21 Mart 2019 Perşembe

 AKP nereye koşuyor?

Bir sohbet ve düşündürdükleri...

Dün ayak üstü çok şaşırdığım bir sohbete denk geldim.  Buraya da taşımak istiyorum:

Her zamanki telefon bayime gitmiştim, öğle namazı sonrası idi. Benim önümden iş yeri sahibinin memleketlisi bir adam girdi ve beraber biraz lafladılar. Onlar konuşurken,  arkadaki televizyondan Denizli'deki deprem haberinin ertesinde  Akit'ten bi şahsın "Kamuoyu Kılıçdaroğlu'nun idamını bekliyor"  demekten tutuklandığı bilgisi geçti.

Adamlardan birisi dedi ki "Yahu ne hale geldi memleket, bizi nereye götürüyor bunlar?"
Ötekisi de dedi ki:  "Herkes konuşuyor valla..."
Sohbet böyle devam etti.

Şimdi bunlar namazında niyazında duasında olan İslamcı tipler. Açıkça Ak Parti'nin tabanı.  Bir AKP eleştirisini dahi şu güne kadar duymadığımız çevrelerden böyle sesler geliyor.
Onlar bile böyle diyorsa...

Bu seçimlerde AK Parti kitlesi de  parti de kötü gidiyor bence. İnsanlar "sağduyu, hizmet ve durmadan gerginlik yaratmadan güçlü liderlik" istiyor.  Zaten bunun için Başkanlığa "Evet"  dediler.

Fakat sonra bir yerde Ak Parti kitlesi aklını ve dengesini kaybetmeye başladı.  İnanılmaz bir kibirle doldular;  hani az daha  zorlasalar,  ha  gayret,  bir zamanların Kemalistlerine  tıpatıp benzeyecekler.

Bir defa ben bugüne kadar hiç bu kadar ayrıştırmacı, bölücü ve dışlayıcı bir dil gözlemlememiştim Ak Parti'de... Seçim zamanlarında bazı gerginlikler ve parlamalar yaşanması doğaldır, ama doğal sınırlar içinde kalırsa... Şu anda sosyal medyada dahi, Ak Partili Ak Partili ile tartışıyor!  Sanki seçime değil;  "laf sokma müsabakası"na  gidiliyor.  Laflar kılıç gibi saplanıyor.
Ne için ne adına?

Eğer bilinçli olarak ve tasarlayarak oylarını kaybetmek gibi sıradışı bir planları yoksa;  bu tavrın ne faydası olacak anlamış değilim.

Benim 2000'lerin başından beri görüp gözlemlediğim; bu partinin çıkarlar ve hedefler merkezli olmak üzere, kapsayıcı ve bütünleştirici, gerçek halktan ve sokaktan kopuk olmayan bir dili benimsediği idi.  Son zamanlardaysa mühendislik projesi olmaya doğru evriliyor gibiler.
Belki  imar affı,  "tanzim satış"  ile ucuz sebze,  ezan hassasiyeti  ve en son Yeni Zelanda olayları ile bir yol açmış olabilirler;  ama uzun vadede ciddi kan kaybı var, bu kafayla giderlerse bunun geri dönüşü de olmayacak.

İlginç olansa, milliyetçi bir partinin başındaki Devlet Bahçeli bile daha sağduyulu ve kapsayıcı yorumlar yaparken; Ak Parti sanki Mars'tan bildiriyor gibi!

Özellikle Cumhurbaşkanı'nın tarihi görevi, sorumlulukları ve seçmen kitlesinin kendisinden büyük beklentileri varken:
Anzaklar,  "dış güçler",  "Eyyyyyy İSrail, Eyyyy Batı!..."  diye başlayıp giden; seçim meydanlarında katliam görüntüsü izleten, bol Bay Kemal'li, zekanın ve aklın ayaklar altına alındığı ağız dolusu popülizm soslu konuşmalarda hiçbir özeleştiriye yer olmayan laflar arasından Türkiye'ye bakarsak:
Gelişmek ve büyümek isteyen,  halkının demokrasi bilincinde kayda değer önemli gelişmeler yaşanmış olan,  "sağduyulu ve gelişkin"  bir yönetsel liderlikle  yeni çağa uygun doğru kodlar ışığında gayret göstererek hayal edilemez bir eşiği aşabilecek bir ülke.

Görünen o ki iktidar artık Türkiye'yi yeni çağa taşıyacak liderliği yapamıyor,  o standartlarda insanlar çıkaramıyor Ak Parti.
Peki ya muhalefet?
Özetle ortada bir muhalefet yok.
Etnikçilik ve bölücülükten arta kalan zamanlarda  "AKP'ye nasıl seçim kazandırırız"  peşindeler.
İstanbul Fatih'te bir manyak Suriyeli avına çıkmış, beriki hâlâ türban tartışması yapıyor, HİÇBİR PROJELERİ, bütünleştirici planları yok.
Ortada tek  AKP  var,  o da çamurlara doymuyor.

Tüh!  "Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur"  hesabı;  gene sardık en başa iyi mi!


* 20 Mart 2019'da  sabah 9:30'u biraz geçe Denizli'de Acıpayam merkezli 5.7 şiddetinde bir deprem  ve ardından çok sayıda artçı sarsıntı gerçekleşti.

* Yeni Zelanda saldırısı:  15 Mart 2019'da Yeni Zelanda'daki iki camiye canlı yayınla gerçekleştirilen psikopat ve terörist saldırı.  An itibariyle 51 kişinin öldüğü söyleniyor.

* Yazıda CHP'den Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan  Mansur Yavaş'a yapılan muameleye hiç değinmedim dikkat ederseniz nereden tutsak dökülüyor ve körlük son raddede.

Ankara,  dil,

6 Mart 2019 Çarşamba

  Salvador DALİ  ile  Düşler ve Yorumlar


Dünya'da yeni bir çağın eşiğinde olduğumuz fikrine kapılıyorum bazen. Yol'un nereye çıkacağı, mantıktan bağımsız gelişecek gibi.

Bilmem bu imgelerin de etkisi ile midir nedir, sürrealistlere olan merakım ve hayranlığım artmakta.
 Bu minvalde  -uzun zamandır ara verdiğim
TEN BİLGİSİ  neşriyatında-   daha önce yayınladığım,
çeşitli arkadaşlarımın görüşleri  ile  genişlettiğim
Salvador Dali  üzerine bir yazıma  tekrar  yönlendirme yapmak istedim:


Tablo:  Dream Caused by the Flight of a Bee  around
a Pomegranate
 (1944) - Salvador Dali

...... "Sanat bizlere başkalarının ruhlarına girebileceğimiz bir kapı aralar,  tabi kendimizinkine de... Sorular sorarak iletişime geçtiklerimizin korkularını, düşüncelerini, dünyalarını, ve sırlarını gözlemleriz."
(...)
















(Kuğu mu  Fil mi?)



Ünlü ressama ait daha pek çok resim için şu linkten yararlanabilirsiniz, Çeşitli Tablolar  Facebook arşivimden:  Salvador Dali resimleri

19 Şubat 2019 Salı

 Az gittik  Uz Gittik

      Zaytung haberi değil,  Gerçek!

Bu blogda yazmaya ilk başladığımda, 2009 yılında yapılmış bir araştırmanın sonuçlarını yayınlamıştım. Bir şirketin, Türkiye'de ünlülere karşı güven konusunda yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre  1. sırada  Seda Sayan ve Cem Yılmaz çıkarken,  2. sırada  Uğur Dündar,  3. sırada ise  Beyazıt Öztürk  yer alıyordu.   (bakınız:  Gündemdekiler Şubat 2009)

Aradan neredeyse 10 sene geçtikten sonra bu kez Gezici Araştırma'nın yaptığı çalışmalara göre son yılların "en güvenilenleri" ise şöyle çıkmış, görsele bakalım.


İlk defa gördüğümde resimdeki tiplere şöyle bir baktım da... Neredeyse tamamı benim bu blogda eleştirdiğim popülist kişiler.  (Uğur Dündar,  bu tarz listelerin demirbaşı galiba?  Dönüp dolaşıp yine ona çıktık.  Sonra hani listedekilerin neredeyse hepsi faullü de... Acun Ilıcalı ve Fatih Portakal gibi tiplere  "en çok güvenmeler"  de ne ola yahu?)

Yani ülkede ciddi bir kültür ve zeka sorunu var derken boşa konuşmuyoruz. Son yıllardaki istatistiksel veriler,  Türkiye'nin ve halkının büyümek, daha da gelişmek istediğini ortaya koyuyor;  beri yandan insanlarımızın gözü çöplükte! Bu böyle devam ederse büyüme yalan olur,  not düşelim.


Bu arada Gezici Araştırma'nın daha çok CHP çevrelerini araştıran, yanlı bir oluşum olduğunu da ekleyeyim. Mesela şu yandaki grafik, onların 2015 Haziran seçim tahminleriydi. CHP şahlanarak birinci parti olarak geliyordu ve AKP gidiciydi. Toz pembe yalanlarla kitlelerini dolduruşa getirip duruyorlardı.


Anlaşılıyor ki Türkiye'nin bir muhalefet sorunu var.  İçeriksiz ve bomboş bir muhalefet yaparak,  (dahası yıkıcı unsurlarla el ele)  Türkiye'yi Ak Parti'ye adeta kilitlediler. Tüm olanlara rağmen, seçmenlerin gidip gelip oy kullanmasıyla da sistem normalmiş gibi işlemeye devam ediyor; oysa demokrasi için alternatifler olmalıdır.  Bunlar bir alternatif değil asla.  Yaptıkları da masa başı muhalefetidir daha çok. O nedenle sosyal medyada sesleri çok çıkar, sonuçlar alındığında ise "makarna-bulgur, cahiller...!" vesaire şeklindeki sövgü ayinine başlarlar.  Yalanlarla yaşar boş sözlerle kafa şişirirler.  Zaten bu durum  şu  "en güvenilirler"  listesiyle de meydandadır.

Bol bol "gave muhabbeti" yapıp üç enter'la yıllardır köşeleri kapan bir adamın (Yılmaz Özdil),  bazı sayfalarını görünce dumura uğradığım, anaokul seviyesini yer yer zorlayan kitabına 2500 TL verebilmeyi başka sözlerle tanımlayamıyorum açıkçası.  Değil ki  "en güvenilir"  seçmek!

Sözlerime burada son verirken, Gezici Araştırma'ya bu çalışmaları için teşekkür etmek istiyorum. Hem beyaz Türklerin kültür seviyesini ortaya sermişler  hem de "Uzak durulması gerekenler listesi" gibi bişi yapmışlar aslında.  Bakıp kendimize de bir çeki düzen vermemiz gerekebilir  :)

(Listenin tamamını,  yazının sorundaki Yorumlar bölümüne ekliyorum. Bir başka yazıda gözüşmek üzere canlarım.)

9 Şubat 2019 Cumartesi

 İnsanlık tarihinde Özgürlük arayışları  (temsili)

Bazen bir görsel,  çok sözden daha iyi ve daha net anlatıyor yaşananları.

#freedom  #revolution  #devrim

21 Ocak 2019 Pazartesi

 Canımı sıkan şeyler


Son günlerde canımı sıkan, beni rahatsız eden ve buraya da not düşmek istediğim birkaç şey hakkında...
  • Duyduğunu ve okuduğunu doğru anlamayan bir toplum olduğumuzu biliyorum; ama bol diplomalı, okumuş etmiş, (toplumu küçümseyen) insanların bu kadar topluma ve avama benzemesine hala alışamıyorum.
    Bu aptallık ve zeka yoksunluğu bizi kemiriyor.

  • Bir adım atıp yakınlaşıp sonra geri çekilen, dengesiz tipleri hiçbir insan ilişkisinde tolere edemiyorum. Hele aşkta!
    Bir adım ileri,  iki adım geri:  Bu bana uymaz dostum!

  • Üniversiteler çiftliktir ve sulandırılarak değer kaybına uğratılacaklardır.

    (Nihat Hatipoğlu  görev başında - Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğü'nde)

  • YouTube,  15 Temmuz 2016 darbe girişimi gecesi ile ilgili yüklenen bütün kanlı görüntüleri, hepsini  Şiddet içeriği veya yaşa uygun değil  "violent or graphic content" diye silip hesapları askıya alıyor.

    Başka hesaplardan indirip aynı videoları paylaşanlar oluyor ama o videolar ve hesapları da silinecek ve kapatılacak. Darbe gecesi ile ilgili şiddet içerikli hiçbir şey paylaşmayacağız, tamam. Küfürleri de bip'ledik diyelim... Yahu ne diyeceğiz;  "şeker dağıtmaya çıktı bunlar köprüye"  mi diyelim?


  • Bir soru:
    İsmet Özel  peygamber mi?
    "İsmet Özel  şöyle buyurdu,  böyle yumurtladı..."


  • Üfürükçüler,  falcılar  ve cinci hocalar diyarı mübarek...
    (2019 senesi açılışında gündemdeki olaylı-polisiye Palu ailesi üzerine)

  • Yılmaz Özdil Atatürk tüccarlığına doymuyor.

    Yıllarca Türk medyasını hiç okumamış, hep yabancı yayınları takip etmiş biri olarak, ilk kez bu adam ve yazılarıyla karşılaştığımda bunu ŞAKA  sanmıştım, biri beni işletmeye çalışıyor diye düşünmüştüm meğerse gerçekmiş! İşte "Halkımız cahil!!"  diye nanik çekenler ve onların 5 yıldızlı yazarlarından birinin mahsulü,  market raflarında yerini almış sıcak sıcak kıtırlar...

    Yeter mi?  Yetmez,  bu kadar enayi varken  ver ekoyu...
    "Kırmızı Kedi Yayınevi, yazarları Yılmaz Özdil'in ‘tamamı elle ciltlenen'  Mustafa Kemal kitabının 2 bin 500 liraya satılacağını duyurdu."

    Hadi afiyet olsun kerizler!  İşte bunlar hep putperestlik!
    (Din adına milleti soyanlar  vs  Atatürk ayağına soyanlar)

  • Ayda 2 kez annesine ev temizliğinde esaslı yardım etse kilo sorununu çözebilecek insanlar, durmadan Diyetisyene ve fitness salonlarına gidip jimnastik yapıp, üstüne suçluluk duygusu bol açlıklar çekerek, kilo verme değil ama "para harcama" metoduyla rahatlıyorlar. Buraya kadarı benim canımı sıkmaz, kişisel tercihtir, normaldir. Ama bu diyet mevzusu durmadan konuşulunca (tartıda zayıflama diye bişey de ortada yoksa)  zamanla bayıyor.

  • Evet, benim de bazı ön yargılarım var. Mesela sosyal medyada magazin paylaşımı yapan,  hele "bağzı" çok popüler şahsiyetleri, onların aşklarını, eski eşlerini, yeni sevgililerini filan paylaşan tipleri genelde siliyorum; eğer arada özel bir muhabbet oluşmamışsa bu böyle.

    Zaten yeterince magazin konuşulan ve illaki o "bağzı" pop tipleri sevmemiz gereken bir ülkede yaşıyoruz diye düşünüyorum.  (Yoksa aşırı dozdan delirirsin zaten, veya intihar  edersin.)  Tek tipçilik ünlüler konusunda da kendini net hissettiriyor yani. İllaki herkes o BAĞZI'larını sevmeli, şarkılarına/programlarına/ağızlarını yaya yaya yaptıkları konuşmalara/ilişki durumlarına tav olmalı!  Hal böyleyken üstüne bide bunları sosyal medyada konuşup yayanları çekemiyorum.

15 Ocak 2019 Salı

 İnsan İlişkileri



Bir gün bir diziden alıntı yapacağım aklıma gelmezdi ama...
Nasıl başladıysa öyle devam eder bazen.
Kendime not:  "Yanlış başladım,  yanlış gidiyorum."