sosyal medya üzerinde de özellikle gazeteciler ve bakanlar çember altında.  Ülkede ve Dünyada her ne olursa olsun,  talepleri hep aynı:  "Atanamayan öğretmenler atansın!" "Sesimizi duyurmamıza yardım edin!!",  "Koşulsuz atama!"...

90 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde belki de hiçbir alanda eşi benzeri görülmemiş bir lobi faaliyetini, kadrosuz ÖĞRETMENLERİMİZ yürütüyor bugün.  Eğitim, modern eğitimin sorunları, Türk eğitim sistemi gibi alanlarda yoğunlaşan biri olarak; bu konuyu biraz daha genişleterek sanki bir kolaj çalışması gibi not alıcam burada.   (Kendime Notlar, İsteyen bakabilir)

Önce Twitter'dan birkaç alıntı:
Öğretmen atamaları meselesinden gına geldi artık. Atanamayan öğretmenler bu ülkenin tek sorunu olarak kendilerini görüyor  (@meryemgayberi)

Bu atanamayan öğretmenler kendilerini tıp fakültesi mezunu falan sanıyor galiba  (@myelinatedaxon)

Atanamayan ogretmenlerin yaptigi lobiyi Filistinliler yapmis olsa 1967 sinirlarini birakin, Abdulhamit mezarindan kalkip gelirdi.   (Ceren Kenar)


"Atanamayan işsiz öğretmenler" sorununa parmak basmak ve seslerini duyurabilmelerine yardımcı olması için kendisinden destek istenen  Hilal Cebeci'den samimi mizah.

  1. Yurt hayatımdan bilirim. En yan-gel yat bölümlerimizden biri Eğitim Fakülteleridir. Ve ne hikmetse, en çok "Atanamıyoruz, İşsiziz!!"  diye ağlananlar da bunlar.
  2. İngilizce konuşamayan Gazili İngilizce öğretmeni mi istersiniz, yoksa "Dört işlemde öncelik çarpma-bölmede miydi?" diye soran Matematikçi mi? (Bu "dört işlemde öncelik" sorusunu soran,  KPSS'ye hazırlanan Başkent Üni.li  mezun ve diplomalı bir Matematik öğretmeni.)
    Türkçe konuşamamasına rağmen ve basit bir kompozisyonu bile tek başına yazamazken, takdirname gibi onore edici bir belgeyle mezun olan Türkçe öğretmenlerimiz var bir de, atama bekliyorlar şimdi.
  3. Ankara'da mühendisler ve tıplılar olarak biz kütüphanede sabahlarken; öğretmen adayları Dizi, Evlilik programları, Yemekteyiz, Pazar Keyfi tadında mezun.
  4. Ve sanki memlekette işsizlik bir tek öğremenlikte var! Bu kadar boş ve istikrarlı bir lobicilik için de ancak Eğitim Fak.lı olmak gerekirdi gerçi.
  5. Slogan değil, gerçek. Eğitim fakülteli bir sürü tanıdığım var. Çoğu boş, bomboş... Yata yata okulu bitiriyorlar. Bu bölümlere verilen burslara yazık!


Bunları dile getirince bana tepki verenlere cevabım, sorularım ve tavsiyem:
  • Lütfen sizler benim gibi "ucuz" olmayın ve yan gelip yatarak kendi alanında bile pek bir şey bilmeyen bu hocalara çocuklarınızı emanet ederek huzur içinde olun.
  • 1 kez olsun kendinize sorun: Eğitim Fakülteleri'nin ne ayrıcalığı var?
  • Belli ki çoğu alanda olduğu gibi, Eğitim Fakültelerine bağlı haddinden fazla bölüm açılmış üniversitelerde. Çok fazla kontenjan ve çok sayıda mezun olması sebebiyle, her isteyen devlette kadro bulamıyor.  Aynı diğer pek çok meslek alanında olduğu gibi...
  • Öyleyse şu bakış açısının anlamı nedir:
    "Bir sürü insan işsiz ama sorun yok, yeter ki amman şu Eğitim Fak.lılar zırlamasın!
  • Siz iş arayan mühendislerin, öğretmenler gibi "İşsiziz!" diye ağlandığını gördünüz mü?  Ağustos böcekleriyse hep zırıldanır.
  • Ben bunları söyleyince,  Mars'tan bağlandığından şüphe ettiğim biri şöyle demişti bir tartışmada:  "Çünkü mühendis azlığı var Tr.de!"

    ....Asgari ücreti kabul etmesine rağmen işi olmayan mühendisler ülkesi burası. Hangi boyuttaysanız biraz da gerçek Dünya'yı görseniz? Özel sektörde/Sanayide çoğu mühendisin maaşı, saygıdeğer kadrolu öğretmenlerimizin burun kıvıracağı seviyelerde üstelik. İlave olarak çok daha uzun saatler çalışıp, senede genellikle 2 haftayı aşmayan tatil hakkına sahiptirler.
    Doktorlar, Eczacılar gibi meslek gruplarının sorunlarına ise hiç girmeyeyim bile!  Başlayınca bitmiyor çünkü.
  • "1 yılım Formasyon için gitti,  devlet bunun gereğini yapmalı!"
    diye isyanları oynayan biçare öğretmene bu sözüm:

    .........."Vah vah! Araştırın bakalım ODTÜ'den, Hacettepe'den, İTÜ'den 4 senede mezun olabilen kaç mühendislik öğrencisi var? Tıp fakültesi mezunları "Tıpta Uzmanlaşma Sınavı'na (TUS)" girer mesela,  o kadar yıllık eğitimden sonra başarılı olmak için deli gibi çalışarak...  Hiç duymuş muydunuz bunları?"

Türkiye'de hava atmak, gerçek başarıdan daha önemlidir. Yalan ve sahtekarlık ile saygınlık kazanılan bir ülkede, evet bu sözler saygısızlık gibi oldu.  Sonuçta her meslek gibi öğretmenler arasında da iyi örnekler vardır ve hep olacak. Ortalamadan ve çoğunluktan bahsediyorum ben burada. Eğitim fakültelerinde eğitim berbat. Öğretmenlik mesleği ve sabrına uygun olmayan,  ahlaken zayıf,  ama doğru dürüst bir puan alıp iyi bir bölüme de girememiş çoğu gerizekalının yata yata diploma aldığı ve sonrasında hayatında belki de ilk kez ciddi bir tempoyla çalışarak KPSS'ye hazırlandığı, yeterli puanı alamayınca (ki bazı branşlar için gerçekten yüksek bir puanı tutturmak gerekli) veya kadro açılmayınca zırlanan vasatların adresidir:  ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER!



@FurkanKatkak: Yirmi sene ogrenciydim, memlekette amele bile olamayan baltalar ogretmen oluyor.  Sittirin!
@tulay_demirci: "Size insan olmayi ogreticem" diyen ogretmenden korkarim. Bunu diyen insan ancak kibirli olmayi ogretebilir.

-Twitter'da denk geldiğim bir diyalog-
Fırat Erez: Gına geldi bu fazladan bir formasyon dersi almışların atanamayan öğretmen saçmalıklarından. Sen öğretmen değil üniversite mezunusun,  o kadar.
Av. Ebru Ekşioğlu: Devlet onlara "Formasyon alırsanız öğretmen olabilirsiniz"  taahhüdünü vermişti. Bu taahhüdün ifasını istemek en doğal hakları.
F.E.:  Biliyorum ama yılların birikiminin ve önceki iktidarların yükünün bu günküne yüklenerek çözümünü talep etmek ne kadar makul?
Av.E.E.: Her iktidar, vatandaşına karşı, hukuktaki "Kazanılmış hak" kavramı ile bağlıdır.
F.E.:  Evet ama her halkın de facto talebi de ülke kaynaklarının adil ve makul kullanımını devletten beklemektir.


PARA VEREN AKIL VERİR. Devlet ekmek kapısı ise, kimse kusura bakmasın demokrasi gelişemez. Padişahlık-Otoriterlik de bitmez. İşçisi, memuru, müteahhiti her kesim devletten geçinirse, demokrasi başka bahara... Belki de rüya,  yok yok serap!

‏@NToydemr: Üniversite gibi en özgür eğitim kurumlarını bitirenler  ne kadar da çok memur olmak istiyor?  (#Çelişki?)


"Milli eğitim nedir?"  üzerine bir karikatür. "Ideological apparatus of the state!"

@cravanart: Her bürokratik istihdam alanında olduğu gibi eğitim alanı da bir "çiftlik",  üstelik ideolojik kadrolaşmanın en sağlam yapılacağı yerlerden.


Doğruluk payını bilmiyorum ama, hayretler içerisinde şöyle bir habere denk geldim nette:
"Öğretmen yemini,  stajyerlikten çıkan her öğretmene ettiriliyor."
.........CHP'nin,  öğretmen atamalarını iktidara gelirlerse birinci vaat olarak vermesi boşuna değil yani.  (Böyle yüksek yeminleri, kalabalık içinde bir bir söylerken/dinlerken bu kadar sakin durmayı ben hiç başaramadım.  #İtiraf)


Yanda bir öğretmen adayının pankartını görüyorsunuz:
"Atanalım ki  Evlenelim."
(Bir konu da evliliğe bağlanmasaydı şaşardım zaten.)

Ocak 2013 gündeminden sıcak bir haber:  Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Gaziantep Nizip'te katıldığı bir açılış töreninde bir öğretmen, "Şubat'ta atama bekliyoruz" deyince Başbakan "Kusura bakmayın, ne söylediysek o olur. Başkası olmaz" yanıtını verdi. Bu lafın üzerine "Size oy yok!" diyen kişiye, "O oy senin olsun.  Al onu kendine sakla!"  (Video)  dedi.   (#Kibir?)

RTE'nin atanamayan öğretmenler için söylediği  'Oyun senin olsun' sözünü, 'Sorunlarınızı çözeceğiz' eyyamına bin kez tercih ederim.   (@icmihraklar)

'Devletten geçinmeli' statüsü verilmiyor diye oy vermeyeceğini söyleyen #ÖğretmenÇırağı; o maaşı devletten geçinmeyenlerin vergilerinden alacak.   (@hakk64)

Yoksulluk sınırı 3266 TL ise neden ayda 2500 TL maaşla "devlete kapağı atana" şanslı, torpilli falan diyorlar? İnsanımızın ikiyüzlülüğü bu işte: Aynı rakam işimize geldiğinde "torpilli piçin ballı maaşı"dır, işimize geldiğinde yoksulluk sınırı.   (@resatcalislar)


Tebaa kültürünü aşamamış halklarda  "Devlet = Statüko+Güç".
Devlet, sorgulanamayan Tanrısal onurlandırılma biçimi. Türkler buna tapıyor.  Ve  "Devlet bizi beslesin, atasın"  vs.

Ek olarak,  okullarda tek tip üniforma zorunluluğunun kaldırılması ve serbest kıyafetle eğitim gündemde. Karşı çıkanlar, hatta önlükle protesto yürüyüşü düzenleyenler dahi oldu  :)


16 Ocak 2013 Çarşamba

 Life of Pi  /  Pi'nin Yaşamı


Cumartesi günü full dolu büyük bir sinema salonunda en arka koltukta, üç boyutlu (3D) olarak izlediğimiz filmdi. Salona girerken bize verilen gözlüklerin camları o kadar kirliydi ki, zaten normalde de gözlük takan biri olarak o buğulu camlarda önümü görmem oldukça zorlaştığından, film başlayana dek bulduğumuz mendillerle temizlik yapmak durumunda kaldık.

Life of Pi, etkileyici görselleri olan fantastik bir macera filmi. Yann Martel adlı yazarın 2001 yılında basımı yapılmış aynı isimli romanından uyarlanmış sinemaya. Kitabın Man Booker Roman Ödülü aldığını da söyleyeyim.

İman  ve  inanç,  eserin kurgusunda önemli bir yere sahip.
"Şimdi elimizde iki hikaye var:  Birincisi izlediğimiz hikaye. Pi'ın kaplanla beraber yaşadığı maceralar, büyülü ada ve orada yaşadığı mucize... Tanrının Pi'ın sesini duyması ve onu kurtarması.
İkincisi ise Japonlara anlattığı, güya yalan olan hikaye. İnsanların birbirini yediği, öldürdüğü... Kötülüğün ve pisliğin doruklarında yaşandığı hikaye. Aynı Pi'ın babasının inançsız olmasına sebep olan olaydaki gibi, Tanrının tüm bunlar olurken kullarının sesini duymaması.

Yazarı Tanrıya inandırma iddiasıyla ortaya çıkan, ama yetişkin Pi'ın "Ben hikayemi anlatayım, sen istediğine inan" diyerek başladığı hikaye çok harika bir yere bağlanıyor."
(bugunku antremanda goz dolduran futbolcu.  #31710870, Ek$i Sözlük)


(Salondaki huysuzluk yapan 4-5 yaşlarındaki bir çocuk yüzünden, ikinci yarıda filmle olan alakam büyük ölçüde zedelendi maalesef.  Bazı ana-babalar gerçekten ne kadar rahat?!)

   Sinema'dan  söz açılmışken,   son yıllarda beni en çok etkileyen  film  CLOUD ATLAS  oldu.


İyi seyirler!

8 Ocak 2013 Salı

  EVLİLİK   (Çelik-Çeliknaz Birlikteliği)


Bir Bakanımız, "EV'lilik ve Aile kurumu" güzellemeleri yapmış gene...

Evlendirerek aile kurumuna katkı!  Hem de Çelik-Çeliknaz üzerinden?  (Akıl-Fikir)



Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı  (ASPB)  Fatma Şahin,  Twitter'da şöyle yazdı:
Aile kurumuna verdikleri değerle ödül alanlar: Arçelik'in evlenen reklam kahramanları Çelik-Çeliknazlı kampanyası.


(Aile bağlarına verilen değerin, sürekli EV'lendirilerek artırıldığı bir ülke!  Yeter artık bu kurum bu kadar evliliği kaldıramıyor  anlasanıza!
Sanki kültürümüzün bu konuda bir eksiği varmış gibi; bir de ekranlar üzerinden "Evlilik furyası" canlı tutuluyor.)

"Mensubu olduğumuz toplumda en güçlü kurum aile'dir"
gibi bir sözü vardı Hakkı DEVRİM'in. "Siyaset, Merkez Bankası, ekonomi, silahlı kuvvetler filan değil  Türkiye'nin temeli Aile'dir."


Bu arada Bakanlardan söz açılmışken,
Kültür ve Turizm Bakanı  Ertuğrul Günay,   Brad Pitt'in başrolünü oynadığı
Killing Them Softly  için  "O filmi görmeyin!"  demiş.
"Filmden çıkmayı bile düşündüm. İğrenç, iğrenç! Bu kadar yüz kızartıcı diyaloğu hayatımda duymadım. İnsan eşiyle film seyrederken rahatsız olabilir mi?  Ben oldum. Bu sanat değil."

Doğrusu benim de iğrenerek sinema salonundan çıkmak istediğim bazı örnekler olmadı değil. Yine de... "Eşinle film izlerken rahatsız olduysan, en kısa zamandan boşanın derim.  Ona değil evlilik, arkadaşlık bile denmez."  (@eraysecginli)


Can sıkıntısından bir ara Evlilik üzerine bazı Sorular sormuştum:
  1. Erkekler neden baba olur ve neden eşleri hamileyken başka kadınları taciz eder/onları hamile bırakır?

  2. Bunlar açığa çıkınca annenin, ailenin ve asıl çocuğun hali ne olur?  Bu mevzu bir sürü edebi eserin demirbaş konusudur ve asla zamanla değişmez.

  3. Adeta "Hayatın amacı"na dönüşmüş Evlilik goygoycusu kültürümüz, "Doğru Eş Seçimi" üzerinde neden çok az kelâm eder acaba?


"Biz Çiftleşme ve Üremenin kadın ve erkek olmaya yettiğini düşünüyoruz. Aynı eve tıkılmanın da yuva kurmak olduğunu."

(Markar Esayan.   'Alfa erkeği ve biz...'
21 Ekim 2012, Taraf)


...........
Sevgi ve Saygının ne olmadığını çoğu zaman anne-babalarımızdan öğreniyoruz.  Evlilik ve Aile,  sanki bir hayal kırıklığı jeneratörü.




"Anne Baba Çocuk ve Uzaktan kumandadan oluşuyor artık çekirdek aile!"


Şu masallardaki padişahları da anlamadım. Adam kızını vercek sınav yapıyor. Sanki ÖSYM'sin amk.

"Bana kendinizden bahseder misiniz?" evlilik programı baş soru cümlesi. Cevaplardan bi şey çıkmıyoo sanki!

Orta sınıf bir ailenin düğüne harcadığı parayla, evlenen çiftin belki 5 yıl kesintisiz havyar sushi vb. şeklinde beslenmesi sağlanabilir.




"Evlilik nedir?" üzerine sürreal bir yaklaşım galiba yandaki foto   :)

Neyse... En iyisi yazının başındaki Bakanımızın yaptığı gibi, Çelik ve Çeliknaz çiftine bir ömür boyu mutluluklar dilemek galiba..   Hayırlısıyla inşallah 3 tane Çelikcan'a da hayat verirlerse, Gönüllerdeki Aile Kurumu Jüri Özel Ödülü kesin onların!
    (bkz: "En az üç çocuk doğurun!")


2 Ocak 2013 Çarşamba

 Uydurma haber değil,  "Hepsi Gerçek!"-2



.....Zaytung  bile bunu düşünemezdi!  --->

"Mizah dergisi kapağı beğenen 6 kamu görevlisine soruşturma!"


Mizah dergileri Penguen, Leman, Gırgır'ın kapaklarını sosyal paylaşım sitelerinde beğenen ve paylaşan altı çalışan hakkında Ankara Defterdarlığı'nda soruşturma başlatıldı.

Soruşturma sebebi:
"Devlet büyüklerine hakaret ve Başbakanı küçük düşürmek!"



... Yandaki resimde imana gelmiş The Simpsons  çiftini görüyorsunuz.
Onlar çok mutlu, zira Hak'kın hikmetli değneği onlara dokundu da neyseki batıl yoldan geç de olsa döndüler.

Hatırlarsanız RTÜK, bir süredir CNBC–e'de yayınlanan çizgi dizi The Simpsons'a 52 bin 951 Lira para cezası kesmişti.  Gerekçesi:
"Dizi dini duygulara hakaret ediyor!"

....Radyo Televizyon Üst Kurulu  denetçisine göre:
"Çizgi filmdeki karakterlerden biri (Homer Simpson), bir diğerinin (Ned Flanders)  dini inancını kullanarak onu şiddete yöneltiyor. Tanrı'nın olmadığına ilişkin sözler söyleniyor. Tanrı Şeytan'a kahve ikram ederek şeytanın emrindeymiş gibi gösteriliyor. Noel'in alkolizm için iyi bir fırsat olduğu ifade edilerek alkolü özendirici yayın yapılıyor..."



Okul kitaplarında şiirleri sansürlenen Yunus Emre ve Kaygusuz Abdal'ın ardından, Amerikalı Nobel ödüllü yazar John Steinbeck'in çok meşhur "Of Mice and Men/Fareler ve İnsanlar"  kitabı için de sansür teklifi geldi (İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Kitapları İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından.) Gerekçe:  Gayri ahlaki!

.... Hatırlarsanız bir önceki "Hepsi Gerçek!" başlığında "Diyanet'in mizah ile imtihanı" yorumunu yaptığım bir haber vardı (bakınız). O kafanın mizah ile sorunu, pek çok uydurma, yalan Zaytung haberini gerçek yapacak gibi gözüküyor.



Serinin diğer yazıları:

25 Aralık 2012 Salı

 Uydurma haber değil,  "Hepsi Gerçek!"


  • MAKAS-I  ŞERİF!
Başbakan  Erdoğan'ın
2010 yılında  açılışını yaptığı
The Green Park  Pendik Oteli,
Erdoğan'ın kurdele keserken kullandığı makası müşterilerin ziyareti için sergiliyor.

.......--->  İşte bunlar hep imandan! . :D


  • DİYANET  VE  ZAYTUNG
Kendi ifadesiyle, "Güncel konularla ilgili haber formatında alaycı içerikler bulunduran bir site"  Zaytung. Sloganı: "Dürüst, Tarafsız, Ahlaksız Haber."   Bir başka deyişle, mizah içerikli asparagas habercilik ve sıra dışı blog neşriyatı. İlgililerince zevkle takip edilen dikkat çeken bir oluşum.

Geçen günlerde sitede çok okunan şöyle bir haber yayınlandı:
Ateist Olduğu Gerekçesiyle İstifası İstenen Köy İmamı Geri Adım Atmıyor:
"Mesleğime profesyonelce yaklaşıyorum"

Muğla'nın Milas ilçesine bağlı Ortancalar Köyü'nde görev yapan İmam Seyfi Çalışkan (28), ateist olduğunu açıklamasıyla birlikte Türkiye'nin gündemine oturdu.  Geçtiğimiz cuma günü hutbede ateist olduğunu itiraf eden Çalışkan'ı Diyanet İşleri Başkanlığı jet hızıyla istifaya davet ederken, genç imam işine profesyonel olarak yaklaştığını belirterek  "Ben inanırım inanmam,  ayrı konu  ancak işimi en iyi şekilde, layığı ile icra ederim"  sözleriyle istifa etmesini gerektiren bir durumun olmadığını kaydetti.
(Merak edenler bu kısa alıntının geri kalanını yukarıdaki linkten okuyabilir.)


Eğlence burada bitmedi ama...
Çok geçmeden Diyanet İşleri mensuplarının sitesi Diyanethaber'de yayınlanan bir yazıda, mizah sitesi Zaytung  "uydurma haber"  yapmakla suçlandı.
"Milas'ta Ortanca isminde bir köy olmadığı, Milas müftülüğünde de Seyfi Çalışkan isminde bir görevlinin kayıtlı olmadığı, çalışmadığı, bu ahlaksız siteye karşı halkın uyanık ve dikkatli olması gerektiği,..." diye devam ediyor  (Diyanet'in mizah ile imtihanı).
Şu uyarı da yapılıyor elbette:
Unutulmamalı ki Din ve Diyanet üzerinden mizah yapılamaz!


  • DERSİMLİLER ÖZÜR DİLESİN!
"Sabiha Gökçen'in izindeyiz!"

.....--->  Bu neyin kafası acaba?


("Kahrolsun ABD!"  diye başlayıp hemen sonrasında "Dersimliler devletten özür dilesin!"  ile devam eden Ulusal Parti basın açıklaması videosu için mideniz ve akıl sağlığınız el verirse:  bkz)


  • NANKÖR KÖPEK!
CHP Tekirdağ Gençlik Kolları Başkanı Önay Taşdelen, Twitter hesabından başörtülülere  "Nankör köpekler!"  diye seslenmiş.
Tepki çekince ve partiden ihraç edilmesi için parti disiplin kuruluna sevk edilince de yanlış anlaşıldığını söyleyerek  "Benim annem de başörtülü"  deyivermiş.



Serinin devamı:

19 Aralık 2012 Çarşamba

 ODTÜ Öğrenci olayları


Göktürk-2 uydusunun uzaya fırlatılması nedeniyle, ODTÜ yerleşkesindeki TÜBİTAK Uzay'da Başbakanın da katıldığı bir program düzenlenmiş. Protesto için toplanan gruba karşı 3500 küsür Çevik kuvvet/Polis, 105 koruma aracı, 20 zırhlı araç ve 8 TOMA ile gittiği söyleniyor Erdoğan'ın Odtü'ye. Ve tabi o kadar Polisin oraya "boşuna" gönderilmediği de ortada.

Birkaç hafta önce yine ODTÜ'de, cezaevlerinde açlık grevi yapan yapan PKK ve KCK'lı tutuklulara destek yürüyüşüne polis müdahale etmiş; gaz bombası atılmıştı.  (31 Ekim 2012  ODTÜ orman yangını)
Şimdi de bu uydu fırlatma.  Doğrusu iktidarın ilk ODTÜ çıkarması değil bu. Daha önce de yazmıştım  (bkz, 5 Ocak 2011), hayatımda hiçbir olayda görmediğim kadar polis ve zırhlısını ODTÜ önünde görmüştüm.


"Bilimi satan, emperyalist savaş çığırtkanı Tayyip ODTÜ'den defol" pankartıyla yürüyüş yapan öğrencilere  Polis  müdahale  etti.
Biber gazı nedeniyle ODTÜ yerleşkesinde yoğun dumanların çıktığı görüldü.  Öğrencilerin kurduğu barikatlar, ateşe verdikleri çöp tenekeleri,  atılan taşlar...


Merkez medya olayı aynı dille haberleştirdi yine.
Ali Kırca:  "Polise taş ve sopayla saldıran ODTÜ öğrencileri..."  dedi,
"Uyduya karşı çıkan ODTÜ'lüler" diyen de var. Karşı cenahta ise bu yaşananlara  "Şanlı ODTÜ direnişi"  diyenler oldu/oluyor.
"Birçok öğrencinin elindeki sapanları gördünüz mü,  demokratik eylem böyle mi oluyor?"
diye sordu Twitter'da bir dönem takip ettiğim biri.   (@nesatsenem)


Türkiye'deki zihniyet ve demokrasi algısı sorunu tek taraflı değil ki, içselleşmiş.  Tr'de Sol'un ciddi bir şiddet sorunu var bence. Bu önemli ve solu gittikçe marjinalleştiren, halktan kopartan bir şey.

Kemalistler,  Ergenekon  ve  bu öğrenci olayları gösterdi ki:  AKP karşıtlarının en az AKP tabanı kadar gerizekalı olmasıdır RTE'yi güçlü kılan.
Sonra Taş-Sapan atmak, "Satılmış bilim" ifadeleri vesaire, bunlar muhalefet etmek değildir,  Sol'u adeta karikatürleştirmektir.
Yani üniversitede Polis/Jandarma gücüne hayır!  Ama Sol şiddete de hayır!
Tepkim ise haber dilindeki taraflılığa:
Kimisi Polisin/Jandarmanın/Güvenlikçilerin şiddetini normalleştirme derdinde, kimisi Sol şiddeti normalleştirmede...



-Twitter'dan alıntılar-

Çin'deki bir üsten Göktürk adında bir uydu fırlatmayı bilimsel ilerleme diye yutturmak isteyenlere karşı #ODTUdireniyor. ........ (Naim Dilmener - @renemliD)

Türkiye'de sol  hem kitlesel destekten yoksun bir cemaattir hem de alternatif üretmekten yoksun zihinsel yüzeysellik içindedir.
Şanlı ÖDTÜ direnişi nedir?  Bir düşünün!
Bu toplumda kaç kişi arkanızdan geliyor! Polisin pervasız sert müdahalesidir burada sorun.
Marjinalleşmiş bir sol var!  Türkiye'de sosyalistler toplumla değil birbirleriyle konuşup birbirleriyle çatışıyor. Kaç tane sosyalist hem daha adil hem de daha verimli ekonomi üzerine kafa yoruyor?
(@DogruozHakan)

ODTÜlü solcular karşıt görüşlü bulamayınca Leninist ve Marksistler olarak birbirlerine dalarlar.  (@snalcakar)
Devlet tüm giderlerimizi karşılasın ama özel hayatımıza karışmasın diyen solcu rahatlığı  :))))))
AKP'li adam çok zeki değil burası muhakkak ama karşıtı olan adamın da gerizekalılıkta ondan altta kalır yanı yok.
(@sakizliohannes)


"ODTÜ'dekilerin fikriyatıni beğenirsiniz veya beğenmezsiniz ama medeni hiçbir ülkede polisin/askerin üniversite üzerinde/içinde otoritesi olamaz.
Bir ülkenin üniversite kampüslerini polis/jandarma şu bu mesken tutmuşsa o ülkeden bir cacık olmaz,  ki olmuyor görüyoruz."   (@cravanart)

12 Eylül,  Üniversitesi ile toplumu arasında o kadar büyük kopukluk ve düşmanlık yarattı ki bu durum büyüyerek devam ediyor.  (@ferhat_sabanci)


Odtü konusunda yıllar önce şöyle bir cümle kurmuştum:
"Odtü garibanın eğlencesidir"...
(Reşat Çalışlar  -  @resatcalislar)

Meşruiyetin kaynağı bir alanda kalabalık olmaksa,  yarın o seni daha fazla güçle bastırıp oradan atmaya kalkışırsa ne diyeceksin?   (@ceelall)

Kusura bakmayın ama  "falanca defol falanca yer bizimdir"  diye nara atanların sağı solu faşolukla suçlaması resmen kara mizah.  (@volkan53)

Tayyibi günahım kadar sevmem,  ama Tayyibin iktidar imkanlarının ve toplum desteğinin onda biri solcuların elinde olsa memleketi yakar bunlar!  Pol Pot zihniyetli ezik sürüsü! Sene kaç lan!!  Hâlâ mı anti-emperyalizm?  Hâlâ mı Kemalist devrim?  Hâlâ mı altıncı filo gösterisi? Hâlâ mı "ne abd ne sscb TAM BAĞIMSIZ tc"??
(@FurkanKatkak)

Sosyalistlerin eleştirilere karşı tavrı dizide kapıcı, hemşire gördüğünde ayaklananlardan ya da ecdadım diye kükreyen Erdoğan'dan farklı değil.
(Gökhan Kaya  -  @karaolorin)



Unutmadan ekleyeyim:

Süleyman DEMİREL, yıllardır yaptığı çoğu konuşmada derdi ki: "Üniversite projesi Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli/birinci projesidir."  Buna benzer açıklamaları ısrarla yaptı.
Bendeniz sivri ifadeleri pek sevmediğimden bunlara alışamadım ama zannederim, bu önemi bazı devletlularımız da bir yerde kavramış olacak ki önlemlerini alıp Türk üniversitelerindeki gücü törpülemek/baskılamak için düğmeye basmışlar.

EK 1: ODTÜ Rektörlüğünden şöyle bir basın açıklaması yapılmış. Takdir ettim.

EK 2: Elhak doğru demiş Murat Yetkin:  Gerçek şu ki, ODTÜ'ye gittiğinizde birilerinin sizi protesto etmesini göze alırsınız (22/12/2012, Radikal)

EK 3: O kadar Polis gücü ve toma bir üniversite kampüsüne geziye gitmez, bir amaçla yahut bir görevi yerine getirmek için gider. Üniversite kapılarını gönüllü olarak bu güce açan üniversite yönetiminin de yaşananlarda sorumluluğu var bence.  Eleştiriden muaf tutulmamaları gerekir.




14 Aralık 2012 Cuma

 Filistinli bir ölü:   Muhammad Ziad Salaymah


Aslında bu blogu açma sebebim bambaşka konulardı.  Bugün bir anımı yazmayı düşünüyordum mesela.   Ancak bu gece yabancı basında Batı Şeria'da öldürülen bir gençle ilgili bazı haberlere denk geldim.  Çeşitli bloglar okudum sabaha kadar, resimlerine baktım. Ve yazmak istedim.
Çünkü dediğim gibi:  "Tek gücüm yazmak."

Sürekli kan dökülen Ortadoğu coğrafyasında bir can daha kana bulanıp akıp gitmiş, ne önemi var gerçi?   Siyaset/Riyaset ve İstatistik penceresinden hayata bakanlardansanız,  doğrudur.

_______________________
O gün 17 yaşına basmış bir gencin neşesi var .. üzerinde. Öldürülmeden birkaç saat önce çekilmiş bir fotosu bu. Doğum gününde okul arkadaşları pasta almış ve kendi aralarında bir kutlama yapmışlar. O kutlamanın aynı zamanda bir veda olduğunu bilmeden. _____________________

Göbek adı olarak hapisteki abisinin ismini vermişler ona:  Awad.
Abisi, Muhammed'in doğumundan önce hapse girmiş İsrail'de (1993) ve yakın zaman önceki bir tutsak takası ile serbest bırakılarak Gazze'ye gönderilmiş.  Ailesinin yaşadığı Batı Şeria bölgesine girmesi yasak.

Yıllardır görmediği abisi ile internet üzerinden yaptığı bir sohbette, birbirlerini evli ve çocuklu olarak görmekten ne kadar mutlu olacaklarını konuşuyorlar. Muhammed ise daha çok genç olduğunu ve evlilik konusunda acelesinin olmadığını söylüyor. Bir gün bütün aileyi bir arada görmeyi istediğinden, abisiyle beraber yemek yemeyi hayal ettiğinden bahsediyor.


Muhammad Ziad Awad Salaymah, genel anlamda neşeli bir genç anladığım kadarıyla.  Neşeli ve canlı.

Rekabet, arkadaşlık ve mücadele ile ilgili gibi daha çok. Kendi imkanları içerisinde aktif ve başarılı bir sporcu. Ayrıca Filistinli bir çocuk sirk grubunun üyesi olduğu da söyleniyor.

O gün okuldaki kutlamadan sonra eve geldiğinde annesi onu fırına gönderiyor, ekmek ve kek türü şeyler alması için, belli ki evde de bir doğumgünü kutlaması olacak.

Muhammed evden çıkıyor ve yolda İsrail sınır polisi ("border police") ile karşılaşıyor  (Hebron/El Halil).  Buraya kadar herşey sıradan/olağan.

Yalnız çocukta kısmi sağırlık varmış, belirgin duyma güçlüğü çektiği söyleniyor.
Muhtemelen kimliğini göstermesini istediler veya bir şeyler söylediler; anlayamadığı,  zaten duyamadığı bir dilde...
(...)   Ve en az altı el silah sesi:
-BİTTİ-   Muhammed öldü.
__________________________________________________________

Önce "terörist saldırı" dendi. Sonra ilginç bir bilgi medyada dolaşmaya başladı: "Elindeki oyuncak tabancayı bir İsrail askerine doğrultmuş, oyuncak olduğunu öldürdükten sonra anlamışlar."
Aile, çocuğumuzun oyuncak tabancası yoktu diyor. Yıllardır o bölgede yaşıyorlar. İsrail polisinin yaptığı kontrolleri biliyorlar, tutumunu da... Çocuklarının ters bir reaksiyon göstereceğine inanmıyorlar.

Olayın üzerinden iki gün geçti. Oyuncak tabanca ("toy gun") hala ortada yok. İsrail tarafından resmi bir açıklama yapılırsa olay günü ne olduğunu bilmediğimiz detaylarla ilgili,  onu da eklerim.

__________________________________________________________
"Oyuncak tabanca ile İsrail askerine saldırmak!"
Sanırım küresel anlamda herkes birbirini trollüyor son zamanlarda.
__________________________________________________________


EK bilgi:   Herşey olup bittikten sonra olay yeri çevresindeki kameraman ve Reuters ekibinin elindeki makinelere, videolara el konmuş.
İsrail askerleri,  olayın yaşandığı bölgedeki iki Reuters kameramanına gaz bombasıyla saldırmış, biri hastanelik olmuş. Öncesinde de soyunmaları istenmiş ve hırpalanmışlar.  Kaynak: Reuters  (bkz)

Ve son olarak İngilizce bilenler için iki kısa yazı:
1. Why was 17-year-old Muhammad killed?
2. The Israeli Occupation: Killing Palestinians and Their Dreams


19 yaşındaki bu genç kadın, "(oyuncak) tabancasıyla arkadaşlarına zarar vermesin" diye Filistinli gence tetiği çeken "kahraman" İsrail askeri.  Adı:  Nofar Mizrahi.
Asker arkadaşlarına zarar gelmeden bir tehditi daha bertaraf ettiği için mutluymuş, öyle demiş basına verdiği açıklamalarda.

   Militarizm,  Irkçılık  &  insanlık düşmanlığının genç-güzel bir yüzü daha.