6 Haziran 2023 Salı

 2023  Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimi


Seçim bitti, seçim tartışmaları bitmedi. Hep aynı terane!
Cahil halk, eğitim şart, makarna bulgur, hırsız, Aziz Nesin, ve bilimum çorba. Akıl sağlığımız ve zekamız, ikisinden en az biri tehlikede.

1990'ların sonunda yorum yazdığım bir internet sitesinde (*) demiştim ki  "Eğer laikliği savunan kesim,  kültürel altyapı dahil  iyi bir hazırlık yaparsa,  20 ila 25 yıl sonra iktidarı geri alabilir."

O gün alay edenler, hakaret edenler, "25 sene haaa? hahhhhaaahhha! En fazla gelecek seçimde gidecekler. O zamana kadar kapatılmazlarsa tabii puhahhhaaaaaa"  diye dalga geçenler...

Üzerinden 25 sene geçti.  Utanmışlar mıdır acaba biraz?

Tabii ki hayır.  Utanma duygusu olmayan; havaya karaya herkese söverek zaman dolduran, ruhen aylak ve çok mutlu bir kesim. Zamanlarını sürekli yıpratıcı eleştiri yapıp insanın yaşam enerjisini törpüleyerek geçiriyorlar.  Seçim hakkına ve tercihlere saygıları yok. Ama aynı zamanda seçimden medet umup değişim de bekleyebiliyorlar,  ki oldukça ilginç bence.  Sosyal medya ise topluca delirdikleri mekan oluyor. Hayal dünyasında yaşarken; sürekli aklın ve bilimin yolunda gidiyorlar,  kendilerince.

O kadar berbat tespitleri var ve o kadar okuyamıyorlar ki hayatı, seçim dönemini! Doğrularının mutlaklığına o kadar iman etmişler ki  İLETİŞİM İMKANSIZ!

Sosyal medya gibi büyük bir etkileşim deryasında / fırsatında dahi sadece kendi görüşünde olanları takip edip, birbirlerini her seçim öncesi coşkuyla gaza getirip, sonrasında  "oylar çalındı, Aziz Nesin, makarna-ekmek-bulgur..."  Ve Kapanış.  Sonra yine sosyal medyada nefret bombardımanına ve normal hayat akışına dönüş.

Birbirlerini doldurup doldurup, safları sıklaştırma oyunu oynuyorlar sosyal medyada. Ve tüm bunları yaparken, sürekli en iyi yaptıkları şeyi yineliyorlar:  "Kutuplaştırmak".

Sadece kendi kendilerini, ve belki belli bir çevreden servis edilen AKP'li görünümü verilmiş dejenerasyon hesaplarını takip ettiklerinden; zihinsel bir donuklaşma içerisindeler ve kapalı cemaatlere döndüklerinin farkında değiller. Manipülasyon amaçlı açılmış haber siteleri ve yalan haber yayan kullanıcıların tuzaklarına balıklama atladıklarının farkında değiller. Anlatıldığında da anlamıyorlar.  Yalan haber bu  diyorsun;  "Olsun ne fark eder, sanki böyle şeyler olmuyor mu!"  diyor ve paylaşmaya devam ediyor.  İletişime devam etmeye gerek yok;  zaten dinlemiyorlar,  dinlemeyi bilmiyorlar.


YALAN HABER  Enflasyonu
Türkiye genel olarak insanların düşünmekten ölesiye korktuğu bir iklimde.  Seçim sebebiyle bir kez daha deneyimledim bunu.
Sosyal medyaya baktığımızda devasa sayıda kullanıcı arasında  (parmakla sayılacaklar hariç)  aynı vasatlık ve kopyala-yapıştırlık halleri,  türlü sazan avlarına gönüllü düşmeler ve yalan habere ilgi eğilimi farklı taraflarda bol bol mevcut. Aslında birbirine ikiz kardeş kadar benzeyen iki kitle var ortada. Ne var ki  bir tanesi kendisini (ne sebepten olduğu bilinmez)  daha ahlâklı, daha üstün, daha doğru, daha iyicil ilan etmiş. Sürekli karşı tarafı aşağılayıp duruyor, sanki kendisi ötekilerden farklı ve daha iyi imiş kabulüyle.

Türkiye'de baskılardan şikayet eden muhalif kesim özgürlükçü değil, aksine baskıcı. Üstelik kendilerini yarı-Tanrı gibi görebilecek derecede yüksek kibirde olduklarından, ahlâksızlığı hep karşıya yontmaktalar.  Gözünün içine baka baka yalan söyleyenlere bir tepkileri yok,  yeter ki duymak istediklerini söyle.  "Genel başkan Cumhurbaşkanı adayı olmamalı"  diyen CHP genel başkanını Cumhurbaşkanı adayı olarak desteklemekte bir sakınca görmediler mesela.
   ("Tell me lies,  tell me sweet little lies.")


Gazetecilik
Ülkedeki medyanın canına okudular, AKP de geldi tüy dikti. Utanmazlık norm oldu. "At yalanı skeyim inananı" genel habercilik mottosu. Özellikle sosyal medya, milleti birbirine düşürmek için dezenformasyon cenneti gibi işliyor. "Halkımız cahil!"  diyenler avamdan iyi değil.

İzmir'de meşhur bir okul balo törenini şeriat tehlikesi yüzünden iptal etti diye haber yapıyor Karar gazetesi. Yani 20 senedir yapılabilen geleneksel tören neden bugün iptal edilsin? Hemen başlıyor iman etmiş kitleleri   "Şeriat is loading"  paylaşımları yapmaya... Meğerse okul bir teklif almış Amerika'daki Türk gününe katılım için. Oraya gidileceğinden tören yapılmamış. Ama gerizekalı bir kitle olduğu için kakala gitsin,  bunu da yerler.
(Yediler de.)

Twitter gibi sosyal medya mecralarını haftada iki saat düzenli okuyan delirmemiş birinde AKP sempatisi başlama ihtimali diye bir şey var. Kendisine maddi ve manevi aynada bakmayan ne kadar kişi varsa karşıt gördüğüne yargı dağıtıyor zaten burada.  Muhalif çevrelerse hiç çekilmiyor.



Muhalefet Neden Kazanamadı ve Nasıl Kazanırdı?   (DİL)
Muhalefet çok konuştuğu için kaybetti. Yıllardır her seçim öncesi muhalifler bu yolla kararsızları karşı tarafa itiyor zaten. Zira konuştukça batıyorlar.  Diline hakim olabilse zorlanmadan % 55 oyu aşarak kazanacakken,  dil ve üslupları yüzünden yara aldılar yine.

O kadar çok, o kadar boş ve o kadar çirkin konuştular ve bunu o kadar erken yaptılar ki!  Daha gelmeden adam asmaca yargılamaca oyunu başladı.  Özerklikler dağıtıldı.  Sokaklarda, topluluk içerisinde, halk röportajlarında görüşü sorulduğunda AKP'ye oyunu vereceğini söyleyen insanlara hakaretler yağdırıldı.  Dediğim gibi, dil gönülden taşanı söylermiş.  En ağır eleştirileri sıralarsın yeri gelir karşı tarafa;  ama  "hakir görmek"  de dedikleri insan küçümsemek aradaki hassas ince sınırdır.

Geri, tutucu, faşist bir sol var ortada. Halkı aşağılama, yoksulları aşağılama, göçmenleri aşağılama, depremzedeleri aşağılama... Derken sokak röportajlarında Erdoğan'a oy vereceğini söyleyen kadınlara küfür - hakarete başlayıp bunu gayet normal gören teyzeler... Onlardan bile idol yaratmaya kalktılar. Ne kadar Bakırköy'e sevklik şahıs varsa baştaçları oldu.  Üstelik kendilerini cidden aydın, ilerici, solcu, laik, Atatürkçü ve Türkçü zannetmekteler.  Bir çeşit toplu delirme hali.

Zerre kadar özeleştiri yapmıyor olmaları ise takdire şayan. Bu anlamda dünya rekoruna koşuyorlar. Kaçıncı "Gümbür gümbür geliyoruz, bahar geliyor!"  sonrası hezimet bu? Yani bir kitle hiç mi arada kendini yoklamaz?  Bu kadar da tembel ve bağnazlar.  Ve en başta dediğim gibi,  utanma duyguları çok aşınmış.  Gün boyu karşı tarafa sövmek daha konforlu nasılsa!

«Sol faşistler sadece gettolarında yaşadıkları ve sadece cemaat içi iletişim halinde oldukları için edebsizliklerinin boyutu ve seviyesizlikleri hakkında bilgi sahibi değiller»
diye özetlemiş hallerini bir kullanıcı.  (**)


Ve şöyle devam etmiş:

"Halk Tv, Tele1, KRT, Sözcü gibi kanallar hastalıklı kanallar. Etraflarına inanılmaz bir cahillik saçıyor ve toplumu fanatizme büküyorlar. Lise çağı ideolojik tiplerden bunların bir an önce kurtulması lazım. Bir de yaşlanmış ve adından başka bir şeyi kalmamış kişilerin "merkez" konumu getirmeyeceğinin de görülmesi lazım. Çünkü bir yandan da bu yaşlılar geç kalmış ergenlik belirtilerini fazla etraflarına saçıyorlar."


     "Akılla değil duygularla hareket edince, kaybedilmiş bir seçimin faturasını bile çıkaramıyoruz. Hesap soramıyoruz. Nerede yanlış yapıldı diyemiyoruz. Sloganlar, romantik laflar, mantıksız argümanlar.  Sonuçta birbirini kıran inciten insanlar.  Boş holiganlık"

"Ekmeleddin İhsanoğlu, Sarıgül, KK ne derseniz verdim vallahi. Normalde vermezdim. Bundan sonra vermem. Kusura bakmayın. Dayatma aday olursa sandığa gitmem.  43 yaşındayım,  az biraz bir şeyler okudum,  oyumun artık bana ait olmasını istiyorum."
Emrah Safa Gürkan,  Twitter   (1) (2)



"Muhalefet neden kaybetti?
Bakın bu soruya cevap vermek çok önemli.
Salgın operasyonuna,  yüzde 400 enflasyona maruz kalınmış bir ortamda muhalefet neden kazanamaz?
Cevap belli
Bağımsız değil.  Bir ülkenin muhalefeti bağımsız değilse, o ülkenin bağımsızlığından söz edilebilir mi?"
Burak Turna



       Medyada muhalefetin yürüttüğü kampanya ve takındığı dil, kararsız seçmeni iktidar partisi lehine itti. Bana göre Türkiye'de sol bir akıl hastalığına dönüştü artık.  Gerçi dünyada da durumu iyi değil.  Bunu ilk kez bir İsrail sitesindeki yorumda okumuştum. Tabi biz "vur deyince öldüren" bir toplum olduğumuzdan; bizde daha yaygın delirmeler gözlemleniyor sanki. Kendilerine zarar verecek ve kaybettirecek işlere dört elle sarılmalarını, yalanları çok daha fazla benimsemelerini buna bağlıyorum. Binlerce binler PKK'lıyla, irinli Fetö destekçileriyle, milyonlarca Cumhuriyet düşmanıyla birlikte hareket edip  kendine  Atatürkçü  demek normal olmasa gerek.

Sorsan,  "Erdoğan hele bi gitsin de!"

Özetle:  DELİRDİLER!

15 Temmuz hakkında takındıkları küçümser tavırdan sonra aklıselime geri dönebilmeleri ise mümkün görünmüyor. Yoğun olarak Fetö hesaplarının güdümünde, diğer yarıya "Allahla kandırıyorlar, Aziz Nesin"  filan aynı nakaratla can sıkmaya devam edecekler gibi görünüyor.  2071'e kadar yine böyle eğleşirler artık.

Çapsız liderler ve çapsız örgütler ile at gözlüğü takmış bağnaz yığınlar ülkenin önünü tıkıyor.  Bu şartlar altında ülkede gerçek bir muhalefetin zuhur etmemesi,  AKP'yi kaderimiz haline getirdi. Boğucu bir  "alternatifsizlik krizi"  içerisine girdik.



EKONOMİ  ve  Tutarlılık
“Ekonomi iyi değil aşırı pahalılık var çare ne? İktidara gelmek için ülkenin bütün kaynaklarını seçim rüşveti olarak vermek. Kürt sorunu var evet, çare ne? Ülkenin en faşik adamına iç işleri bakanlığı teklif etmek.  En kötüsü de mülteci düşmanlığı yapmak.”
Mutlu Bulut

Bu ülkede muhalefet diye bir şey yok. Muhalefet olduğu iddia edilen tarihi bir heyûlâ var ve ülkenin üstüne iktidar krizini dayayan yapı biraz da budur.  İktidar memur maaş zammı diyor,  aynısını muhalif de diyor.  Sen gelme o zaman?

Hani ekonomi kötü, Hazine battı batacaktı? Bütün kampanyayı bunun üzerine oturttular. Seçime bir hafta kala da çıktılar kredi kartı borçlarını silme vaadi verdiler. Kredi kartları da ödenebiliyorsa durum iyiymiş demek ki? Çökmedi mi şimdi kampanyanın as maddesi?  Bunlar beşi benzemezi yan yana koymaya iyice alıştı.


Sıkıcı, tekrar ve ruhsuz işler deplasmanda kalmaya mahkumdur. Hep eleştirerek de yol alınmaz. Baktığını gören zaten bozukluğu fark ediyor,  sen ne yapacaksın?  Bunu demekten ve bir ruh / bakış / vizyon ortaya koymaktansa  sabah akşam gıy gıy...

Her seçim oylar çalınıyor ve başarı böyle geliyorsa eğer... O zaman İmamoğlu ve Yavaş da hileli geldi demektir? Kendiniz kazanınca âdil,  başkası kazanınca "çalındı". Oysa Kılıçdaroğlu'nun kazanması sıradışı olandı zaten en baştan beri?  İyi hazırlık yapılması ve güçlü bir söylemle ortaya çıkılması gerekirdi;  herkese mavi boncuk  (MV koltuğu)  dağıtarak değil. Ama kendi kendilerini dolduruşa getirip, farklı görüşleri takip etmeyen bu kapalı kitle;  yalan habere olan tutkusuyla  havalara girip bir de daha gelmeden insan yargılamaya;  giyim kodlarını, başkanlık sistemini filan değiştirmeye kalktı. Sokak söyleşilerinde görüşlerini kendince açıklayan iktidar partisi taraftarlarına hakaretler savuruldu.  Son dönemeçte milliyetçi oyları kendilerine çekebilmek için Ümit Özdağ ile el sıkışınca,  eldeki HDP oylarında da düşüş kaydettiler.

Zaten kendi ideolojilerine ve parti çıkarlarına hizmet etmiyorsa; anında satmayacakları hiçbir sözde vefaları yok. Ara Güler hadisesini hatırlayın. Yıllarca "koca çınar, üstad" dedikleri adam, Hendek olayları sırasına CB ziyaretinde bulundu diye demediklerini bırakmamışlardı.  (2018)

Bana asıl ilginç gelense;  genellikle kadın hakları, kadın cinayetleri lafını dillerine dolamış sol akımdaki kişiler; gerçek hayatta kendi ortamlarındaki kadın sorunlarına duyarsız olabilen, ruhsuz, yine genellikle kariyerist tipler.  Kendisinden 45 derece farklı düşünen bir kadın yanında işkence ile öldürülse sıfır tepki verir,  hatta oh olsun bile diyebilir kimisi.  Bunlar  "kadın hakları,  kadınlarımız,  Türk kadını"  falan filan...
(Misal:  Melis Alphan)   (Misal: Nur SERTER)

Çocuk tacizi gibi bir konuyu bile iktidar partisine bağlayabilen;  neredeyse tarikatler dışında taciz olayı yaşanmadığını iddia edebilecek kadar din düşmanı ve kafayı sıyırmış;  aslında ne kadına, ne çocuğa, ne hayvana, ne mağdura (ne depremzedeye) karşı empati kurabilen;  dillerine doladıkları bunlara zerre değer vermeyen,  sadece şablon olarak vitrinlerinde kullanan;  sağduyu ve basiret kavramları çökmüş kişiler.  Tüm bu trajedilere,  iktidara karşı kullanabilecekleri muhalefet malzemesi olduğu sürece duyarlılar.  Bu ikiyüzlülüklerini maskeleyebildiklerini sanarak hep iyiliği kendilerine,  kötülüğü "karşı tarafa" yontmaları sorun.  Arada dürtüp  "her şeyiniz ortada"  demek lazım.




“CHP, Fethullahçılar için yaptığı adalet yürüyüşü için özür dilemeli.”

“Cumhurbaşkanını eleştirmek için malzeme o kadar çok ki,  diploma varken yok demek saçmalığına müracaat etmek bana çok akılsız bir girişim olarak geliyor. Girişim sayısının çokluğu veya atılan yumruk sayısı değil,  işe yarayan girişim,  vuran yumruk muhalefete lazım.”

“Sırtını Amerika'ya Yaslayanlar Yenildi! Sırtını Fethullah'a Yaslayanlar Yenildi. Sırtını PKK'ya Yaslayanlar Yenildi. Sırtını Süleymancılara Yaslayanlar Yenildi. Sırtını Almanya'ya,  İngiltere'ye,  Fransa'ya Yaslayanlar Yenildi.”

“Bu son seçim idiyse ve muhalefet bu görüşte samimi ise  CHP,  İyiP,  HDP  hemen kendini feshetsin de seçmenleri yalan söylendiğini düşünmesin.”
Atila Demirkasımoğlu,  Facebook    (1)  (2)  (3) 



“ Y-CHP  "kripto"  karesine teslim
K.KILICDAROGLU
SEZGIN TANRIKULU
C:KAFTANCIOGLU
MAHMUT TANAL
Alevi, demokrat maskeli kriptolar CHP nin ipini cektiler.
Ekmek icin Ekmelettin, gel bakalim Muharrem, Abdullah Gül denemeleri ve sonunda da hesap uzmani marifetiyle meclise sokulan 40 a yakin AKP-FETÖ eskileri”
Vasıf Kayhan Bayırlı,  Facebook



“Değişim için on yıllarca ciddi ve sistemli çalışmak gerekir, öyle iki ay efelik yapıp değişim beklemek hiç olur mu?
Var mı öyle üç kuruşa beş köfte.  Boşuna heveslendiler, olmayacak duaya amin dediler...  Aman dedik hayal kırıklığı olmasın,  boş beklentiler olmasın...

Son hafta seçimle ilgili yazmadım ama kaç kez dilimin ucuna geldi, yuttum. Minik bir partinin lideri çıktı, KK’ya ülkeye ve anayasaya ihanet etmeyeceğine, terörden uzak duracağına dair protokol imzalattı. Olacak şey mi.  Yani “imzalamazsam ihanet mi edeceğim?” diyemedi mi? Kaldı ki, son düzlükte kıvırtma kabul görür mü? Ama işte susup oturduğum yerde içim daraldı,  Atatürk’ün partisine böyle lider utançtan başka ne getirir.

Her neyse, muhalefet bu kafayla giderse gelecek seçimde de aynı şey. Ondan sonrakinde de aynı şey.  Beş seçimdir uyardığımız, beş seçim daha olur. Şayet ciddiyseniz ciddi olun, ciddi çalışın, moralinizi bozmayın ve siyaseti öğrenin. Türkiye’yi öğrenin. Öncelikle de CHP’yi öğrenin. CHP’yi normal bir parti sanmayın. Boş hesaplarla olmayacak şeylerin peşinde koşmayı bırakın.... Bu sıkıntıları 40+ yıldır çekiyorum.  Hayal kurup onun üzerinde siyaset yapılıyormuş gibi kumda oynanmasından bıktım.
İşte geldik gidiyoruz,  artık siz bilirsiniz.”  (1)
---
“CHP’nin ne kadar çürüdüğü bir yana, muhalefetin büyük kısmını bloke edip etkisizleştirmesi ayrı bir büyük dert. CHP değişmeden veya Türk siyasetinden silinmeden gerçek ve olumlu bir değişim imkansızdır. Değişmesi olanaksız sayılabilir çünkü tüm köşe başlarını tutmuşlar. Daha girdiğin ilk sokakta biat etmeyeni tasfiye ediyorlar. Kapanması da zor, çünkü hangi iktidar böyle yararlı ve kullanışlı bir muhalefetten vaz geçebilir.  Bu parti muhalefetin kırılmaz zinciri olarak kemikleşmiştir.  CHP var oldukça AKP gitmez dedik, ahanda! yirmi beş yılı garantiledi bile. Sayelerinde elli yılı da bulurlar, bu gidişle.”   (2)
Mehmet Tanju Akad   (MTA)



Zaten RTE de çoğu seçim dönemi boşuna  "Allah her iktidara böyle muhalefet nasibetsin"  demiyor.  Tabanı ve tavanıyla geri zekalı ve irinlerle dolu bir kitle,  ülke seçmen nüfusunun yarısına sövüyor da sövüyor.  Onlar söve dursun;  ben yine,  bilmem kaçıncı kez,  bu blogda bir CHP yazımı daha  Hakkı DEVRİM'in  2009'daki bir köşe yazısından alıntı ile noktalıyorum.

"CHP gündemden düşeli bence 59 yıl geçiyor.  1950 CHP'nin sonuydu. Darılmayın, gücenmeyin! Zorla ayakta tutacağız diye, tarihî bir kuruluşu hortlağa döndürdünüz. (...)  Zemini boşaltma kararına varın ki, sahici bir muhalefet de neşvünemâ  («gelişip büyüme»)  imkânı bulsun."

"(Erdoğan) Ne kadar saçma bir şey söylerse söylesin, rakipleri daha saçmasını söylüyor. Erdoğan'ın karşısında hiçbir şey yok."



*  Radikal
** Atila Demirkasımoğlu


Radikal,  15 Temmuz 2016,  televizyon,  DTP/BDP,  Kürtçe,  Cananlar,  Fethullah, Hakkı Devrim,

Hiç yorum yok: