1 Şubat 2009 Pazar

Gündemdekiler (Ocak 2009)




Semra Yücel (Kaynana Semra Hanım):
Flash TV'de "Semra Kaynana ile Dest-i İzdivaç" isimli programı sunuyor. Reytingleri ne durumda bilmiyorum ama izleyeni var, evlenmek üzere yayına başvuranı da...

Bendeniz şahitliğin önemine ve arabuluculuğa inanan biriyimdir. Semra Yücel'in şahitliği ve aracılığıyla kurulan bir evlilikte her zaman korku ve cinnet ihtimalinin/korkusunun var olacağı kimsenin aklına gelmiyor mu acaba?
Gidenler sanırım ya yukarıda sözünü ettiğim kavramlara pek saygı duymuyorlar ya da zaten fazla düşünmeyen insanlar. Burada dengesiz, sinir hastası, tek oğlu altın vuruşla çekip gitmiş, kızını da medya önünde binbir lafla eşinden boşatmış bir kadın var. Belki de bir zamanlarki eşinden bu şekilde öç alıyordur kendisi.

Sonuç itibariyle, "Dinmeyen ego, bitmeyen arzu, bakınız bir televizyon starı yaratıyor." (Okan Bayülgen, Disko Kralı)

"Parayı görünce dengesizliğinden eser kalmamış kaynana. Aslında hala dengesiz ama çıkar için dengeli taklidi yapıyor.
Siz onu sunduğu evlilik programının dışında görün bir de.
Kim bu kadınla aynı ortamda bulunmak ister?" (enel hakki, Private Sözlük)
____________________________________________________________


Arif Verimli:
Özellikle bir dönem (aslında hâlâ da devam eden epeyce uzun bir dönemdir) televizyon ekranlarında boy gösteren milli akademisyenimiz. Pardon sinir hastalıkları şeysimiz.

Kendisi yıllar boyunca Esra Ceyhan programlarının kadrolu elemanı tadında ekranlarda arz-ı endam ederken; beri yandan Reha Muhtar'la Ateş Hattı, Savaş Ay'ın meşhur programı A Takımı ve burda yazmakla bitmeyecek bilimum tartışma programından geldik günümüze... Seda Sayan ve Müge Anlı'nın sabah programlarında düzenli olarak görevini sürdürmekte, farklı yayınlardaki kimi mesailerini saymazsak tabi.

Allah sağlık sıhhat versin, düşüncelerini açıklarken sanki gazından kıvranıyormuş gibi sürekli acayip hareketler yapan bu değerli doktorumuz, medya ile arayı iyi tutayım derken aşırı popülarite kazanmış biri. Televizyona çıkmaktan ve basına demeçler vermekten arta kalan hangi zamanında (Cidden yani! Hangi zamanda?) bir uzman olarak araştırmalarını ve çalışmalarını sürdürüyor, hastalarıyla ne vakit gerçekten ilgileniyor, diye merak etmiyor değilim bazen.

Türk psikiyatristlerin en nefret ettiğim ve en zararlı bulduğum davranışı olan ekranlardan peçete, ay pardon, reçete dağıtma yanlışını yapanlardan biri. Bir de evladının uyuşturucudan öldüğünü canlı yayında annelere söyleyip hengamede bağrışıp çığrışanları teselli ediyor. Yaptığı zor bir iş gerçekten.
____________________________________________________________

Perihan Mağden:
Radikal gazetesindeki yazılarına ara vereceğini açıkladı.
(Son iki yazısı için: Derken ve Hesap veriyorum)
____________________________________________________________


Yalçın Küçük:
Ergenekon Davası sırasında o da tutuklandı ve sorgulandı. Dolayısıyla yine sıklıkla ekranlarda. Bir zamanlar bu adam hiç televizyona çıkmazdı, orucunu bir bozdu tam bozdu doğrusu. Son olarak bu haftaki 32. Gün programında denk geldim kendisine. Şamil Tayyar denen, konuşma yeteneği ve bilgi derinliği olmayan (hatta heyhat!) bir adam vardı karşısında, aklınca Yalçın Küçük'ü iğneledi durdu yayın boyunca. İşte böyle değerlinin karşısına değersizi koyduğunda değerli olan sanki daha bir Hint kumaşı gözükür ya kuzgunun gözüne, aynen öyle oldu.
Bu arada Yalçın Küçük'teki kafa karışıklığını da gözlemleme şansım oldu. Bu tarz adamlar konuştukça, koskoca insanlık tarihi boyunca Ademoğlunun "yönetim"i yüzüne gözüne bulaştırdığı yönünde karamsar bir görüş sardıkça sarıyor beni.
Yalçın Küçük kendisini ısrarla "orducu" diye niteledi. Ancak Kenan Evren'e de Hilmi Özkök'e de eleştirileri var. Savunduğu "ordu"nun; solcuları ve milliyetçileri, bu ülkenin itici gücü olabilecek insanları, ve nitelikli eğitim ümidini defalarca baltaladığı için bugün Kasımpaşalı ekolüne gelip dayandığımızı göremeyecek kadar saf bir adam değilse eğer, o da bir "kafa karıştıralog". Sokaktaki çöpçüden köşebaşındaki fahişeye kadar herkesi Sabetayist ilan eden Yalçın Küçük, bombalarına devam ediyor.
____________________________________________________________


Ali Babacan:
Mevcut Dış İşleri Bakanımız. Ama daha çok Sanayi Bakanı veya Ulaştırma Bakanı gibi geliyor bana veya Enerji Bakanı gibi... Dış görünüş, hal ve hareketlerine bakın. Tam bir Arap yöneticiyi andırmıyor mu? Diplomasi ve dış ilişkilerimizde, şekilsel düzeyde bile oldukça şeyin değiştiğini, kendisi ve türbanlı genç eşinden çıkarımsamak kolaylıkla mümkün.


____________________________________________________________

Recep Tayyip Erdoğan:


Nâm-ı değer Davos fatihimiz. Ne fetih ama, adamın Türkiye'ye gelişi bile ücretsiz metro seferleriyle karşılandı. Gönüllerde taht kurdu! Öte yandan bizzat İsrail'in tepki çeken aşırı hareketleri ve saldırganlığı sebebiyle bir facia olarak nitelenmedi bu durum/fevriliği dünyada.

Hatırlarsanız bir ara ülkemizde "delikanlılığın kitabını yazan" arkadaşlar türemişti ekranlarda, oturdukları yerden rutin tavır ve hareketleriyle kitap yazardı bu Kasımpaşalı arkadaşlar. RTE de kışkırtıldığında kolaylıkla o eşiğe yanaşıyor.

Murat Belge şöyle diyor bugünkü yazısında (1 Şubat, Taraf) :
"Öfkeli ve vakur, öfkeli ve zarif olmak mümkündür."

Başbakanımız bu noktaya artık gereğince yoğunlaşmalı. Başparmağını her sinirlendiğinde dikine dikine kameralara sallamamalı. Yoksa İsrail Cumhurbaşkanı Peres'in münasebetsiz benzetmesi (İstanbul'a bombalar yağması örneği) birgün gerçek olabilir.
____________________________________________________________


Hiç yorum yok: