16 Ekim 2010 Cumartesi

KADER

.
Şu an saat sabahın 6'sı.  Saatlerdir uyuyamıyorum. Gözlerimi kapadığımda,  kaçmak ve unutmak istediğim gölgeler beni yakalıyor. Bense her zaman yaptığım gibi  unutmak için  bir şeylere sarılıyorum yine;  ta ki bir dahaki karşılaşmamıza kadar...

Bugün, insanın yapması gerekenleri geciktirmesinin kaderini değiştirmeyeceğini öğrendim.
Evet ben bunu daha yeni öğrendim.
Ve kaderde öyle bir sınır var ki,  geçmiş ve bugünle tüm bağlarını kopartmadıkça, Zaman seni rahat bırakmıyor. Bir örümcek ağı gibi sanki. Dönüp dolaşıp kendini yine aynı çemberin içinde bulmak, aynı çıkmazda debelenmek hem de yıllardır, yıllardır...
Mesela 20-30 yıl desem?   "Kader"i sadece sevgilisinden/nişanlısından/eşinden ayrılmaya indirgeyenler;
onlar anlar mı bunu mesela?  Ya "Her şeyi ben bilirim"ciler?

Peki bu çember nasıl kırılacak?  Üstelik asıl soru önümde duruyor:
Yaşamı ve yeni bir başlangıcı hak ediyor muyum ben?

Bu soruların cevaplarını bilmiyorum. Muhtemelen sonuna kadar da sadece soru olarak kalacaklar zihnimde.
"Bir çıkış olmalı, bir çıkış olmalı" diyor içimdeki mantığın sesi. Oysa:
NO WAY OUT!
Artık kendini kandırma yani!


"Ümit"  gerçekten insanın içini yaralayan, onu deşen, terbiye eden...
Sanki Ruh'un limon suyu.
Nietzsche: "ÜMİT EN SON KÖTÜLÜKTÜR, ÇÜNKÜ İŞKENCEYİ UZATIR" demiş.   Kim bilir, belki de ümit Ruhumuzun baş işkencecisi.
Bütün hayal kırıklıkları ve acılar bir ucuyla ümide dayanmıyor mu nasılsa?
Yine de hayata tutunduğumuz dal onun üzerinden oluyor. Belki de yanlışı burada yapıyoruzdur, kimbilir?

Karşılıksız sevgi, iyilik, hoşgörü, terbiye... Bunlar zaten çoktan kitaplarda kalmış Soyut kavramlar. Belki de varoluşun başından beri hep böyle idi bu.
Bilemiyorum.
Dediğim gibi:  Bugün sadece, "insanın yapması gerekenleri ve zamanı geciktirmesinin, kaderi değiştir(e)meyeceğini öğrendim."


1 yorum:

canilecanan dedi ki...

Kader denen bir daire var, bazı odalar mühürlenmiş. Yapacak bir şey yok.