20 Nisan 2016 Çarşamba

    BOMBALAR  patlarken

2015 ortasından beri ve özellikle son aylarda;  en büyük şehirlerimizin
en işlek ve en kalabalık,  kimi zaman da en tarihi alanlarında peş peşe bombalar patlatılıyor.   Dünyada da savaşların şekli değişiyor, muhtelif büyük kentlerin kalabalıklarına kan sıçrıyor.
Bu konu üzerine bir derleme yapacaktım ki çeşitli sebeplerden yazı çok aksadı,  bu arada Belçika'daki  (NATO merkez karargahı başkent Brüksel'de)  havaalanı ve metro patlamaları,   Mart'ta Bağdat stadyumundaki canlı bomba,   Pakistan lunaparktaki bombalı saldırı gibi yeni kanlı olaylar yaşandı.
Benim bu şekilde hazırlayıp yayınlamadığım yüzlerce yazım var,  bu da onların arasında kaybolmasın diye,  taslak hali ile paylaşmaya karar verdim.   Maksat siber uzayın derinliklerine bazı bilgileri yollamak,
her ne işe yarayacaksa artık!

Topraklarımızda ilk aklıma gelen olayları listelemeye çalışarak başlayayım:
  • 31 Mart 2015 ->  İstanbul Çağlayan Adliyesi'ndeki savcı rehin alma ve öldürme olayı.   Masum insan kanı üzerinden intikam, devrim ve barış hayali kuran zihniyetin kurbanlarından biri de Mehmet Selim Kiraz idi. Berkin Elvan davası soruşturmasını yürüten bir savcı, DHKP-C'li teröristlerce öldürüldü.

  • HDP Diyarbakır mitinginde trafo önü patlama   (5 Haziran 2015)
    (ve seçime yaklaşırken Adana ile Mersin'deki HDP merkezlerinde neredeyse eş zamanlı patlatılan bombalar)

  • Suruç katliamı.  34 genç  gün ortasında öldü,   IŞİD dendi.
    (20 Temmuz 2015,  Ayn-el Arap/Kobani'ye gitmek üzere Suruç'a şarkılar söyleyerek gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyeleri)

  • Ankara Garı önünde, bir miting sırasında art arda gerçekleşen iki bombalı intihar saldırısında 100 küsür kişi öldü. Şok edici idi.   (10 Ekim 2015)
    Saldırıyı Irak Şam İslam Devleti IŞİD üstlendi.

  • İstanbul Fatih ilçesine bağlı Sultanahmet'te sabah 10:15'te şiddetli bir patlama olmuştu.  Dikilitaşların bulunduğu meydanda, Alman Çeşmesi yakınlarında.  (Acaba tarihi eserler zarar gördü mü?) Turistlerin yoğun olduğu bölgede büyük panik yaşandı.
    10 kişi öldü,  çoğu Alman vatandaşı idi.   (12 Ocak 2016)


  • Ankara'da  Genelkurmay Başkanlığı'nın az ötesinde bomba yüklü araçla gerçekleştirilen terör saldırısı.  Akşam iş çıkışı TSK personelini taşıyan servis araçları, İnönü Bulvarı üzerindeki kavşakta trafik lambalarında kırmızıda beklerken patlatılan bombaların sesi şehirde çok geniş bir alandan duyuldu deniyor.
    Aralarında sivillerin de bulunduğu 29 kişi öldü, pek çok da yaralı var. Genelkurmay'a 300,  TBMM'ye 500 metre gibi yakın mesafelerde gerçekleşen bir olaydan bahsediyoruz.   (17 Şubat 2016 Çarşamba)

    (17 Şubat'ın tarihsel benzerliği:  Eşref Bitlis'in ölüm yıldönümü.
    ABD ile PKK işbirliğini ve Kuzey Irak'ta oluşturulmaya çalışılan Kürt devletinin Türkiye'nin zararına olduğunu dile getirdikten kısa zaman sonra uçağının düşmesi sonucu ölen Jandarma Genel Komutanı. JİTEM'in kurularak yargısız infazların yapılmasına, itirafçılarla birlikte silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapılmasına karşı çıktığı yönünde bilgiler basına yansımıştı.  Dosyası "zaman aşımı"ndan düştü.)


  • Ankara Güvenpark'taki patlama.   Başkentin en merkezi noktasında, otobüs duraklarında.   40'a yakın ölü ve durumu hala ağır çok yaralı var. Şok yaşamış olaya şahit olup hayatta kalanlar, görgü tanıklarına mikrofon uzatılarak yapılmış videolara denk gelmişsinizdir.  Çok şey söylendi:  Rusya desteği dendi, çeşitli dış istihbarat örgütleri dendi, PKK bağlantılı etnikçi bir saldırı olduğu duyuruldu,  TAK dendi...    (13 Mart 2016, akşam 18:45 sularında)

    ABD Büyükelçiliği, saldırı ihtimaline karşı vatandaşlarını önceden uyarmış duyurular ile.  İstihbaratı Türk makamlarından aldıklarını söylüyorlar.  Bizde uyarılar musibetten sonra yapılır Sam Amca.
    (Ankara saldırısını üstlenen TAK:   "Misliyle devam edecektir" dedi.)


  • Kilis il sınırlarına Suriye'den ateşlenen roketler düşmeye devam ediyor. Son olayda yaralılar var.  "Angajman kuralları çerçevesinde IŞİD hedefleri vuruldu" deniyor bir haberde.


  • Ve tarih itibariyle son olarak,  dün  (19 Mart 2016 Cumartesi) İstanbul'un en can alıcı yeri olan İstiklal Caddesi'nde gerçekleştirilen Taksim intihar saldırısı.  Kaymakamlık binası önünde dendi, bu kez de bir turist kafilesine yönelindi.   Sanırım (Amerikan vatandaşlığı da olan)  5 İsrail ve 1 İran vatandaşı ölmüş, konu inceleniyor dendi. Bir de gezip görmek için İstanbul'a gelmiş bir Türk ailesi ve minik kızları olay yerinde imiş.
    İsrail,  güvenlik gerekçesi ile vatandaşlarına TR'ye gitmeme çağrısı yaptı.  Ölenler, böyle kalleş bir saldırının hedefi oldular.
    Twitter'da birisi  "Karma works in strange ways"  diye yorum düşmüş olaya,  bu da bir bakış açısı.   Geçenlerde birisi diyordu:
    "Canavarı uyandırdınız artık, önüne geleni yutacak."


  • EDIT:  Yeni eylemleri bu yazının altındaki Yorumlar bölümüne not düşerek bir kaynakça gibi kullanmayı düşünüyorum.




Yukarıda saydığım her bombalı intihar saldırısından sonra sosyal medya (Twitter ve Facebook) hemen kapatıldı ve erişim hızında çok büyük yavaşlamalar olacak şekilde saatler sonra kademeli olarak açıldı.   En son Taksim patlamasından sonra,  "üç ayrı yerde daha patlama olduğu" gibi yalan haberler aldı yürüdü.  Zaten sosyal medya tam leş çukuru!  Senin fanatiği olduğun tarafın işine geliyorsa;  her tür yalan, nefret ve galeyan taşıyan materyali,  kibri, aşağılamayı yapabilirsin.  "Utanma duygusu ve Rab korkusu" kalmayınca  her kepazelik zuhur eder, her şey inat sonuçta.   İşte böyle bir zamandayız.


Taksim'deki intihar eylemi sonrasında ve yaşanan terör olayları ile görülüyor ki bizim ülkemiz/topraklarımız/bölgemiz için güzel günler pek yakın değil gibi,  görünen veriler bu yönde.   Savaş ve gerginlikler,
etnisite güzellemeleri daha devam eder. "Barış ve kardeşlik türküsü"nü söyleyip demokrasicilik oynayanlar, sivil insanları patlatarak her koşulda "haklı çıkmada"lar.    “Ama ama ama...  AKP şöyle,  Recep böyle!...”
Terörü aklama ve kılıf bulma.
İnsanları anlamak benim için çok önemli ve değerli. Ancak kan dökmeye kılıf olarak bahaneler öne sürülüp çelişkili oynanıyorsa, anlama gayreti de anlamsızlaşıyor maalesef.
"Terörle yaşamak" konusunda bilinç eksikliğimiz var.  Bu şekilde yaşamaya alışmak kolay olmayacak.  Şu halde bombalar gündemi oluşturuyor.



Bu arada (Ebru Gündeş'in kocası) Reza Zarrab,  ABD Miami'de tutuklandı (İran ambargosunu ihlal ederek ABD'yi dolandırmak, bankacılık sahtekârlığı ve kara para aklama suçlamalarından - 19 Mart 2016). TR'de 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun merkezinde yer alan kendisi, burada aklanmış ve bolca plaketlendirilmişti.

Gündemdeki bir diğer konu da PKK bölge sorumlusu olduğu söylenen bazı teröristlerin cenazesine katılan HDP'li milletvekilleri idi. Kürt siyasi hareketi, seçimlerle gelen dikkate değer başarısı sonrasında hızla hayal kırıklığı olmaya yöneldi.  Gerçi bunun evveliyatı var,  Demirtaş/Yüksekdağ ikilisi, "ortak acı, ortak gelecek ve ortak vatan" hissiyat ve adımlarını "ortak acımasızlık, ortak kin ve ortak bölünmüşlüğe" çevirmek için yoğun çaba gösterdi. PKK'ya gelince...  "Arkanızda yaralı bırakmayın" diyen bir örgüt, destekçisi Kürtlere hayat vaat edebilir mi? Kanlı ve insanlık dışı yüzleri apaçık ortada artık.   (Hrant Enveryan'dan alıntı)


Bunlar da "gazeteci" filan...  "İneğe özenip şiştikçe şişen (ve sonunda patlayan) kurbağa" hikayesindeki gibi; RTE nefretinden akıl sağlıklarını kaybetme noktasına yaklaştılar.
Umut kaynakları terör.




Mart ayından bir diğer haber de İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalon'un  "Kürtlerin devlet sahibi olması halinde bölgedeki sorunların çözüleceği" yönündeki açıklamaları idi.   Tabiki Türk medyası geçiştirdi bu haberi. Kendisi şöyle diyor:
“Kürtler ile Yahudi milleti aynı dönemlerden geçmiş, farklı ülkelerin yönetimleri altında yaşamışlar. Sıkıntılar çekmişler. Kendi kaderimizi kontrol etmemiz için şart olan gücümüzü ve arzumuzu elimizden almışlar.”


Yahudiler ile Kürtleri bu şekilde kıyaslamak?
Hinlik çok türlü.
"Hinlik" deyince,  aklıma Can DÜNDAR geldi.
Diyarbakır HDP mitinginde bombalar patlatıldığında (bombaların yoğun olarak gündeme girişinin başlangıcı gibi) Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni olan Can Dündar,   “Geçmiş olsun Diyarbakır! Umarım cevabın yine aynı sağduyuda ve aynı nitelikte olur: Seni başkan yaptırmayacağız!” diye tviklemişti. Daha önce ayrıntılı yazmıştım bunu hatırlarsanız.  İnsanların kanı yerde, bunlar siyaset-darbe-halay filan...


13 Mart 2016 Pazar

  “Atlasana lan o... ç.!”


Yaşanmış bir olaydan kısa özet:

Köprüye intihar etmek için çıkmış adam tam caymış gibiyken; geçen minibüsten iki kadın pencereyi açıp:
"Atlasana lan orospu çocuğu!"  diye bağırıyor.  Ve adam atlıyor.

İkna etmeye çalışan polisler sonra aracı durdurup kadınları indirmiş mi ne...  Dedikleri laf:

_Ettik bir boşboğazlık yaa,  n'oolur tutanak tutmayın abim.

Sonra:  "Kadınlar çiçektir."
Özrü kabahatinden büyük insan iticiliği diye bir şey var gerçekten.

Bu haftanın haberi.  Geçen gece yarısı okuyunca afalladım, paylaşmadan geçemedim.   Psikolog bir hanımın olaya yorumu:
"İnanılmaz gibi görünen kötülükler bile sıradanlaşmış."

Söyleşi falan bile yapmışlar kadınlardan biriyle sonradan. Ama oku(ya)mayacağım onu.

İkili ilişkilerde, ailede, toplumda, (belki de tüm insanlıkta ?) inanılmaz bir hissizleşme ve sıradanlaşma/aynılaşma...
Herkes o kadar  "bunalım tiyatrosunda"  ve sinir küpü ki,  gerçek depresyonda olanlara o sahnede de yer kalmıyor.

Kimine göre teselli "ilahi adalet"te, kimine göre tek teselli "dua"larımız...



EK:   (bakınız:  İntihar)


8 Mart 2016 Salı

   Tuğçe Kazaz'dan  Trollük dersleri

«Trollüğün en has ve başarılı örnekleri şov dünyasından çıkmakta. Hangi birini örnek vereceksin ki?  Hiç bir kalıcı ve dişe dokunur iş yapmadan, sadece çene sayesinde gündemi domine ederek bunun sunduğu fırsatlar üzerinden popüler kültür hayatımıza demir atmış ünlülerin ülkesi burası»   demiştim  TROLLÜK nedir?  başlıklı yazımda.
Ve eklemiştim:  "Bizim insanımız; adını saklamadan, dobra dobra trollük yapan baba yiğitleri seviyor canlar  :)"
Sağ olsun  bir taze  örnek  de bu ay Tuğçe Kazaz'dan  geldi.



Geçtiğimiz haftalarda da canlı yayında saygı duruşu-İstiklal Marşı ve "Namazla boyun ağrılarımdan kurtuldum"  sözleriyle çok konuşulmuştu kendisi.   Evet, tüm bunlar gerçekten de Zaytung haberi veya  Uydurma haber değil,  Hepsi Gerçek!
(O yazıda da Diyanet vardı,  tasadüfen  :))

Şimdi bu insanlar varken internet trolleri iş yapamaz. Ekmeğinin peşinde olan, AkTrol filan olur. Öteki türlü kişisel tercihse, yaratıcılıkta ve özgünlükte über fark yaratmalı. Seküler olmalı. Bunlar da yetmez, çok yüksek takipçisi olmalı ve çoğuna geri takip yapmamalı vs.

Ben yine en iyisi kendi yorumlarımı değil farklı kişilerden alıntıları paylaşayım:

kendisi ile ilgili beni en çok şaşırtan ve eğlendiren akp medyasının bu kadını sahiplenmis olması. bir ideoloji ancak bu kadar yerin dibine dusebilirdi. yani benim savunduğum birşey var ve bunun yılmaz savunucuları tuğçe, şafak sezer, rasim filan olacak, hemen inandığım herşeyi bir kenara bırakır koşarak uzaklasirdim.
(piyade binbasi er  -  Ek$i Sözlük)

Alamızda lafı mı olur Tuğçecim,  sana hel şey selbes.
(bkz: cezai ehliyet)
(Mehmet Ördekçi  -  Facebook)

kolay kolay işsiz kalmaz bu hatun. malum, kaç tane yabancı din biliyor.         (sankibiyotik  -  Ek$i Sözlük)


Dün tesadüfen denk geldiğim, "8 Mart Dünya Kadınlar Günü"ne özel tasarlanmış bir afiş ve siyasetçi trollemesi örneği.




23 Şubat 2016 Salı

  Yıldız Tilbe'yi linç edelim!



"14 Şubat Sevgililer günü" ve bunun gibi neredeyse tüm icat edilmiş yapay özel günlere  (anneler günü, babalar günü, hatta doğum günü) ve şatafatlı kutlamalarına karşı isteksiz biri olarak; şu haberi biraz geç öğrendim. Ancak yazmadan geçemedim değerli okurlar.  Şimdi aranızdan diyen olabilir; ülkenin her yerinde bombalar patlar, iki haftadan çok huzur yüzü görmediğimiz, boyuna bir yerlerden tabutların geldiği, herkesin birbirini yediği, "nefret" ve yok etme duygusunun yoğunlaştığı bu zor zamanlarda yaşarken; sen bula bula yazacak bu konuyu mu buldun?
Evet değerli okurlar, ben bu konuyu yazacağım. Neden bu konunun üzerinde durduğumu da yazının sonunda bir dertleşme havasında sunmaya çalışacağım.

Bilmeyenler için özet geçeyim:

Yıldız TİLBE.   "Turkcell" adlı telekominikasyon firması, Sevgililer Günü kampanyası için bu kadın şarkıcıyı seçmiş. Şaşırtıcı değil; aşk ve aşk acısı  üzerine yıllardır bize çeşitli şarkılar söylüyor Yıldız Tilbe.  Kampanya içinse gençler ve hareketli bir müzik eşliğinde dikkat çeken bir reklam yapılmış ve yayına verilmiş. Ancak geçmişte Yıldız Tilbe'nin isyanı, Irkçılık ve Yahudi düşmanlığı  yazımda görsellerine yer verdiğim anti-Yahudi sözleri nedeniyle, Türkiye Yahudi cemaati tepki göstermiş. Dünyadan bihaber (habersiz) olan meşhur firma da bir anda bu tepkilerle Yıldız Tilbe'nin gerçek yüzünü görmüş ve imana gelip reklamı yayından kaldırıvermiş.

Ne kadar saçma bir anlatım oldu değil mi? Oysa mevzu tam da böyle.   Bu da karar sonrası Tilbe'nin Twitter'dan paylaştığı cevabı:


Ancak Yahudilerin gerçekten kendisine karşı birikmiş bir kini, söylecek güçlü sözleri varmış da sanki söylemelerine müsade edilmemiş ve bugüne kadar içlerindeki irini hapis tutmak zorunda kalmışlar gibi;   sosyal medyada "oh iyi oldu!" tepkisi başlattılar.  Bu haberi geç öğrendiğim için gecikmeli olarak taramalar yoluyla yazılanların bazısını gördüm.   Yıldız Tilbe'ye sosyal medyada ne linç kampanyası başlatmışlar arkadaş!

Özeti: Kibir Kibir Kibir,  ("yok edilmeye çalışılan mazlum ve seçilmiş halk").
"Cahilllllll ve çirkin kadın!"   ve  bir dolu hakaret.
(Bu  "cahilllllllll"  diye höykürenin hikmeti, kıymeti ne acaba?)
"Kendi sosyal konumumuzu dominantlaştırma,  bunu da farklı düşünenleri ezerek elde etme refleksine kapılmış haldeyiz. (...) Tüm tartışmalar, bu yok edici güç kavgası içinde anlamsızlaşıyor"  diyordu Reşat Çalışlar  Facebook sayfasındaki bir  paylaşımında.


En son  Penélope Cruz,  2014 Gazze operasyonu sırasında attığı tvitte  "#FreeGaza"  dedi diye, bütün "Hollywood (Kutsal tahta)" şirketleri ile anlaşmaları iptal edilmişti.

İnsanlar tüm dünyada ağzını açamayacak derece "susturuluyor",   "anti-Semitizm"  belirsiz tanımı ve çok geniş kanatları ile  en etkili sosyal silah  olarak kullanılıyor,   (bu arada gördüğüm en Sami ırkları düşmanlığı yapanlar bizzat bazı Yahudiler)   ama Yahudiler hala ağlıyor;  "Dünya onlara haksızlık yapıyor" imiş, İsrail  söz konusu olunca haberler çarpıtılıyormuş!

he canım hee! Sizinle ilgili açık ve güvenilir haber yapılamıyor artık.  BBC haberi yayınlıyor, İsrail askerleri ile ilgiliyse hemen rötuş rötuş... Bir gazeteci çıkıp "Hollywood büyük ölçüde Yahudilerin kontrolünde" diyor,  hemen istifaya zorlama... Bizim ülkemizde "basın özgürlüğü" diye yeri göğü inletenlere, ABD'li gazeteci Helen Thomas örneğini verelim. Sırf İsrail'i eleştirdi diye, yılların Beyaz Saray muhabirliğinden uzaklaştırılmış çok ünlü bir isim.
Çünkü Yahudiler çok hassas!  cıss!


Bu arada Yıldız Tilbe, onca full makyaj  fönlenmiş boyalı saçlı hoş Yahudi kadından daha asil çıktı yorumuyla, hayretler içerisinde bunu da gördük.  Hani az kalsın İran'daki gibi vinçlerle sallandıralım da diyeceklermiş ama tabi o fönlere yakışmaz bu diller.

"Dünyaya erkek olarak gelseydim, mutlaka kendime Musevi bir sevgili yapardım!" diyen Ayşe Arman'ı şimdi daha iyi anlıyorum. Geçmişte okuduğum iyi söyleşileri oldu.  Disiplin ve hırsına, bir konuyu kafaya taktığında üstüne gitmesine saygı duyarım; ancak totalde "gazetecilik" dahil, Ayşe Arman "dejenereliği" temsil eder. Fiziksel ve ruhsal dejenere hal üzerinden "halkımız cahil şekerim!"  nanikleri.



Kendisinin adının geçtiği daha önceki yazımda da değinmiştim, Yıldız Tilbe  uğraşılmaya çok müsait mimli bir isim zaten.  Peki Ssen ırkçılığa ve Yahudi nefretine karşı ne yaptın? Bişey yap(a)madın ama kendinden az daha tiksindirdin.    Batı Şeria'da evinde uyuyan bebeği yakan,  "Hristiyanlar İsrail'den defedilmesi gereken vampirlerdir!" filan diyen radikalleri olan, "bütün Filistinli anneleri öldürelim   hepsi küçük yılanlar doğuruyor"  gibi laflara sahip güzel adalet bakanı sahibi, durmadan post-modernizm ürünü etnikçilik üzerinden çevre ülkeleri mikserleyen insanlar bunlar.  İsrail gazete sitelerindeki okur yorumlarına bakınız, hasta zihinlere ayna tutuyor.  Sonra âleme "ırkçı, insanlık düşmanı"  filan diyolar, komik oluyor.


Beni bunları yazmakta isteklendiren ise şu iki noktadır.
Birincisi:

Türkiyeli Yahudilerce çıkartılan haftalık gazete Şalom'da çıkmış bir yazıda  şöyle denmiş:
              "Kimi zevat sosyal medyada takipçi toplamak, kitlelerini biraz daha arttırmak için her türlü nefret söylemine balıklama atlıyor."   (bkz)



Kibir ve kendini beğenmişlik  nelere kadir? Yıldız Tilbe'nin sosyal medyada ilgi çekmek için Yahudiler veya herhangi bir dünya toplumu ile ilgili yorum yapmaya ihtiyacı mı var? Ezbere önyargılı davranmayayım diye  Y.Tilbe resmi Twitter hesabında geriye dönük uzun zaman boyunca yazdıklarına baktım, benim burada paylaştıklarım haricinde pek bir şey göremedim. Yani şahıs Yahudi ile yatıp Yahudi ile kalkmıyor, şöhretini de Yahudi söylemlerine borçlu değilken; üstelik bu açıklamalardan dolayı özür dilemiş   (“Hitler'i karıştırdığım için pişmanım çünkü o da günümüzde zulüm yapan Yahudilerle aynı, hiçbir farkları yok”), ekranlarda gördüğü Filistin operasyonunda  "terörist"  diye sahilde futbol oynarken öldürülen çocuklarla ilgili bir haberdi sanırım, o görüntüler üzerine duygulanarak tepki gösterdiğini demiş... Aradan zamanlar geçmiş, sözler söylenip tepkiler verilmiş,  bugün firma reklamı iptal etmişken...
Yani gerçekten:  "Ne bu şiddet bu celal?"

Şalom'un haberi şöyle devam ediyor:
             "Yahudi nefretini ‘ifade özgülüğü’ olarak gören zevat herhalde bu nefreti ateist bir Yahudi olan Mark Zuckerberg'in icat ettiği Facebook ve kurucuları arasında Yahudilerin olduğu Twitter'dan yapmaz."
             "Antisemit dünyada birinciliği İran'a bile kaptırmayan ülkemizde  elbette ki en yoğun nefret suçlarından biri, sayıları giderek azalan Yahudi vatandaşlarımıza yapılıyor."

Abartılı ve hasta bir zihinden çıkan önermeler bunlar.  Ülkemizde "barış süreci" denen dönemde, halkımız anlaşılmayan bir etki ile (görünüşte bir sürü olumsuz veriye rağmen) büyük halk yığınları bazında ırkçılıktan en çok sıyrıldığı, Hrant Dink cinayeti sonrası azınlık ve farklı kimliklere düşmanlık konusunda görülmemiş hassasiyetlere sahip, Mavi Marmara operasyonu sonrası muhafazakar çevrelerde dahi Yahudiler ile ilgili görülmemiş ayrımcı olmayan içsel bir dil yakalamışken...
Evet siz ne yapıyordunuz o zaman Yahudi cemaati?
Bu değişim ruhunu olumlu yönde geliştirmek için bu ülkenin (de) bir vatandaşı olarak siz ne yaptınız?
Kendisi gibi düşünmeyen ve Yahudileri eleştiren (yerli-yabancı) her ünlü insana  "sözde sanatçı,  sözde milletvekili"  diyenlerin, "seküler Akit türevi  Gözcü/Sözcü"  desteği iddiaları bile mide bulandırıcı!
Ve "azalan Yahudi vatandaşlarımız" İsrail nüfusunu artırır, üzülecek bir şey değil sevgili Şalom yazarı.


İkincisi:

Yahudi'den çok Yahudi olanların başlattığı linç kampanyası.
Bu nedir?  Anlatmaya çalışayım.
Gerek Mavi Marmara baskını sonrası, gerek bu gibi olaylarda; hemen ortaya Yahudilik ile ne alakası olduğu şüpheli (ve bazı örneklerde hiç bir ilgisi olmadığı apaçık ortada) bir grup çıkıp, Yahudi'den çok Yahudi, İsrail'den çok İsrailci, Siyonist'ten çok Siyonist;  (Rus uçağı düşürülünce Rus'tan çok Rus)  ama her koşulda saldırgan bir dil ile azılı bir şekilde dikiliveriyor.
Yani "Kraldan çok kralcılar"dan bahsediyorum.  En tehlikeli bulduğum gruptur.

Mesela bizim toplumun kraldan çok kralcıları:  durmadan Malazgirt, Mercidabık, fetih, Fatih, Osmanlı ve son zamanlarda tekrar yeşeren  "Kürt diye bir şey yoktur"  diyenler... Kendini bu toprağın tapulu mal sahibi olarak görüp, gözünü kestirdiği "öteki" gruplara veya zayıf halka addettiklerine  "Ya sev ya terk et!"  diye nizamat verenler...   (Allah muhafaza! Bunlar Türkleri mahfa götürmek için nefes alıp veren mahlukat sınıfındalar.)

Mesela ülkenin müzmin muhalefetinden olup, darbesiz asla iktidara gelemeyeceğini gayet iyi sezebilen kimi  "laikler"...  (sırf "AKP'ye çakıyor" diye düşündüklerinden; İsrail'in Mavi Marmara gemi baskınına alkış tutmuşlardı.  "Eyyyyyyy İsrail!" ve Filistin davası hassasiyetiyle iki seçimi kazandı iktidar; ne zaman oyları düşer gibi olduysa hemen çekmeceden bu kartı çıkartıp öne sürdü. Nasıl bir insan buna alkış tutar da sonra "başımızdakiler cahil!"  diye höykürür?)   "Okumakla cehalet gider ancak eşeklik baki kalır"  değerli insanlar.

Bugünlerde de AK Parti içi "Tayyip'ten çok Tayyipçi" kliğin, partinin ve (iktidardaki parti üzerinden) ülkenin altını oymasını izliyoruz, çaresizce.   Bir de "Tanrı adına" ve "Allah'ın izniyle" cihat yaptığını söyleyip insan kesenler, bombaları kalabalıklar arasında patlatı patlatıverenler var.
Kraldan çok kralcılardan Tanrı bizi korusun.  (Amin)

İşte Yıldız Tilbe-Turkcell Sevgililer günü kampanyasında da bu kralcıları gördük. Yahudiler kendilerince tepkilerini yazmış, iletmiş, paylaşmış... Şirkete baskı kurulmuş, şirket reklamı geri çekmiş, son sözler söylenmiş... Buna rağmen bir takım kimseler hâlâ davayı devam ettiriyor;  kim için  neyin adına? Acaba şahsi bir garezleri mi var bu kadına? Dikkat çekmek istiyorlar da aradıkları konuyu mu buldular?  Gövde gösterisi mi?


Son lafım da TURKCELL'e. Söylenecek çok şey var da... Aklıma Hitler'li şampuan ve sabun reklamı yapan firma geldi. Bu kadar yüzsüzlük görmedim. Sonuçta ünlü bir kadının onuruyla da oynadılar. Hem Yıldız Tilbe sevenlerde Yahudilere karşı olumsuz duyguları beslediler, hem yalama olduklarını cümle aleme duyurdular. Sanırım sadece adı (lafın gelişi) "Turk" olan hede'lerden biri de bu firma. Zaten iyice bayan reklamları ve belirsiz uçuk tarife uygulamaları nedeniyle bir sene kadar önce bu operatörden çıkmıştım,  isabet oldu.  Tek kuruş kazandırmam bunlara.


- EDIT   (27 Nisan 2016) -
Kamuoyunun gündemine çocuk tecavüzleri ile giren Ensar Vakfı'nın düzenlediği yarışmalara sponsor olması ve olmaya devam etmesi ile son haftalar gündeminde konuşulan bu meşhur GSM firmasının aymazlığına ve malum hallerine şaşanlar olmuş. Ben de onların aklına şaşayım diyerek bu yazımı noktalıyorum.



2016,  ABD,  AKP,  insan hikayeleri,  para,  Kürtçe,  Dua,  sevgi,  Türkler

2 Şubat 2016 Salı

  İSRAİL  Çarkı

One Munite  tiyatrosu  ve  Mavi Marmara  filmi sonucunda 20 milyon $  hasılat yapmış bir sinema filminin Türk milleti olarak figüranı olduk.  (@urnina_lagas)


Her şey Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan ziyareti dönüşü (31 Aralık 2015) "İsrail bölgede bize muhtaç,  bizim de İsrail'e ihtiyacımızın olduğunu kabul etmemiz lazım"  sözleriyle başladı. Hükümetin Siyonist rejimle “ilişkileri normalleştirmesi”  gündemde.  Gelen yorumlar:
Rus savaş uçağının düşürülmesi,  Rus ve İran doğalgazının yerine alternatif kaynak bulma ihtiyacı,  Ortadoğu'daki sefil yalnızlığımızı giderme güdüsü,  BOP buna yol açtı, vs.

Türk dış siyaseti ve onunla ilişkili iç dengeler çok çabuk renk-yön değiştirilebiliyor,  bu durum son zamanlarda giderek belirginleşti.
Hayretler içerisindeyim. Daha dün "Rusya ile vizeler kalkıyor, cici Putin" kıvamındalardı,  hâle bak!  Asıl tehlike bu omurgasız beyinsiz uğursuzlar.

"Mezhepçi katil İrana karşı 100 kat daha İsraile güvenirim" demekteler şimdilerde.   İki ay önce   "katil İsrail! Ortadoğu planlarımızı engelleyen Siyonistlerdir!!"  diyordu bunlar. Hep notlar alırım, ve ne dediğimi biliyorum,  kitle bu şekilde...  Bir değil, iki değil.  Binler binler, tek bir işaretle  başka yöne havlamaya başladı.   "İsrail ile yeniden"  der demez;
eş zamanlı olarak  Şiilere ve İran'a karşı  saldırgan salvolara başlandı.
"Siyasi çıkarlar ve koşullar duruşları değiştiriyor, ancak halklara karşı nefret yaymayalım"  dedim diye,   “içimizdeki İrancılar”  diyerek kırdı beni birisi.   Bir AK troll ise "Katolik" ilan etmiş bendenizi.   “İsrail'e yaklaşınca neden rahatsız oluyormuşuz!!?!”
   Peki güzel kardeşim,  sen niye o kadar zaman Yahudi nefreti ekip boykot çağrısı yapmıştın madem?  Bence senin ideolojin gibi tepkilerin de yalan.




"İsrail-Türkiye ortaklığı konusunda  AK Parti trolleri neden sus puslar? Hani (Ç)ağlayan Adliyesi'nde hesap soracaklardı Mavi Marmara gemi baskınını gerçekleştirenlere?   Sanki hiç böyle birşey olmamış ve hacı yolu bekler gibi gündemin değişmesini bekliyorlar? Van Minüt'i  'kahramanlık'  olarak gördüğünden bu partiye oy verenler,  mevcut duruma  'ihanet'  diyerek karşı çıkmalı ve seslerini yükseltmeliler.  Tabii eğer şerefli iseler"   demiş bir yorumcu Facebook'ta.

İsrail konusunda "kuzuların sessizliği"ni oynamaktalar. Bu kadar yalpalamak gerçekten her baba yiğidin harcı değil.

"Sahi nerede parmaklar?  Ne oldu o Rabia işaretleri?" :)






İlke yok, vizyon yok, çark -el mahkum- çok... ama özgüven patlaması maşallah gıpta seviyesinde.

Bu da geçmişten bir özgüven patlaması:
Türk Silahlı Kuvvetleri   İsrail'e saldıracakmış-mış da...
Ah yok mu o paralelciler!!?




"AKP'lileri tarif etmek için kullanılabilecek en iyi kelimelerden biri => riya."

        Hilal Kaplan,  iki sene önce Zaman gazetesinin "Ortadoğu'daki gücü geri kazanmak için Türkiye'nin İsrail ile barışmak zorunda olduğu" şeklindeki haberi ile alay ederken;  şimdilerde   “İsrail ile teması süren Türkiye, Filistin davasına daha aktif hizmet edebilir”  demeye başlamış.   (Sanki  -her ne demekse bu-   "Filistin Davası"  çok umrundaymış gibi.)

Alay etmek, iki uçlu bir ok gibidir.  Aşağıda Hilal Bayrak adlı "trolliçe" ile ilgili görsel derlemede,  sol sütunda (Mavi Marmara ölümleri sonrasında) hararetli şekilde İsrail mallarını boykot çağrısı ve hemen yanında yeni gündem doğrultusunda güncellenmiş  (up-date  edilmiş)  U-dönüşü  :)
(Karaktere dair sağlam ipuçları içerir.   Anlayana)





"Cemaat"   2-0  öne geçti
Ahan da yazdım  :)
    (1)

İslam ülkelerinde BAHAR diye başlayan süreçte biz de baş roldeydik ve yüzümüze gözümüze bulaştırdık.   Ya da rolümüz böyleydi.   (2)

2016,  Türkiye'nin taviz patlaması yapacağı yıl olacak.  Mecbur   (3)

Çapına göre hareket edeceksin
Haddini, kuvvetini bileceksin
Hayal güzeldir
Ama gerçekler acıdır
(4,   @Cem_MELiTA)




Kim derdi ki bu lağım çukuru bir gün "Ha İsrail ha İran!"  diye haber yapacak?  Daha neler göreceğiz kim bilir.
(Ağzından salyalar akıtarak sağa sola saldıranlardan itinayla kaçınınız, kuduz olma ihtimalleri vardır.)

"Barış görüşmeleri"  derken o da yalan oldu.  Neyse ki HDP'nin başarısız ve kışkırtıcı siyasetine Kürtlerden anlamlı destek gelmedi  -şimdilik-.   Ancak
bu kadar mezhepçilik, etnikçilik, ırkçılık, hedef gösterme, taşkınlık, ona buna saldırarak dış politikada yol alma halleri...bence iyi değil.   "Son seçimlerde %49,48 oy almış bir partinin ve tabanının, eceli gelmişcesine saldırganlaşması altı çizilmesi gereken bir durum."   Ortada değişen bir Mezopotamya ve çevresi haritası, öyle sert bir İsrail çarkı, öyle bir Suriye rezaleti var ki;  saldırganlaşmadan belki de duvara bindirmeden durması zor belki de.
"Batı'ya yanaşıldı; Batı'nın Orta Doğu'daki uzantıları Suudi Arabistan ve İsrail ile barışıldı; Rusya'yla bozuşuldu.   Bu dış politikanın neresi yeni?"

Prof. Hakan Yılmaz, Boğaziçi Siyaset Bilimi Ve Uluslararası İlişkiler




Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yarın çıkıp  "İsrail'le yeni anlaşmayı biz değil, Paralel yapı yaptı!"  dese;   %49,5'un kaçı buna inanır acaba?
Olur mu olur!   Araya da patlat bir Gazze ziyareti! Troll gazeteciler de yazıverir artık birkaç  "Filistin Davası"  soslu İslamcı yazı,   oh mis!

"İsrail'le her türlü ekonomik, siyasi ve askeri işbirliği yapıp   kadim düşmanlık kodları üzerinden muhalefete Yahudi mason yaftası yapıştırmak"
(@m_emin_kurnaz)




Bağımsız Kürdistan'a bir destek de ISRAEL Adalet Bakanı  Ayelet Shaked'den.

Bu kadın siyasetçiye daha önce İsrail-3 (Seçkiler) yazımda da yer vermiştim. Filistinli annelerin ve çocuklarının ölümünü talihsiz bir durum olarak görmediğini, bilakis annelerin "küçük yılanlar" doğurduğu için öldürülmeleri gerektiğini söyleyen,   Filistin halkına topyekün savaş ilan edilmesini isteyen birisi.

Ara ara inanılmaz açıklamaları ile haber olan bu genç güzel kadın, "Kurulacak Bağımsız Kürdistan'ı ülkemizin desteklemesi gerekir" benzeri açıklamalar yaptı geçen günlerde. Zaten İsrail'in Kürt özgürleşme hareketine destekleri malum.   "Kürtler IŞİD'i yenme konusunda en ciddi taraf. Kürtleri devletsiz en büyük ulus yapan adaletsizliği düzeltecek adımlar atmalıyız.  Mükemmel bir demokrasileri var. Üstelik kadınlara da eşit davranıyorlar..."   gibi şizofrenik laflar.   (bakınız)


                    Bir adalet bakanı olarak  "adalet"  üzerine konuşulacaksa;  kendi ülkesinin topraklarını gasp ettiği  (onlar "satın aldık" diyorlar)  Filistinlilerin devlet kurma hakkı üzerine düşünceleri nedir ne değildir acaba?   Tek/İki devletli çözüm?   İşgal altında tutulan Batı Şeria'da durmadan genişlettikleri Yahudi yerleşim yerleri ve aşırı radikal gruplarının sebep olduğu vahşetlerle ilgili ne der?
"Bazı üst düzey İsrailli kurmay subayların Kürt ordusunun kurulmasını ve eğitimini yönlendirdiği"  dile getirilmekte. Peki bu kişiler PKK terör örgütü ile ne kadar temastalar?   "Uğruna ne canlara kıyılan, çocukların bile terörist ilan edildiği, Yahudi inancı ve değerlerini takas ettikleri idealleri Siyonizm'in bölgede ve dünyada sebep olduğu adaletsizlik, döktüğü insan kanıyla ilgili sorular saklı kalsın.
"Kadınlar bir çiçektir"  değerli okurlar. Gördüğünüz gibi dünyanın daha güzel bir yer olması için politik doğrucular ve feministlerin de savunduğu gibi,  kadın siyasetçilerin sayısı artmalı!  :P




"IŞİD saldırıları yüzünden, son on yılın en büyük Yahudi göçü gerçekleşti İsrail'e" deniyor. En fazla göç edenlerse  (şaşırtıcı değil)  Fransız Yahudileri olmuş.

Bu arada İsrail Savunma Bakanı  Moshe Ya'alon:
"İsrail'in baş düşmanı İran'dır. İran ve IŞİD arasında tercih yapmam istense IŞİD'i seçerim.   IŞİD,  İran'dan iyi"   demiş.

"Suudi Arabistan,  Birleşik Arap Emirlikleri (BAE),  Kuveyt ve bu gruptaki diğerleri ile İsrail arasında büyük ölçüde ortak noktalar bulunduğunu;
 İran,  Müslüman Kardeşler ve uluslararası cihat güçlerinin ortak düşmanları olduğunu"  anlatmış.    "Türkiye IŞİD'e destek veriyor"  demeyi de ihmal etmemiş.   "IŞİD uzun süre Türk parasıyla finanse edildi"  vesaire.

Tek ses tek nefes!  Tek bir ağızdan borazancıbaşılık yapan ne çok?
Aslında bir taraftan da teşekkür etmemiz gerekir.  Bize liderlerimizin çapını ve realitesini görme fırsatı sunuyorlar.







Türkiye ve İsrail'in anlaşma maddeleri şöyle listeleniyor:
  1. Mavi Marmara için tazminat   (20 milyon dolar, ölenlerin yakınlarına ait bir fona devredilecek deniyor)
  2. Türkiye ve İsrail ilişkileri normalleşecek, geri çekilen büyükelçiler yeniden gönderilecek.
  3. Türkiye, baskını gerçekleştiren İsrail askerlerine açtığı davalardan vazgeçecek.
  4. Hamas'ın Türkiye'deki aktiviteleri sınırlandırılacak,  Salih El Aruri gibi bazı önemli isimleri sınırdışı edilecek.
  5. Türkiye, İsrail'den gaz almayı ve Avrupa'ya İsrail gazının taşınması için boru hattı inşasını kabul edecek.



Kişisel Görüşüm:   Bu blog'da şahsi görüşlerime nadiren yer veriyorum. Gerçek hayatta da kendini kolay açabilen biri değilimdir. İnsanları zaman zaman deneyen bir kişi olarak, bazen kendi düşüncemin tam tersini savunarak konuya ani ve gıcık girişler yaptığım da olabiliyor.
Şimdi bu konuya dönersek:

                    Biz neden İsrail ile önce bir anda zıtlaştık ve perde önünde küstük,  sonra bir anda her şeyi unuttuk ve o dakka İran'la kötü olduk?
Neden önce İsrail,  sonra İran ile kavga ettik ya da küsmüş gibi yaptık?   Neden adı  Yavuz Sultan Selim Köprüsü?
Geçmişin ayak izleri üzerinde yürüyerek mi geleceği  "fethedeceğiz"?   “Liyakat ve zekâya kıymet vermeden, bundan nasiplenmeyi bir kaide haline getirmeden imparatorluk 'hayali' kuran bir takım adamlar var”   diyordu  Erdem Abaka  bir tvitinde.  Az bi düşünün.




Meselesi ve vaadi olmayan bir yapılanmaya doğru evrilmeye başladı iktidar partisi. Sürekli onunla-bununla-şununla didişerek veya didişme görüntüsü vererek mağduriyet yaratma çabasında.   Hali hazırda mevcut olan ve kapı eşiğinde bekleyen ağır ülke sorunlarının  "Kasımpaşa modeli bir başkanlık sistemi"  ile aşılabileceği teorisi,  uluslarası dizayndaki zavallı halimize ayna tutuyor.

"Özgüvenimizi fena halde kaybettik"  diyor kimisi.
Özgüvenimizi biraz da   MAVİ MARMARA   gibi olaylarda kaybetmedik mi?   Çok çabuk öldürülebildik,   aniden affedebildik...   (Yazık)

Türkiye-Israel görüşmeleri önümüzdeki günlerde devam edecek.  Ortaya koyulan anlaşma maddeleri yıkılıyor,  ancak özellikle yukarıda 3. maddede listelediğim;  haddinibilmezlik ve acizliğin bileşkesi olarak ışıldamakta.
(3. Madde:  Türkiye, baskını gerçekleştiren İsrail askerlerine açtığı davalardan vazgeçecek.)     Yani?

          Yanisi:
          Furkanlar öldükleri ile kaldılar.
          Etinden sütünden kanından fazlasıyla istifade edildiler.
          Meydanlarda kalabalıklara karşı oy deposu oldular.
          Üstüne  "terörist"  ilan edildiler İsrail tarafından,  onları öldürenler de "kahraman".
         Gazze ablukası elbet kalkmayacak. Belki anlaşma sonrası kısa dönem göstermelik gevşeme olabilir o kadar.
         Varsa yoksa  "Başkanlık"  konuşursun sen artık,  sihirli değnekli kurtarıcı imiş gibi.


Hiçbir siyasi partiye genel seçimlerde oy vermeyen biriyim, ancak TR siyasetini kendimce takip etmeye çalışıyorum. Görüp gözlemlediğim herşey, bu toplumun ne kadar imansız,  imanın sadece suretini verip kendisine asla sahip olmayan insanlarla dolu olduğu sonucuna çıkıyor. İnsanları hedef göstermek, kendi gölgesinden bile korkmak, sürekli hainler aramak, hain bulamıyorsan hain/hainlik yaratmak, 'çapsız olmak' ama kendi bokunda muhteşem cevherler görmek...  İşte siyasi ahalinin ruh hali.

Çeşitli yorum ve alıntılarla,  elden geldiğince bu İsrail ve Mavi Marmara çarkını unutturmamak adına derledim bu yazıyı.
Toplumumuz için dua edecek gücü bulamıyorum artık. Hatalar üst üste gidiyor.  Ne olacaksa olacak.

Yazıda  "AKP'li troller suskun!"  dedim ama,  aslında AKTroller suskun değil.  Gazze ablukasını kaldıran lider!  diye paylaşım yapıp haber sitelerinde haber (?) yapıyorlar.
"Yalakalıktan delirmek"  ne güzel şey anne!



Son söz:    Koyu milliyetçiliği besleyen damarlara iyi bakmak gerekir.
Bazı çevrelerin gazıyla mezhepçiliğe, saldırgan ayrımcı söylemlere, İran'a efelenmeye gitmek ne kadar doğru?
Yaklaşan ve hatta yavaştan başladığı söylenen Suud-İran savaşında  "kraldan çok kralcı"  olmasak bari.

İsrail ve İran:   Orta Doğu'daki bu iki ülkenin birisi ile zıtlaşma dahi ciddi riskler taşırken;  hele de ikisi ile peş peşe gerginlik yaşamak  tam rezalet!
Hiç  "değerli yalnızlık",  "yeni Osmanlıcılık"  gibi afilli tanımsız ifadelerin arkasına saklanmayın.

Bir de yalan uydurma haber ve resimlerle son zamanlarda çok fazla  "İran'da öldürülen Kürt şair, Kürt lider, asılan Sünni alimler..."  haberleri dönmeye başladı.  Yalan haberlere itibar etmeyiniz.



Sayın Erdoğan;  "İnşallah biz en kısa zamanda Şam'a gidecek,  Selahaddin Eyyubi'nin kabri başında  Fatiha okuyacak,
Emevi Camisi'nde namazımızı kılacağız"
  demişti  2012 Eylül'ünde.
Buna bir de  Ahmet Davutoğlu'nun  "(Başkent olacak)  Kudüs'te namaz" vizyonunu ekleyin  (2010).

Bir yorumcu  "İran, atom bombasına dur dedi. Ortadoğu'nun selameti için bunu İsrail'den de bekliyoruz!!"   demiş.
Buraya bir gülücük işareti koyalım   : )


              EDIT:   "İsrail'de saldırı düzenledikleri gerekçesiyle öldürülen ve cesetleri iade edilmeyen Filistinlilerin ailelerini ziyaret eden üç Arap kökenli İsrail milletvekilinin meclis oturumlarına katılımı geçici olarak yasaklandı"   diyor bugünki bir haberde.

Adamlar ölüleri ziyarete dahi tahammül edemiyor,  bizim coğrafyaya gelince  "adalet,  özgürlük,  haklı mücadele"...
Yorum sizin.

Gündem,  Davutoğlu,  DTP/BDP,  kan,  Fethullah,  internet,

10 Ocak 2016 Pazar

 Can Dündar,  Ertuğrul Özkök,  Hasan Cemal,  Ahmet Hakan,  Hilal Kaplan...

Tekrar merhaba.  Geçenlerde “GAZETECİLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR?”  diye sormuştum,  o yazıya yeni örnekler vererek devam edeyim.

-Can DÜNDAR'ın tutuklanması ve seküler kesim-
27 Kasım 2015 Cuma günü, Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni  Can Dündar  ve gazetenin Ankara temsilcisi Erdem Gül tutuklandı (MİT tırlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafların yayınlanması gerekçesiyle başlatılan soruşturma kapsamında).   Elbette, insanların bu kadar "yalaka" bu kadar "ilkesiz" olduğu bir toplumda ve onun medyasında, anında "Vatan haini!" gibi hakaretlerle bu gelişmeyi duyuranlar oldu.   ("Can Dündar ve Erdem Gül gazetecilikten değil vatana ihanetten tutuklandı!"   gibi ifadeler...)

Bendeniz,  iktidarların aldığı %49 oy oranlarına güvenip gazetecileri "haber yapma" sebebiyle hapse yollamalarına elbette karşıyım.   Ancak... Evet  ancak,  "gazeteci"  kimliğinde şu tarz işler yapan birisi için üzülmem mümkün değil:


5 Haziran 2015 HDP Diyarbakır mitinginde bombalı saldırı gerçekleştiğinde,  insanlar ölüp de daha kanları yerdeyken Twitter'da halaya durup oy avcılığına soyunan bir insan idi kendisi.   "İnsanların kanı üzerinden el ovuşturan çakallar! Bu mu gazetecilik?"   demiştim o gün.   Siyasetiniz batsın!
(Link:  https://twitter.com/candundaradasi/status/606852972484673538)


Can Dündar'ın özellikle son zamanlarda HDP ve The Cemaat'e verdiği destek malum.   "HDP'yi destekliyor oluşu" kendisi için çok önemli olan kişi ve taraflar,  Cemaat ile dirsek temasında olanlar, bu tutuklanmaya sosyal medyada büyük tepki verdiler. Suni, balon gibi tepkiler... Ne basın özgürlüğü ne haber yapma hakkı zerre kadar umrunda olmayan, etnikçi-milliyetçi-cemaatçi kaygılar...   Bunları bir Facebook paylaşımımda dile getirdiğimde, HDP destekçisi "Halkımız cahil!"ci modern bir genç kadın bana verdi veriştirdi. (Zehirli laflarından sonra hemen Facebook listesinden silmeyi de ihmal etmedi.)   Ben de şöyle yorumladım:

"Gazeteci" diye tutuklandıklarında ortalığı velveleye kattığınız insanlar  "etnikçi".  Ve tam da böyle olduğu için sizin desteğinizi alıyor. Yalanlarınızda güvenli sularda yüzmeye devam. İnsanların kanına girecek kadar gözü dönmüş olanlar ve o sularda halaya durmuşların dilinde nezaket, hele "konformizm" filan çok "politik doğrucu" kaçmış. Bu arada sizin kadar elitist ve etnikçi olmayanlara "izole" demeniz de ayrıca kendinize ayna tutuyor.



Can Dündar  üzerine çeşitli  Gündem yorumları:
Kamuoyu vicdanında mahkum olması gereken kişileri yanlış yargı kararlarıyla mahkum ederek onlardan kahraman yaratılmasına sebep oluyorsunuz.
(@beybinn)

Can Dündar,  Cemaat'in iktidar savaşının vasat Kemalist kamikazesi. Sanırım Cemaat AKP'yi devirecek, kahraman olacağım diye düşündü. Olmadı. Cemaat savcılarını dahi sollayarak TIR'ları IŞİD'e bağladı. "Cesur gazeteci" sayılmasına yetmeyecek kadar dandik  1kara propagandanın kurbanı.
Bu vakada üzerinde kafa yormak gereken şey,  Kemalist 'romantik isyankarı' Cemaat kamikazeliğine sürükleyen karanlıktır.  Bir Beyaz Türk dramı  :/
(@hbk)

Can Dündar;  "Atatürk'ü AKM çatısında Gezi olaylarını izlerken gördüm" diyebilecek kadar meczup biridir. Bence ceza ehliyeti yok :)  Dündar'ın gezi olaylarında Atatürk'ü AKM çatısında gördüğü o tviti:
https://twitter.com/FSEVGILI/status/669964101846753280

"İnsanın yüzüne tüküren şeye aşk denir"  cümlesini kurabilen ortalama bir İtalyan twitter kullanıcısı,  Can Dündar'dan daha fazla  "yazar"dır. Türkiye'nin gelmiş geçmiş belki de en kariyerist (ve son 2-3 yıl hariç en dengeci) gazetecisi Can Dündar'ın tutuklanmasına biraz şaşırdım.
Bir Can Dündar hayranına ne kadar mesafeliysem,  "oh oldu iyi ki tutuklandı" diyene de o kadar mesafeliyim.
Reşat ÇALIŞLAR


Doğu Perinçek:  «Dündar'ın tutuklanması büyük akılsızlık ama... Cumhuriyet de adeta karşı-Cumhuriyet oldu.  Açıkça cemaatle yakın bağ kurdular,  HDP ve PKK'ye yaklaştılar.»

Can Dündar gibi gazeteci kılıflı casuslardan "kahraman, özgürlük neferi" yaratma çabası da yakında söner.  Öyle bir algı var ki sanki gazeteci, avukat, akademisyen gibi meslekleri icra edenler suç işlemez!  Öz itibariyle bu algı, elitist bir algıdır. Yani suçu sadece "esnaf, çiftçi, işçi, işsiz, köylü vs işler" algısı yaratılıyor.  Suçlu olma ihtimalini kendilerine yakıştıramıyorlar.
(Hrant Enveryan,  bkz)





. -Ertuğrul ÖZKÖK  ve  Hürriyet'in HDP çarkı-
2015 seçimleri öncesi HDP, Selahattin Demirtaş ve genel olarak "etnikçilik"  desteğini esirgemeyen Doğan grubu ve Hürriyet'in, açık-gizli daimi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün kaleminden çıkan yazı:

      «Bizi fena aldattın Selo, fena yaktın içimizi. Zorda bıraktın sana güvenip oy veren milyonları... Umutlanmıştık... İnanmıştık... Sana “hain” demiyoruz... Ama bil ki ihanete uğradık... İnanmıştık çünkü... Umutlanmıştık. İnanmıştık, Türkiye'nin partisi olduğuna...»
(Ertuğrul Özkök - 27 aralık 2015 tarihli Hürriyet yazısı  link)

"Gelin itiraf edelim" konseptinin büyük üstadı Ertuğrul ÖZKÖK efendinin en yeni   (yeni-yine-yeniden)   iki cümlelik günah çıkarması!   Nasılsa seküler kesimde de aynı dinciler gibi bir özeleştiri kültürü yok, ne güzel valla... Etnikçiliğe ver gazı ver gazı... İnsanlar ölsün/öldürülsün,  sen kıytırık bir günah çıkartma,  araya "hain"  lafını sokuşturma ve işlem tamam :)


Dostlar alışverişte görsün itirafı bu, yani "işlevsel". Günah işlememek değil de, günahı (üstelik hafife alarak) itiraf etmek erdem sayılınca olacağı budur.
Kaçıncı örnek bu?

Hayata Dönüş Operasyonu  (Hürriyet: "Devlet Girdi" / Milliyet: "Sahte Oruç   Kanlı İftar"),  28 Şubat,  Ahmet Kaya hedef gösterme ("Vay Şerefsiz"),  Hrant Dink hedef gösterme...   Kürt siyasi hareketinin başında barışçıl insanlar varken onları silikleştirmeye çalışma, Kürt partileri kapatıldığında halaya durma, Uludere/Roboski... Sonrasında Kürt siyasi hareketinin başına şahinler ve iyi paketlenmiş, PR'ı iyi yapılmış bir Demirtaş geçtiğinde, Suriye ve Ortadoğu'da Kürtler için yeni dengeler oluşurken 'bir anda' Kürt hareketine destek kararı alıp etnikçilik gazını veriverme!
Yap-et, sonra "hata ettik vesaire" laf çevirmece ve aynı yerden berdevam :)


Fatih PORTAKAL:   Vasat, boyundan büyük hırslar sahibi ve goygoycu tiplerin halkımızca daha çok sevilmesinin basındaki örneklerinden biri.  Nereye gitsem Fox'tan bir Portakal, her ev ziyaretinde bir Güldür Güldür bilmemne... Beni gıcık etmek için gizli ittifak mı kurdular nedir?

Gerçekten kendimi bildim bileli televizyonla arama büyük mesafeler koymuşumdur. Hele sabah kalkar kalkmaz illaki (yani mutlaka) hemen televizyonu/radyoyu açan, gevrek gevrek saatlerce magazin programı izleyip full dedikodu ve boş muhabbetler yapan tiplere özel bir yabancılaşmam vardır. Çoğu durumda yalnızlığı tercih etmemde bunların etkisi tartışılmaz.

Aşağıda, seçim öncesi "Barış-Kardeşlik-Demokrasi" sözcüsü olarak sundukları Selocan'a, seçim sonrası "hendekler" ve silahlar patladığında muhteremin ettiği laflar:




Ahmet HAKAN:   Keşke hep o beyaz çoraplı ama gazeteci ruhunu koruma titizliğinde kalsaydı; ama Kanal 7 ona dar geldi. Doğan Grubu'na geçti  ve kariyerinde yeni bir sayfa açtı.

Hürriyet, CNN Türk ve Doğan Medya olarak seçim öncesi HDP'ye, ve Selahattin Demirtaş özelinde Kürt siyasetine  "boyalı basın"  tarihinde görülmemiş destek verdiler.
Destekledikleri HDP barajı aştığında bunların olacağını bilmiyor muydu Ahmet Hakan? Bal gibi biliyordu. Şimdi aklınca ayar veriyor. Ve Demirtaş'ı bozuk para gibi harcama yarışında o da yerini alıyor.

(Resim üzerine tıklayarak görseli büyütebilirsiniz.)





.
-Hasan KARAKAYA  ve  Çöplük-
Yeni Akit adlı, "gazete" olduğu söylenen nefret bülteninin genel yayın yönetmeni imiş kendisi. Ölümünün ardından CumhurBaşkanı Erdoğan dahil, üst ekabir tarafından övgü sellerine mazhar oldu. Evet, bu da oldu yani... "Irkçı sağcılar"ın övgülere doyamadığı,  tımarhaneden hallice bir ülke burası.
Önüne gelene "Orospu çocuğu!" diyen, başörtülü öğrencilere "fahişe" yakıştırması yapan bir adam bu.  "Pezevenk, köpek, kaltak"  gırla gidiyor yazılarında...

Kendisinden birebir alıntı:
Aslında,  “köpek”leri çok severim... Çünkü,  “sadık”tırlar... Çünkü,  “yal” yedikleri kaba,  asla sıçmazlar!
Bu da son yazılarından birisi,  29 Aralık 2015 tarihli:
Sonra da, utanmadan; “Ben Kürdüm” diyeceksin!.. Hasss!.. Hadi ordan!..

Ağzından bal damlıyormuş mübareğin!
Böyle adamların köşeleri kaptığı, okurları, milleti yönlendirdiği, durmadan nefret tohumları serpiştirdiği, üstüne bir de övgülere mazhar olduğu bir ülkede ciddi bir kalite ve insanlık sorunu var demektir. Başarısızlık ve tökezlemeler tam da bu noksandan kaynaklanıyor olabilir.

Ve  ŞOK  gelişme!
Katar Merkezli El Cezire tv kanalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın heyeti içinde Umre'ye giden Türk gazeteci Hasan Karakaya'nın "Aşırı doz Viagraya bağlı olarak Medine'de kalp krizi geçirip hayatını kaybettiğini"  duyurdu.
Olaya gel!
Umre ziyaretinde VİAGRA aldığı için öldüğü ortaya çıkınca, onu kollayıp kullanan iktidar bu haberi de PARALEL'e bağladı ya, tam rezalet!
«Ünlü alkolik tiyatrocu (...) öldü»  diye vermişti  Levent Kırca'nın ölüm haberini Akit. Biz de desek mi şimdi, "Ünlü gazeteci sapık çıktı, Viagra'dan geberdi!"

"İşte ağzı bok çuvalı gibi olan bir adamdı, küfür ede ede geberdi. Son nefesinde de kelime-i şehadet yerine muhtemelen yine küfürler etmiştir. Böyle bir insana Allah rahmet etsin denmez, dense dense toprağı bol olsun denir."
(Hasan Karakaya'nın ölümü ardından bir okur yorumu)


Aşağıdaki resimde:
Irak'da Müslüman kesen Oğul Bush ve dönemin İngiltere Başbakanı Blair ile aynı kareye girmeye çalışan Müslüman adamlar... Ok işaretli olan, Müslüman Akit Başyazarı Hasan Karakaya. Irak işgali sonrası Bush ve ABD'ye söven bu kişinin, sonraki sene Bush'un ziyareti sırasındaki tavırları... Nazlı ILICAK da objektifte! (Hasan Cemal örneğinde dediğim gibi,  her devrin insanlarından sakınınız!)




.
-Hilal KAPLAN  ve  İsrail çarkı-
Nasip olursa ilerleyen günlerde yazacağım "İsrail ve Mavi Marmara Çarkı"  yazımda da kullanacağım, ancak burada da bulunsun bu foto derleme.   Solda, Mavi Marmara saldırısı sonrası İsrail'i boykot edelim gazıyla "alınmayacak" markaları listeleyen Hilal, sağda ise son gelişmler sonrası "İsrail ile teması süren bir Türkiye, Filistin davasına daha aktif hizmet edebilir"  diyen Hilal. Dönekliğin ve ilkesizliğin böylesine   "Yav he he!"  deyip geçelim.

("Kişi karşısındakini kendi gibi bilirmiş" ilkesi gereği; bu hanımın, Twitter'da görüşleri hoşuna gitmeyen herkesi "troll" olarak niteleyip en temel üslup ve iletişim bilgisinden yoksun bir dil ile cevaplar yapıştırma yarışında olduğunu da ekleyeyim burada. Arada  "ahlak" dersleri vermeye de çalışıyor.)


Bir de bu var mesela:

Barış görüşmeleri sürecinde "Türkiye'nin adının değişmesini konuşabiliriz artık"  da dedi, neler neler dedi... "Fethullah Hocaefendi ve Cemaat bu ülkenin başına gelmiş en iyi şeydir!" diye yazıp Twitter'da veryansın ona buna saldıran bir zattı,  15 Temmuz sonrası "Fetöcü!" diye ifşa ettiği firmalardan kendisine danışmanlık ücreti ödenmeye başlamasının ardından sosyal medyada linci durdurduğu ortaya çıktı...  Mütemadiyen Cumhurbaşkanı uçağında boy gösterdi.

Ülkede gazeteciliğin geldiği seviye göz yaşartıcı. Farklı siyasi çevrelerin neredeyse hepsinde aynı seviye kendini şart koşuyor.  Ve bunlardan medet umuluyor.



.
-Hasan CEMAL  ve  değişen dengeler-


~DUYDUNUZ MU, PAŞA TORUNU HASAN CEMAL "barış" İSTİYORMUŞ! HANİ ŞU KANDİL'E GİDİP: "sakın silah bırakmayın, erdoğan sizi kandırıyor" DİYEN HASAN CEMAL!... BEN YENİ YILI BEKLEMEDEN BİR YAŞIMA DAA GİRDİM HAYIRLISIYNAN, ŞÜKÜRLER OLSUN...~
(Ali Sedat Çetinkoz)

.

"Bir zamanlar cumhuriyetçi, bir zamanlar liberal, şimdinin azılı Kürt milliyetçisi"   Hasan CEMAL;   İttihat ve Terakki  Partisinin en önemli şahsiyetlerinden  Cemal Paşa'nın  torunu.   Cemal Paşa  için:

«I. Dünya Savaşı'nda Filistin Cephesi'nin komutanı olarak görev yaptı. Osmanlı Devleti'nin savaştaki yenilgisinin birinci dereceden sorumlularından kabul edilmiştir»   diyor Vikipedi. Ayrıca kendisi Ermeni soykırımı, Rumların sürülmesi gibi çoğu mevzunun da planlayıcılarından olarak karşımıza çıkar. Araplar arasında "kasap, kan dökücü  (seffah)"  olarak nam salmış bir paşadır. Suriye, Filistin ve Lübnan topraklarından pek çok Arap aileyi sürdüğü söylenir. Velhasıl, Arapların Osmanlı'dan ve Türklerden nefret etmesi için elinden geleni ardına koymamış.

David Fromkin'in "Barışa son veren barış  (A Peace to End All Peace)" kitabında; Osmanlı içten yıkıldıktan sonra İstanbul ve Çanakkale'yi Ruslara vermeyi kabul ettiği, karşılığında istediği toprakların Suriye, Mezopotamya, Ermenistan, Kilikya ve Kürdistan özerk bölgeleri olduğu yazar. Taşnak Cemiyeti aracılığıyla diğer İttihat ve Terakki liderlerinden gizleyerek ilettiği bu önerileri, Suriye ve Kilikya'dan vazgeçmeyen Fransa tarafından reddedilmiş.

          Bu topraklarda bazı ulvi görevler babadan oğula devreder. 100 küsür sene önce dedesi baş rolde olup coğrafyayı kanlı bir kadere iten bazı soyadlar, bugün aynı coğrafyada torunlar ile mikserlik işinde... Tabi ki kişilerin özgür düşünceleri, değerlendirmeleri olabilir. Ancak burada bir görüş değil, bir fitne fücur durumu var.  Nasıl oluyor da AK Parti ve Erdoğan'ın yükselişini bu kadar desteklemiş bir insan, barış görüşmeleri başladıktan kısa zaman sonra bir anda azılı Erdoğan karşıtı olmakla kalmıyor, bir de "Kandil silah bırakmamalı"  imiş!... Sahi,  saygınlar ne kadar saygın?




Yiğit BULUT,   Ayşe HÜR,   Ahmet ŞIK  vesaire......
Kendisi de bir zamanlar gazeteci olan nam-ı diğer "Jöleli" (ulusalcıların ünlü ekonomi yazarı idi bir zamanlar), şimdinin Cumhurbaşkanı Danışmanı  Yiğit BULUT;  Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun bir dönemki danışmanı gazeteci Etyen Mahçupyan'a vermiş veriştirmiş... Dolmuş taşmış dilinde hakaretler! Ne beslemelik bırakmış  ne utanma duygusu  ne ajanlık...

İnsanların görüşleri, inançları, dünya görüşleri değişebilir. Ama tüm bunların değişmesinden bile daha zordur öz karakter ve tavırlarının değişmesi... Mesela "mübalağa / abartı" damarı çok aşırı olan galeyancı birisi;   ulusalcı iken de abartılıdır,  İslamcı iken de...
İşte  Yiğit Bulut  tam da böyle birisi.
"Bir tat bir doku" olarak varlarsa renk katarlar; ancak akıl vermeye başlayınca adam anında Başkanlık sistemine olumlu bakabilecek pek çok insanı tek hamlede soğuttu. Haksızlık yapmamak adına yaptığı konuşmasını dinleyeyim dedim,  "BİZİM BİNLERCE YILLIK DEMOKRASİ YÜRÜYÜŞÜMÜZ"  filan diyormuş yahu!
bakınız:  YouTube Video

.

Ayşe HÜR:  Kürt'ten çok Kürt,  ayrılıkçıdan daha ayrılıkçı,  EN Türk düşmanlarından ama aynı zamanda en ırkçılık ve ayrımcılık karşıtı  (artık nasılsa),  her şeyi o bilir,  fitne-fesat pompalama uzmanı ama elleri tertemiz,  kariyer manyaklığında son nokta ultra-hesapçı bir şahıs.  Hendek müdahalesi zamanı Twitter'daki denk geldiği Kürtlere tek tek saydırıyordu,  siz neden bu mücadeleye katılmıyorsunuz, eziksiniz, yıkıksınız, asla bi devletiniz olmayacak iğnelemeleri vesaire...  Ondan sonra bunlar gelir öldürülen Berkinler ve çocuklar için ağıt yakarlar sosyal medyalamalarda...  Barış derler. Maksat çocuklar ölsün, bunların kariyerleri yükselsin, haber kanallarında görünürlükleri artsın... Amberin Zaman da aynı kafa...  Ülkedeki  (sözde AKP karşıtı olduğunu söyleyen)  kısmen seküler tayfa bunlara  "gazeteci"  diye yüksek tolerans tanımaya devam ettikçe bu saçmalıklar düzelmez.

Rus uçağı düşürülünce bir anda Putin ve Russever olan değişik muhalefetimizden Ayşe HÜR'ün kıtırlarını derlemiş bir Twitter kullanıcısı. Arzu eden bakabilir. Benim çelişki ve/veya yüzsüzlük kotam fazlasıyla dolduğu için,  okurların kendi takdirine sunuyorum.
Link:  twitter.com/OmericoVespucci/status/669233257372872705



Bu da değişik bir kafa:

Gazeteciler iyice troll'e bağlamışken:










Yanda Cemile BAYRAKTAR'ın 2010 senesinden bir tviti.

"Barış süreci" dedikleri dönemde Yıldıray Oğur, Hilal Bayrak gibi onlarcasının böyle tvitleri oldu. Şimdi  "Çocuklar ölmesin!"  diyeni terörist ilan ediyorlar. Çelişki ve iki yüzlülüğe gel!

Varlığını/gazeteciliğini, sadece bulunduğu tarafın/iktidarın gerçeklerini haklı çıkarmaya adayanların savaşı ve "emre amade"  troller bunlar.

Müzmin gazeteciler ise iktidarın ak dediğine kara demeyi bir halt zannettiği için güvenilirliğini yitirdi.
Makul bir ülkede yaşasaydık Yozdil'in kitapları 1 milyon satmaz,  Celal Şengör Habertürk'e çık(a)maz,  Sözcü diye bir gazete  500bin satmazdı...
Akit sokaktaki lümpen İslamcıya hitap ediyor / Sözcü,Gündem,Taraf,Birgün'ün sol/ulusalcı/yurtsever "modern lümpenlere"  hitap etmesi gibi.
(@sefasr)


Haa bir de şu olay vardı:

Ara GÜLER, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve konutunu resimledi diye patlayan, nefret kusan gazeteciler oldu.

(Ben de Naim Dilmener ile bu konu yüzünden tartışma içerisine girdim, ki kendisi değer verdiğim biridir.
Maalesef siyaset insanları ne kadar körleştiriyor.)

Cumhuriyet gazetesinin manşetini paylaşıyorum resimde.
Ara Güler  "Sizin gibi serserileri mi çekicem, onlar ne kadar gazetecidir ki? Gazetecilik oynuyorlar"  gibi ifadeler kullandı bu manşete karşı... Ara Güler'in, Ak Parti ve Erdoğan'ı onaylamak değil, sadece mesleğini/işini yapma derdinde olduğunu dahi anla(ya)mıyorlar.

Hey siz, gazeteciler! Neden sadece mesleğinizi yapmıyor da sürekli trollük yapıyorsunuz?




burası Türkiye,  Cananlar,  hukuk,  internet,  ReşatÇ,  savaş,